KÜRT HALKI VE ANNELERİNDEN BİN DEFA ÖZÜR DİLİYORUM

İbrahim Yaylalı

”Uluslarımız arasındaki dostluğu istemeyenler duygularını serbestçe mezarımın üstüne sersinler. Onlara Küsmüyorum. Ama bu dostluğa inanan her kim varsa bana gelip söylesin. Sanırım benim sevincim onu daha bir yüreklendirecek. Fakat bu dostluk gün gelip gerçekleştiğinde ki buna büyük inancım var sakın unutmayın. Biriniz mezarımın başına gelerek gür sesiyle haberi versin. Ben onu duyacağım.” Yorgo Andreadis

Belge yayınlarından çıkan Tolika yı okumuş ve anlatılan gerçek hikayenin dramı beni büyük etkilemişti,aslında tolika nın haykıran sesinin tek olduğunu düşünmüyordum,ve benzer yaşanmışlıkların ardına düştüğümde Andreadisin yani tüm bu acıların peşine düşüp bir dönemin acılarıyla yüzleşmek isteyen yazarın yaşanmışlıkları en az diğerleri kadar acı geldi bana,kırgınlıklarının büyük olmasıan rağmen hiç bir zaman bu coğrafya ya tüm yapılanlara karşın yapanların diliyle yaklaşmak yerine olan bitenlerle yüzleşmeyi yeğ tutmuş ve savaşların ve geç uluslaşmanın getirdiği ayrışma fark etmiş bunun karşısında cephe almış kendi değişiyle su inceliğe bile dikkat etmiş”Bana AİHM’ye git dediler gitmedim Bana yapılan adaletsizliğin giderilmesi için daha birkaç 10 yıl bekleyecek zamanm kalmadığını hesaba katın. Ecelim geldiğinde 90 kuşaktır atalarımın yattıkları Trabzon’a gömülmeme izin verin” kaba anlamda yol alınabileceğini görmüş olduğu halde yinede bunu tercih etmemiş ve kendi değişiyle istediği artık tek şey ata topraklarına gömülebilmek bunun kavgasını bildik siyaset yürütenlerin diliyle haraket etmeyecek kadarda kırılgan yürekli bir hemşerimizdir…

“Tolmanin Dimitro şimdilerde Samsun ile Bafra arasında kalan bir köyün, Yizigöl’ ün köklü ve zengin ailelerindendir. Yizigöl, Birinci dünya savaşından önce Müslüman ve Hıristiyanların bir arada yaşadığı bolluk ve bereket içinde bir köydür. İki halkın ortak anadili “Türkçe’dir”.

1908 KARADENİZDE YAŞAYAN HALKLARI ÖNCE SEVİNDİRİR HER YER BAYRAM YERİ OLUR…
“1908’de meşrutiyetin ilanı ile tüm halkın eşit haklara sahip olması köye huzur getirir yeniden. Bütün köyde sevinçle bayram gibi kutlanır bu haber.

Daha sonra Kosova‘dan Müslüman mübadillerin gelmesi ile huzursuzluk bu sefer kalıcı olarak baş gösterir Yizigöl’de. O sırada boş olan Hıristiyanların evlerine yerleştirilir mübadiller. Para kazanmak için Rusya’ya gidip biriktirdikten sonra dönecek olan Hıristiyanların. Yerli Hıristiyanlar ve mübadiller arasında çözümsüz sürtüşmeler başlar.
1916 İLE ERKEN BİTER SEVİNÇLER…

1916 yılında Osmanlı-Rus savaşı başladığında Bafra için acı günler korkunç deneyimler başlamıştır. 1918’de Sofia dört yaşındayken annesi Eleni ölür. Dimitro evine ve çocuklarına bakabilmesi için yeni bir kadınla evlenir ve bu kadından Tolika adında bir çocuğu olur. Ne yazık ki Tolika’nın kaderi de ablası gibidir; o da 2 yaşındayken annesi Kereki’yi kaybeder.
1908’İN IRKÇI YÖNÜNÜN DEŞİFRE OLMASIYLA UMUTLAR YERİNE KORKUYA BIRAKIR….

İttihatçılar’ın “Tek dil, tek din, tek bir halk” projesi tamiri mümkün olmayan tarihi gerçekler bırakır arkalarında. Sefalet içinde göçe zorlanan, ölümün her an kendini bulabileceği gerçeğiyle yaşayan halk, umutsuzca göçer ana yurdu topraklarından. Ruslar, Bafra’ya kadar gelip, denizden kenti bombalarken Müslümanlar dağa kaçışırken, Hıristiyanlar Rus gemilerine doğru koşarlar; “bir umut kurtuluruz” diye ve oldukça büyük bir kısmı da kurtulurlar”

Kirya Sofia şu an halen Yunanistan’da yaşıyor,ve hala kardeşi Tolika yı arıyor… (Kirya Sofia’nın yaşamını kaybettiğini öğrendik. Devrimci Karadeniz’in notu)

YUKARIDA KISACA VERDİĞİMİZ KONJEKTÜREL DURUM MEVCUTTUR KARADENİZ DE..
Mübadele öncesi çatışmalı dönemdir ve bir çok yerde kötü muamelenin en üst seviyeye cıktığı dönemdir bir cok Karadenizli hemserimiz Rumların öldürüldüğü kötü zamanlardır.Tolika ve ailesi de bu zor dönemde bir Türk ailesinin yanına sığınmışlardır(tabii ki herkes o kötülüğü yapanlar gibi değildi ve yardımlarını esirgemeyenlerde vardı) daha güvenli bir bölgeye(Hacı Ömer) ulaşması için bir köylüye teslim edilir iki kardeş ve Tolika’nın tuvaleti gelir ablasına söyler arabacı Hüseyin’den yardım ister ve kötü yürekli Hüseyin kolundan tuttuğu gibi Tolika’yı arabadan atar.Tolika ne kadar seslense de ”al beni bacikam”. Hüseyin geri donmez ve yoluna devam eder ve bir şekilde abla (Kirya Sofia) Yunanistan’a ulaşır ve Andreadis ile yolları kesişir. Çünkü Andreadis atalarının izini sürmekte ve yaşanan bu güne kadar cok fazla gün ışığına cıkmayan acılarla yüzleşmek için yola cıkmıştır ve belki bir umut vardır belki fiziken hal yaşıyordur diye Tolika’ya ulaşmak için bayağı bir çaba harcamıştır. Hatta Bafra’dan dostlar bile edinmiştir. Yani Tolika’nın kaybedildiği coğrafyadan. Fakat benim de araştırmaları takip ettiğim kadarıyla Tolika’dan bir ize rastlanılmamıştır…

GİZLİ DİN TAŞIYANLAR YA DA ANLATTIĞIMIZ DÖNEM İLE BAŞLAYAN VE BUGÜNE KADAR DEVAM EDEN DEFACTO DÖNEMİYLE KENDİNİ SAKLAYANLAR….

ANDREADİS burada tamamen kendi ailesinin yaşadıklarından yola cıkar ve nasıl kendilerini saklayarak yaşamlarını orada sürdürmeye çalıştıklarını babaannesi olan Afroditi nin anlatımıyla bize sunar
MOLLA SÜLEYMAN VE AKİL ADAM…

“Molla Süleyman, Afroditi’nin dedesi yani annesi Gülbahar’ın babasıdır. O da diğer aile fertleri gibi; Osmanlı’nın gayrimüslimler üzerindeki baskısı arttıkça, sosyal hayatta din değiştirmeden Müslüman gibi davranıp, Hıristiyanlığını gizli yaşamak zorunda kalmıştır. Küçüklüğünde medrese eğitimi gördüğünden, hayatı boyunca köyde sayılıp sevilen bir Müslüman olarak yaşamıştır. Ve Molla lakabını da buradan almıştır. Molla Süleyman için enteresan olan Hıristiyanların da aynı derecede din büyüğü saydığı ve akıl hocası gördüğü biri oluşudur. İki halkın da sayıp sevdiği Molla Süleyman, halklar arasında köprü olmuş ve köyde birçok anlaşmazlıkta arabuluculuk yapmıştır. “(gizli din taşıyanlar Yorgo Andreadis)

Adım adım bize verdiği aslında halkların birbirine nasıl yabancılaşdığı gerçeğidir..hani deniliyor ya toplum mühendisliği egemenlerin birbiriyle çatışmalı olduklarında birbirlerini suclama mekanizması asıl burada işlevselleşiyor hemde mesele halkların birbirne yabancılaşması ise tüm egemen grupların birleştiği bir mühendisliktir bu ve bazen de kasıla kasıla övünerek.. fakat bir yazar ve bir cok yaşanmış gerçek hikaye ile nasıl da bir tekleştirme uygulandığı ortaya koyuyor…

EFKSİNOS PONTOS (dost deniz) ….ATA EVİNE DÖNÜŞ YA DA HER ŞEYİN BAŞLADIĞI YER DÖNÜŞ….

Babaannenin anlatımlarının izini sürer ata topraklarında ve hemşerileri Karadenizliler tarafından sıcak karşılanır bu yüzden bir çok kez ata toprağına gider hatta tek başına barış elçisi gibi çalışır,belki de anormalleştirilen yasamlarımızın Karadeniz’de normalleşmesi için insan üstü gayret gösterir.. Hatta Andreadis “Savaşın güzeli adili olmaz. Bütün savaşlar gaddarcadır ve katılanları kötüleştirir, onun ardında yatan ne olursa olsun… Din savaşları, ulusal ve ırk adına yapılan savaşlar, kardeş kavgaları, insanların içinde sakladığı en kötü özellikleri gün ışığına çıkarır…” dediği 20. yüzyılda gayrimüslimlere ve Rumlara yapılan zorbalıkları anlatan Tamama (Belge, 1996) adlı kitabıyla Abdi İpekçi Türk Yunan dostluk ödülünü alır.

“TOPLUM MÜHENDİSLİĞİN”İN DİKKATİNİ ÇEKER….ya da Türkiye’nin ‘persona non grata’(istenmeyen adam Andreadis)

Halkların birbirine yabancılaşması kabullenemeyen Andreadis’in bu çalışmalarından rahatsız olan kesimler de boş durmaz…
“1998’de Edirne “Sınırsız Kardeşlik” adlı kitap ve kültür haftasına konuşmacı olarak katılır ve konuşmaların sonunda provakatif bir soru sorulur kendisi o süreci söyle anlatır..

“1998 de Amerika Sırbistan’ı bombalıyordu. Konuşmanın sonunda sorular bitmek üzereyken genç bir kadın Kıbrıs’taki Türk-Yunan gerilimi hakkında ne düşündüğümü sordu. Konuşmayı modere eden Profesör ‘Bu politik bir soru. Konuşma boyunca olumlu bir ortam vardı neden bunu soruyorsun?’ diyerek yanıtladı bu soruyu. Ben de “Soruları cevapsız bırakmak zayıflıktır; ona cevap vereceğim” dedim… “Türkiye gibi iyi organize olmuş bir devletin kendi yurttaşlarının problemleri olduğunu duyar duymaz üzerine müttefiklerini geride bırakarak Kıbrıs’ı istila etmesini kabul etmem mümkün değil. Bu gün Sırbistan’da neler yaşandığını görünce Amerikanın desteği olmaksızın Türkiye ordusunun Kıbrıs’ta 23 yıl kalabildiğine de inanmak zor.’

Bu süreci takip eden günlerde işgüzar bir subay tarafından afişe edilir bildik ve tanıdık ifadelerle hemde Pontosculuk yapmakla bunu Karadeniz’e taşımakla suclanır her şey birbirini takip eder ve diplomatik olarak isteneyen adam ilan edilir ve bir çok cizer yazarın imza kampanyası düzenlemesine rağmen maalesef şimdilik burada halkların yabancılaşması anlayışı hükmünü sürüp hiç kimseyi tanımam ve düzenimi bu şekilde sürdüreceğim dedi peki son söz söylenmiş midir? Hayır son sözü ne yapılırsa yapılsın ezilen emekçiler ve bir arada yaşamak isteyen halklar söyleyecektir. Andreadis hayallerinin ve calışmalarının boşuna gitmediğini görecektir. Bunu bu “toplum mühendisleri “anlamalıdır yeter ki üzerimizde dönen oyunları deşifre etmek için onların yaptığı savaş provakötörlüğünü boşa çıkaracak BARIŞ’IN ”PROVAKÖTÖRLÜĞÜNÜ” OLANCA CESARETİMİZLE HAYKIRIP KARDEŞLERİMİZİN ELİNİ SIMSIKI KAVRAYALIM…

Tolika,Tamara,Andreadis,Constantine,Barışkuvi,ve daha bir çok isimsiz insanlarımız halklar hapishanesinde yok sayılıp görmezden gelindi,aşkları nedir,acıları nedir,sevinçleri,mutlulukları yani herşeyleriyle silinip bir daha ortaya cıkmamacısına yok edilmek istenmiştir… Bir arkadaşım bana bir soru sormuştu,belki de cevaba en yaklaştığım an şu andır. Hangisi daha yok edicidir fiziki yok etme mi yoksa beyaz katliam mı? Biri direkt vucudu hedef alırken ikincisi ruhu ve vucudu hedf alıyordu, yani geride hiç bir aidatlık bırakmayacak sekilde yok etmekti. O gün daha çok fiziki saldırı her şeyi yok eder diye düşünür genelleyemezdim. O yüzden Andreadis’in çaba ve çalışmaları bana cok değerli geliyor. Burada hem fiziki hem de ruhi bir yoketme sözkonusu. Belki o gün öldürülenleri geri getiemeyiz fakat en azından ve en etkilisi olan “beyaz katliamı” durdurabiliriz ve bu çalışmaları büyütür ve o dönemin yarattığı krılma yarılmayı aşabilirsek “ittihatcı” kafaların kesin sonuç almak için başlattıkları yok saymayı tersine cevirme şansı yakalayabiliriz belki de “halklar hapishanesi” ne bir darbe de burdaki baltalanmış kardeşlik iklimini tekrar oluşturarak yapmış olabiliriz.Mesala bu anlamda “dersim in kızları” çalışması dersimde bir yüzleşme yaratıyor bu yüzleşmeleri bu coğrafyanın tüm alanlarına hakim kılmaya çalışırsak bu cografyanın kardeşleşmesinde büyük yol katedilecegine inanıyorum.Ibrahim-Yaylali

Bu kolay mı olacak? Elbette olmayacak. Bakın bu anlamda ne değerli çalışmaları olan ve bizzat ailesi bir çok şeye maruz kalmış bir insanın şu an hala Türkiye’ye girmesi yasaklı. Bulunduğumuz noktayı biliyoruz hiç bir şey kolay olmayacak ama artık halklar hapishanesinde barış provakatorlüğü yapma zamanıdır… Ne kadar zor oldugunu size kendimden vereceğim örnekle anlatmak istiyorum 94 de zorunlu askerlik görevini yapmak için silah altına alındım ve acemi birlik bitti,usta birliği için bir başka halklar hapishanesinin kurbanı olan kürt halkına karşı savaştırılmaya Mardin’e yollandım… Dört ay dağlarda idik savaşın iğrenç olan bir çok şeyine sahit oldum. Öldürülmüş gerilla cesetleri ile propagandalara maruz kaldım… Köy yakılmarına kattılar beni daha neler neler ve sonuçta birlikten düşerek PKK’ye esir düştüm… Biz aileye ulaşıncaya kadar ordu hiç bir baglantı kurmuyor ailemle, bir gün bizimkiler Ankara’da ya Genelkurmaylığa ya da askerlik şubesine mi gidiyorlar ve amcam ile babam bilgi almak istiyorlar, askerler bilgi vermek yerine siz niye uğraşıyorsunuz siz Rumsunuz diyorlar, bizimkiler şaşırıyor küçükken bir kaç dönme sözü duyuyorlar ama kendilerine yediremiyorlar ve diğer amcamın uydurdugu miti, bize ve çevreye yayıyorlar “kurtuluş savaşına gitti ve orada öldü” Fakat askeri birliğin önünde hepsi şok oluyor. Sonra her biri kendine aidiyetlik noktaları arıyorlar, önce Müslümanız Rum olamyız vs vs… Düşünebiliyor musunuz sonra öğrendiğim kadarıyla nufus dairesinden BAFRA/ASAR yayla mahellesinde Rumlar yaşarmış ve dedemin babası Constantine ve annesi Barişkuvi de orada kaldıklarına dair belge ile karşılaştık… Bizimkileri merak ediyorsanız tüm bu yaşananları unutmayı tercih ettiler en azından yaşlı kuşak ve o dönemde nasıl ne durumda olduklarını görseniz şaşardınız fakat dedim ya hiç bir şey kolay olmayacak nerede ise yüz yıldır gizli yaşayan bir halk ve gerçeği var. Bütün bunlara rağmen bir gün kimsenin kendi kimliğinden ve inancından dolayı gizlenmeyeceği ve utanmayacagı günlerin geleceğini biliyorum. Umudumuzu kaybetmeyip kendimizden ve inanc ve tutumlarımızdan utanmayalım ve devşirmeliği sonuna kadar kabul etmeyelim. Yok edilen bir halkın bireyini yok etmek istedikleri bir halka karşı kullanılması nasıl dehşetli bir durum. Bu da benim payıma düştü daha önce de söylemiştim ama tüm sorumluluklarımdan dolayı kürt halkı ve kürt annelerinden bin defa özür diliyorum…

1 yorum

  1. Bence Ibrahim’in olayi, tam bir kirilma noktasi. Yani ordunun mecburi olarak getirilen askerlere bakis acisini onun orneginde gormus olduk. Turkiye arzu eden herkese nufus arsivleri acmaya mecburdur.

Yorumlar kapatıldı.