KEMENÇE İLE MEZARA GİDENLER

Devrimci Karadeniz 08/04/2017 KEMENÇE İLE MEZARA GİDENLER için yorumlar kapalı
KEMENÇE İLE MEZARA GİDENLER

Türkan Balaban

Pontos müziği denilince aynı Karadeniz gibi bazen dalgalı, bazen sakin duygu yüklü şarkılar geliyor aklımıza. Pontos insanı olarak; tez canlı, hızlı, konuşurken elleri kolları hareket eden, bazen bir fırtına, bazen yemyeşil doğanın olgunluğunu sergileyen bir yapıya sahibiz ve bu müziğimize de yansıyor. Peki bizi bir araya getiren kemençe bunun neresinde…

Resmi tarih açısından bakarsak kemençe bunun hiçbir yerinde. Cumhuriyetin kurucuları tarafından Karadeniz diye adlandırılan coğrafyada, birçok halk yaşıyor. Hemşinliler, Lazlar ve Gürcüler gibi Rumlar da bunun bir parçası. Hatta asli unsurlarından bir tanesi. Ama bu coğrafyanın son yüz yıllık müzik serüvenine baktığımızda ( son on yıla kadar istisnalar dışında) Rum kemençecilere, Rum sanatçılara rastlayamıyoruz.  Tabi burada cumhuriyetin ilanı ile birlikte İstanbul Belediye Konservatuarı ve yıllar sonra TRT’nin öncülüğünde yapılan halk şarkıları derlemelerinden söz etmek gerekir. Bu derlemeler aslında halk şarkılarının orijinal sözlerinin yerine Türkçe sözler yazılarak, enstrümanlar değiştirilerek, karıştırılarak bir ‘Karadeniz müziği’ tanımı ortaya çıkarılmıştır.

 

KARADENİZ MÜZİĞİ TANIMLAMASI DOĞRU MU?
Karadeniz Müziği, yer yer melodik farklılıkların, bütünüyle de dilsel farklılıkların Türkçe ile ortadan kaldırıldığı yeni bir müzik yaratılmasıdır. Dolayısıyla artık Rum müziği, Laz müziği, Gürcü müziği, Ermeni (Hemşin) müziği yoktur; Karadeniz müziği vardır.

Bugün en fazla yer değişikliklerinin, yer isimlerinin Türkçeleştirildiği yer yine Karadeniz bölgesi olarak adlandırılan coğrafyadır. Maalesef sadece yer isimleri değiştirilmedi. Şarkılarımız değiştirildi. Hatta daha da kötüsü yapıldı. Derleme adıyla, şarkılar bambaşka hallere sokuldu. Örneğin bir ağıt olan ‘Tin Patridam Measa / Vatanımı Kaybettim’ şarkısı bugün başka şekilde uyarlanarak poplaştırıldı, popüler hale getirilerek içi boşaltıldı.
Asimilasyonun, yok etmenin, soykırımın bir parçası karşılığı Pontos Rum müziğinin de hasır altı edilmesi, yok edilmesine tekabül etti.

 

LAZCA, HEMŞİNCE ve GÜRCÜCE ŞARKILAR
1990’lardan sonra Kazım Koyuncu ile birlikte Laz müziğinden bahsedebiliyoruz.  Lazların kalbindeki Kral Kazım Koyuncu ‘Lazım’ deyip Lazca şarkılar söyleyerek “Karadeniz müziği” denilerek, tek tipleştirmeyi amaçlayan asimilasyon çabalarına DUR dedi.
Kazım Koyuncu, sadece şarkılar söylemedi, devrimci bir Laz kimliğiyle toplumsal birçok soruna karşı durmuştu.
2001’lerde Vovo adlı müzik grubu, Hemşince albüm çıkarttılar. Beğenerek dinlenen bu albümün Türkiye’de ilk Hemşince albüm olduğu söyleniyor. Hatta daha sonra Erivan’da ve Moskova’da konser vermişlerdi.
Gürcüce şarkılarda Bayar Şahin’in çok kıymetli çalışmaları oldu. Çok sesli müzik grupları da değerli katkılar sundu.

 

KEMENÇE İLE OYNUYOR, KEMENÇE İLE MEZARA GİDİYORUZ
Ama bunların içerisinde Pontos Rum müziğine ilişkin ya da Pontoslu Rum sanatçılara ilişkin çok bir şey söylemiyoruz. Böyle hasır altı edilmiş, böyle yok edilmiş, böyle üstüne beton dökülmüş bir durumdan bahsediyoruz.

Normalde çok köklü, çok eskilere dayanan bir müzik tarihi olmasına rağmen, bugün insanlar 2000’li yıllarda yeni yeni dinliyor, keşfediyor. Ki bunu keşfederken de dinlerken de çok geçmişe bakılmıyor. Tarihe bakılmıyor. Halbuki 1910’lu yıllara kadar dayanan bir kayıt geleneği var Pontos Rum müziğinde. Ancak Karadeniz müziği tanımına uygun popüler bir noktadan yaklaşıldığı için geçmişi, Pontos Rum müziği de görmezden geliniyor.

Kemençenin bizi bir araya nasıl getirdiğini düşündüğümüzde de bu sorunun yanıtını Türkiye’de Tamama, Tolika, Gizli Din Taşıyanlar, Neden Kardeşim Hüsnü gibi kitaplarıyla tanınan Pontoslu Rum Yorgo Andreadis bugün Pontos’ta yaşananlara seslendiği bir konuşmada şöyle veriyor.

Almanya’da yaptığı bir konuşmada Pontos’a seslenen Yorgo Andreadis, şöyle diyordu:
’’Biz sizi ne dost ne de komşu sayıyoruz. Biz sizi kardeş sayıyoruz. Dünyada Müslüman inancına sahip ve Kuran’a inanan milyonlarca insan var. Yine dünyada Hristiyan inancına sahip ve İncil’e inanan milyonlarca insan var. Ama dünyada sadece biz kemençeyi seviyor, kemençe ile oynuyor ve kemençe ile mezara gidiyoruz…’’

30 Aralık 2015te memleketine Trabzon’a hasret hayata gözlerini yuman Andreadis’in de dediği gibi bu dünyada sadece biz kemençeyi seviyor, kemençe ile oynuyor ve kemençe ile mezara gidiyoruz.

Dünyada sadece Pontoslu Rumların çaldığı ve o çalgının yanında da oynadığı bir şekli var. Çünkü Pontoslu Rumlar 1923’ten sonra yaşanan Mübadele Anlaşması’nın ardından dünyaya yayıldıklarında mahrum edildikleri temel bir hakkı keşfettiler: Birliktelik hakkını.
Evriumes pantu, biz her yerde bulunuruz.

Ve gittikleri her yerde bir kemençe sesi duyduklarında söyledikleri bir söz vardır, temeteron en, Apo emas en, yani bizden biridir.  Pontos tarihi, belleği, insanları sesleri bunu haykırır. Emis aderfia imes, biz kardeşiz.  Çünkü kemençe bugün sadece Pontoslu Rumların bulundukları yerde onları birleştiren, bütünleştiren karşılıklı dayanışmanın, birliğin ve birbirini tanımanın ifadesidir.

Kimlik duygusunu, kimliklerinden ortak geçmişlerinden dolayı gurur duymaları hissini sağlayan, onları onurlandıran kemençe duygusal olarak ruhen, zihnen onlara yaşam verir, canlandırır, birleştirir.

Kemençe bir silaha dönüşür aslında bizim ruhumuzda. Kimliğin müzikle isyan etmesidir.

 

KEMENÇE SADECE PONTOS’TA YAŞIYOR
Peki kemençenin tarihine baktığımızda özellikle halk bilimci Dr. Mustafa Duman’ın çalışmalarında tam olarak kökenini bulamadığını Mahmut Ragıp Hocanın bu konudaki çalışmalarını kaynak olarak gösteriyor. Trabzon Araştırmaları Merkezi Vakfı’nın (TAMEV) yayınladığı Kemençemin Telleri adlı bir kitabı bulunan Dr. Duman kemençenin kökenini ise şöyle anlatıyor:

“Kemençeyi en iyi biz çaldığımıza göre, şu an bizim kültürümüzdür. Ancak, nereden gelmiştir? Farklı görüşler var ve ben kesin bir sonuca varamadım. Eldeki bulgular kemençenin Güney Fransa’dan geldiğini gösteriyor. Elimizde oradan geldiğini kanıtlayan bir fotoğraf bile var, ancak bu kesin bir netice değil. Bazı araştırmacılar, Farsça ‘kemançe’ sözcüğünden, kemençenin İran menşeili olabileceğini söylüyor. Elimizde 1200’li yılların Fransa’sından kalma bir kemençe resmi var. O yıllarda Osmanlı Devleti daha kurulmamış, düşünebiliyor musunuz? Fransız kaynaklarında yer alan bu kemençe resmi, üç telli Karadeniz kemençesi… Peki, Fransa’daki kemençenin Trabzon’da ne işi var? Trabzon, tarihin ilk dönemlerinden bu yana (buna Bizans zamanı da dahildir) büyük bir limandı ve Cenevizliler, kemençeyi ticaret gemileriyle Trabzon’a getirmişlerdir. Araştırmalar bunu gösteriyor. İlginçtir, daha sonraki dönemlerde bize getirdikleri kemençeyi Avrupalılar evrimleştirerek kemana dönüştürmüştür. Oysa biz kemençeye en doğal haliyle sahip çıktık. 1200’lerde de üç telliydi, 2000’li yıllarda da üç telli… Avrupai ve çok sesli bir çalgı olarak hayatını sürdüren kemençeyi kim icat ederse etsin önemli değil. Şu anda bunu en iyi çalan biziz.’[1]

Ama bütün otoritelerin kabul ettiği şöyle bir şey var. Kemençenin Pontos’a nasıl geldiği tam olarak bilinmiyor. Ama sadece Pontos’ta, o bölge insanının çaldığı bir yaylı saz olarak geçiyor. O yüzden bugün Avusturalya’ya da gitseniz, en çok Pontoslu Rumların yaşadığı ülke olan Yunanistan’a da gitseniz, Almanya’ya da gitseniz, Dubai’ye de gitseniz, İsviçre’ye de gitseniz, ABD’ye de gitseniz bir kemençe müziğini duyduğunda ayakları oynayan insanlara rastlarsınız. İşte bu müzik, bu duygu hali, bu özlem bizi bir araya getiriyor.

Mübadelenin ardından 3 bin yıllık topraklarından sürgün edilenlerin gittikleri ülkelerde de kemençeyi hala yaşatmaları, tutkularından, köklerinden, geleneklerinden hiç vazgeçmemeleri de bunu gösteriyor. Mübadelenin ardından insanların eşyalarını bile yanına alamadan topraklarını terk etmek zorunda kaldıkları bir anda kemençesini gömleğinin altına saklayarak, zorlu ve günlerce süren yolculuğun ardından Yunanistan’a götürmeyi başaran Trabzonlu Rum Niko Pavlimidis gibi. Ve yaşadığı yıllar boyunca da salonunun en baş köşesinde asılı durur o kemençesi. Şarkı söylemekten ve kemençe çalmaktan da hiç vazgeçmez.

 

Niko Pavlimidis, Trabzondur Yolumuz.

Türkiyeden ve mübadil Rumlardan önemli kemençecilerden bazıları ise şunlardır:

MAÇKALI KEMENÇECİ KALİONTZİDİS
Bugün Yunanistan’ın en ünlü kemençecilerinden Kaliontzidis 1960’da Pontos göçmeni bir ailenin çocuğu olarak Kavala’da doğar.
Babası Christos Trabzon – Maçka’nın Kosma köyünden, annesi Anatoli ise Trabzon merkezdendir. Çift genç yaşta İstanbul’a gitmek zorunda kalmış ve mübadele ile Yunanistan’a göçene kadar İstanbul’da yaşamıştır. Her Pontoslu mübadil gibi dereleri, dağları olan biraz da olsa memleketlerine benzeyen bir yer ararmışlar Yunanistan’da.
Kaliontzidis kemençeyi birçok Pontoslu genç gibi babasından öğrenir. Michalis’in söylediğine göre baba Christos Bizans müziğine, özellikle de ilahilerine hakim bir müzisyen, ayrıca da oğlunun ilk müzik öğretmenidir.

16 YAŞINDAN İTİBAREN FESTİVALLERDE, DÜĞÜNLERDE KEMENÇE ÇALMAYA BAŞLAR
Kaliontzidis 16 yaşından itibaren düğünlerde, festivallerde, ve muhabbetlerde çalmaya başlar. Kars Rumlarından ‘ Pontos’un Bülbülü’ lakaplı Chrysantos Theodoridis’in konserine çıkmasıyla da ünlenir.
Daha sonra birçok Pontoslu sanatçıyla birlikte çalışır. Bir diğer Doğu Pontoslu sanatçı Gıorgos Lafazanidis ile yaptıkları çalışmalar unutulmazlardandır.
22 yaşında konservatuara girer. Albümler ve dünya turneleri peşi sıra gelir.

 

1988 YILINDA KEMENÇE ÖĞRENME ATÖLYESİNİ KURAR
Michalis Kaliontzidis’in Pontos kemençesine en büyük katkısı 1988 yılında Atina’da LYRA isimli Pontos Kemençe Öğrenme Atölyesi’ni kurmasıyla olur. Bu fakülte birçok kemençe hocası yetiştirir. Bugün hala Yunanistan’ın birçok bölgesinde Pontoslu gençlere kemençe öğretmeye devam etmektedir.
Karahalana sitesi için Vahit Tursun’un yaptığı röportajda “Karadeniz deyince aklınıza olumlu/ olumsuz gelen şeyler nedir?’ sorusuna ‘Karadeniz denildiğinde aklıma pek çok şey gelmez. Çünkü sizin Karadeniz dediğinizi, biz Efksinos Pontos olarak öğrendik. Pontos adını duyduğumda da kalp atışlarım daha da hızlanıp ruhum hareketleniyor. Aklıma hem iyi hem ağır şeyler geliyor. Başka ne diyebilirim ki size’ demiştir büyük sanatçı.
Kaliontzidis’in en büyük hayali ise anne ve babasının memleketinde, Pontos’ta bir konser vermektir.

 

HEYKELİ DİKİLEN KEMENÇECİ GOGOS
Yunanistan’da Kalamria’daki evinin önüne heykeli dikilen ve mükemmel çalma sitilinden dolayı kemençenin Patriği olarak nitelendirilen tek kemençeci olan Gogos Petridis, küçük yaşta kemençe çalmaya başlamış. Tüm yaşamı boyunca kemençe çalan Gogos, 1983 yılında vefat etmiştir.

 

 

GİRESUN’UN GURURU PİÇ OĞLU OSMAN
Picoğlu Osman, 1317 (1901) yılında Görele’nin Daylı köyünde dünyaya geldi, iki defa evlendi, ilk evliliğinden üç kızı, iki oğlu oldu. Oğulları Ali ve ismail rahmetli olmuşlardır. Kızları ise hayattadır, ikinci evliliğinden ise çocuğu olmamıştır. Babası İsmail Efendi de kemençe çalardı. Kemençeyle ilk tanışması babası sayesinde olmuştur. Küçük yaşta babasını kaybedince, o yılların en ünlü kemence üstadı Karaman Halil Ağa’nın (Kodalak) yanında iki yıl kadar keçi çobanlığı yapmış, bu sayede kemençe çalmasını da öğrenmiştir. Üstün zekası ve kabiliyeti nedeniyle çok kısa zamanda bilgi ve görgüsünü geliştirmiştir.

Karaman Halil Ağa, Osman’a hemen hemen tüm bildiklerini öğrenmişti: ‘Tuzcuoğlu Horon Havası’ hariç… Malum, her ustanın, çok önem verdiği bir şeyi kimseye öğretmeyip, kendisine saklaması bizim geleneklerimiz arasındadır. Karaman Halil Ağa, Osman’ı çok severdi ama; kıskanırda da ‘Tuzcuoglu Horon Havası’nın üstüne de çok titrer, onu kimsenin öğrenmesine tahammül edemezdi. Osman bu ya, zeka ve kabiliyet Allah vergisi! Şeytana pabucu ters giydirecek kadar da kurnaz ve muzip… Ne pahasına olursa olsun, bu havayı öğrenmeyi kafasına koyar Arkadaşlarıyla bir plan yapar. Plan şöyledir: Osman bir köprünün altına saklanacak, arkadaşları da Halil Ağa’ya ‘Ağa, hele şu Tuzcuoğlu’nu çal da dinleyelim’ diyecekler. Nitekim, plan aynen uygulanır. Ağa, kemençenin yayına öyle bir coşkuyla asılır ki, Osman’ın köprü altında saklandığını ruhu hile duymaz. Osman ise, pürdikkat noktası noktasına bu havayı kafasına yerleştirir. Artık herşey tamamdır.Başka bir gün Şalaklı’da bir düğünde Osman, Halil Ağa’nın yanında bu havayı çalınca kıyamet de kopar. Kan beynine sıçrayan Ağa, belindeki tabancayı çektiği gibi: ‘Ula ben saa(sana) her gaydayı öğrettim, bunu da mı çalacaktın piçoğlu piç!’ diye küfürü basar. Tabancanın tutukluk yapmasıyla Osman canını kurtarır. Kurtarır kurtarmasına da, bu olaydan sonra da ‘Piçoğlu Osman’ lakabıyla anılmaya başlar…

Piç oğlu Osman’ın Rumca – Türkçe söylediği Romiko şarkısı

 

FARKLI ÇALIŞ STİLİYLE BAHATTİN ÇAMURALİ
Bahattin Çamurali, 1931 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinin Cida köyünde dünyaya gelmiştir. Önemli bir kemençe üstadıdır. Farklı çalış stiliyle birçok kemençeciye örnek olmuştur. Görele, Akçaabat, Tonya’nın kesik kısa melodik hızlı ritmik riflerin aksine ezgisel yönü ağır basan Sürmene’ye özgü bir tarzı vardı. Tok melankolik sesine uygun kalın sesli kemençeyi ustalıkla kullanıyordu. 1991 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. Derlediği ve bestelediği türküler ve kemençe tekniği açısından tüm zamanların en iyi kemençecilerindendir.

Bahattin Çamurali,  halk müziği ve sanat müziği melodilerini de kemençeye uyarlamış ve başarılı olarak çalmıştır. Daha önce pek kullanılmayan veya bilinmeyen ve çıkarılması zor sesleri yakalamış ve bu tarzı ile daha çok dinleyicinin kulağına değil, yüreğine hitap etmiştir.[2]

Bahattin Çamurali’den Sürmene Sallaması

 

YENİ NESİL KEMENÇECİLER

 

MATTHAIOS TSAHOURİDİS

1923 Mübadele Anlaşması’nın ardından  Gümüşhane Santa bölgesinden gönderilen Rum bir ailenin çocuğudur. Yeni nesil kemençe sanatçıları içerisinde Yunanistan ve Türkiye’de önemli bir hayran kitlesine sahiptir. Kemençenin en iyi virtüözlerinden kabul edilen Matthaios Tsahouridis’den Koçari…

 

 

ADEM EKİZ
Trabzon Köprübaşı, Beşköy Beldesinin Kalis (Konuklu) Köyü doğumlu genç sanatçı hem söylediği Rumca şarkılar hem de kemençeye kattığı zenginlikle öne çıkıyor.   Yapımcılığını Güvercin Müzik’in yaptığı, Adem Ekiz’in Nikos Mihalidis ile söz, müzik ve kemençeleriyle var ettiği Selanik’ten Trabzon’a KÖPRÜ adlı albüm ile mübadeleden önce söylenen şarkıların günümüzde de yaşamasına vesile oldu.

Söz ve müziğini Adem Ekiz’in yaptığı Egomothane T’ommatia’m (Gözlerim Doldu) şarkısı

 

NİKOS MİHAİLİDİS
Ailesi mübadele döneminde sürgün edilen Nikos Mihailidis, genç kuşağın en başarılı kemençecilerindendir. Mihailidis, müzikal yolculuğunu ise şu sözlerle ifade ediyor:

“Kökleri tarihin derinliklerine uzanan Trabzon’u, coğrafi bir bölgeden çok, bir yaşam biçimi, yaşama ve ölüme karşı bir tavur, akan zamana karşı devamlı bir direniş olarak gören ve bu coğrafyanın melodik ve ritmik yapısından etkilenen kokularıyla renklerini tenlerinde taşıyan bu insanlara çok şey borçluyum. Onlar sayesinde Trabzon hala aşkın ölümle mücadelesinin şarkı ve dansta bulduğu ifadedir’

Gemiler Giresune, Oy benim sevduceğim

[1] http://www.mavi-nota.com/index.php?link=yazi&no=1626

[2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Bahattin_%C3%87amurali

Yoruma Kapalı.