MADENCİLER KASABASI SANTA NASIL HARABEYE DÖNÜŞTÜ?

Vahit Tursun

Santa; Doğu Karadeniz sahilinden yaklaşık 45-50 km içeride, dağların arasında, yer alan yedi mahalleli bir Rum köyü idi. Köyün ilk sakinleri, muhtemelen Arğiropoli (Gümüşhane) çevresinde faaliyet gösteren maden ocaklarında çalışanlarından oluşmaktaydı. Bu nedenle Santa yerleşim yeri “Madencilerin Kasabası” olarak da bilinir.

Tarihi Santa, merkez mahalle Piştofanton olmak üzere, İshananton, Zurnacanton, Terzanton, Pinatianton, Kozlaranton ve Tsakalanton adında yedi mahalleden oluşmaktaydı.

Köy sakinlerinin tamamı Ortodoks Hıristiyan inancına sahip olmakla beraber, önemli bir bölümünün anadili Türkçeydi. Köyün nüfusu, madenlerin çalışma durumuna göre bir azalır bir çoğalırdı. Özellikle Yunanistan’ın bağımsızlığına kavuşmasıyla birlikte, Trabzonve çevresindeki Rum ahaliye yönelik baskılar artırıldı. Baskı gören Rumlar Santayı sığınılacak bir liman olarak gördü. İşte bu yüzden köyün nüfusu on bine kadar çıkmıştı. Ne var ki daha sonrasında sürekli nüfus kaybına maruz kalan köyden göçenler, başka yerlere giderek yeni köyler oluşturmuş.

Bayburt, Maçka, Sürmene, Yomra gibi çevre yerleşim birimlerine dağılan Santalılar, özellikle 1878’de “93 harbi” diye anılan Osmanlı – Rus savaşından sonra Kars bölgesine önemli ölçüde göç vermişler. Santalılar orada Çormik, Partuz, Yeniköy, Belikbaşköy ve Kamisli adında, kilisesi ve okulu bulunan beş ayrı köy kurmuşlar.

Daha sonra hem Kars bölgesi hem de direkt Santa’dan olmak üzere, mübadele yıllarına kadar geçen süreçte, Gürcistan çevresinde bulunan Acara, Abhazya, Sokum, Batum ve Tiflis gibi bölgelerde onlarca köy kurup yerleşenleri de oldu. Hatta 1895 yılında, “Trans Sibirya” demir yolu (Rusya’yı Sibirya’ya, Uzakdoğu, Çin ve Moğolistan’a bağlayan demiryolu) yapımında çalışmak üzere gidip daha sonra Sibirya’nın İrkutsk bölgesine yerleşen 1500 kadar Santalının var olduğu bilinir.

Son olarak geride kalanlar mübadele sırasında Santa’yı tamamen terk etmek zorunda kalmış. Santa’lılar, o dönemde başta Yunanistan olmak üzere, Avrupa’nın çeşitli ülkelerine hatta Amerika’ya göç etmişler. Fakat bu durum, yine de göçü doğuran koşulları ortadan kaldırmaya yetmemiş. Sonuçta, Sovyetlerin dağılışı, Abhaz-Gürcü savaşı ve değişik nedenlerden dolayı, tekrar yeni bir göç dalgasına daha maruz kalan Santalılar, soluğu yine anavatan olarak belledikleri Yunanistan’da aldılar.

Bağımsızlık mücadelesi ve Santa

31596(1)Özellikle Fransız İhtilalinden sonra artan milliyetçilik akımlarıyla birlikte, Osmanlı dağılma sürecine girmişti. Egemenliği altında bulunan topraklarda yaşayan farklı milletler bir bir Osmanlı’dan kopmaya ve bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlardı. Bu doğrultuda, Anadolu’da çıkan karmaşa ve otorite boşluğundan yararlanarak ortaya çıkan bir yığın soygun ve talan çetelerinin yanı sıra, özellikle de Doğu Karadeniz bölgesinde Bağımsız Pontos Devleti kurmak adına şekillenmeye başlayan bir mücadele söz konusu oldu. Karadeniz genelinde başlayan bu mücadele, doğusu ve batısında farklı ve birbirine zıt iki yapılanmaya doğru kaydı.  Doğusunda bulunan yapılanmanın başında eşitlikçi-otonom ya da diğer halklarla birlikte bağımsız bir Pontos fikrine sahip Metropolit Khrisanthos varken, batısında da Yunanistan’a bağlı bir Pontos fikrini geliştiren Amasya metropoliti Germanos Karavangelis vardı.

Verilen mücadele sırasında en ateşli bölgeler, Batı kesiminde Bafra/Samsun civarı ve Doğu kesiminde ise Santa bölgesi başı çekiyordu.

Neticede, 1923 yılında Lozan’da yapılan antlaşmaya dayalı olarak, Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan Nüfus mübadelesi gereği Santalılar da anavatanlarından koparılarak sürgüne yollandı. Fakat bu duruma karşı çıkan Santalılar da az değildi.

Santa tahrip ve talan edildi

Santa’dan, alın terlerini akıtarak yılların birikimini sakladıkları yerden, ecdatlarının kemiklerinin bulunduğu, doğup büyüdükleri vatanlarından ayrılmamak için kıyasıya mücadeleye girişen son Santalılar, bu girişimlerinin bedelini çok ağır ödedi.

Bir defasında, Santa’nın çevresi Osmanlı askerleri ve onlara yardım eden çeteler tarafından tamamen kuşatılmıştı. Bunu fark eden üç yüz kadar kadın erkek, çocuk ihtiyar bütün köylü gece toplanarak, kaçıp kurtulmak için Vayvadere tarafında bulunan sığ ormanlığa doğru yola çıkmış. Ancak, yol üzerinde bulunan Mercan Taşı civarında askerler yolu kesti. Çocuk ağlamalarıyla fark edilen köylülere yönelik kesintisiz mermi yağmuru başlatıldı. Karşılıklı olarak kıyasıya bir manevra başladı. Ancak gece karanlığı, bölgede bulunan ağaç ve çalılıklar sürekli ateş etmeye ve hedefi isabet ettirmeye engel teşkil ettiğinden, bir ara karşılıklı ateş durur gibi oldu. Tam o sırada, farklı bir güzergâh belirleyerek oradan kaçmaya karar verdiler. Ancak birkaç bebeğin zamansız ağlaması, bu girişime de engel oldu. Bu çocukların ağlama engelini aşmak için bebekleri öldürmeyi düşünmüşler. Ya bütün köylü ölecekti ya da birkaç bebek.

Kararı duyan anneler, yüreklerinde kopan dehşet bir fırtınayla, sesiz sedasız çığlıklar arasında saçlarını başlarını yolmaya başlamışlar. Sonunda korkunç karara boyun eğmek zorunda kalmışlar. Çocuklar öldürülür ve diğerleri yola dizilirler.

Nihayet hedefledikleri sığ ormana kaçabilen Santalılar, ertesi gün köylerine doğru baktıklarında, kapkara dumanların evlerinin üzerini kapladığını görürler. Santa talan edilmiş, yakılıp yıkılmıştı.

Sonraları farklı gruplara ayrılan Santalılar, epey bir süre Maçka, Yomra ve Santa civarı arasında oradan oraya dolaşıp durmuşlar. Ayrılan grupların en büyüğü, başında Kostas Tsilingiriadis’in (“Ateşoğlu” lakabıyla ünlü) bulunduğu gruptu. Bu grup altmış üç üyesiyle yakalanarak Bayburt’ta idam edilir. Diğer gruplardan Efklidis’in grubu da yakalanarak Trabzon’da hapse atılır ve daha sonra o da orada infaz edilir. Geride kalanlar, oradan oraya kaçak bir şekilde dolaşıp durmuşlar.

Neticede, Lozan’da Mübadele Antlaşmasında yer alan bir yetkilinin girişimiyle, geride kalan Santalılar da dağlardan Trabzon’a inerek, sağ selim Yunanistan’ın yolunu tutabilmiş. Resmi kayıtlara göre onlar, Pontos’ta kalan son Hıristiyan Rumlar onlardı. Yunanistan’a vardıklarında diğer mübadiller bir yıllık yerleşikti.

Santa artık harabeleriyle anılıyor

Bu kadar yoğun nüfusa sahip olmuş bu dağ köyünün, elbette sosyal ve sanatsal açıdan bir gelişmişliği de vardı. Buna göre, çoğu 19. yüzyıla ait sanatsal değeri yüksek, taştan yapılmış 13 kiliseyle birlikte, yine taştan okullar, köprüler, değirmenler, çeşmeler ve taş döşeme yolları vardı. Günümüzde bu yapılardan ayakta kalan yapı pek kalmadı. Çoğu harabe haline gelen kalıntılar yüzünden Santa, artık harabeleriyle anılmaktadır.

Bu öyküde yer alan her olaya, -bugün yaşayan- bizler elbette üzülürüz. Ancak ormanlıkta öldürülen bebekler, herkesi derinden etkiler. İşte o kendi bebeklerini öldürmek zorunda kalan insanların anısına, hiç olmasa saygı duymak gerekmez mi?

Tarihin ironisi miydi neydi bilinmez ama mübadele ile Yunanistan’a göçmüş Santalı Rumlar, Selanik Limanında, oradan Türkiye’ye sürgün için bekleyen Türklerle karşılaşmışlar. Yakın çadırlarda geçici olarak komşuluk yapmışlardı. Çocuk her yerde çocuk ya, her iki grubun henüz okullu olmayan çocukları bazen oynamak için bir araya geliyor, fakat her seferinde birbirlerine masum masum bakar, oynayamadan ayrılırlardı. Çünkü Santalı Rum (!) çocuklarının ana dili Türkçe, Türk (!) çocuklarınınki ise Yunancaydı.

Kaynak: http://www.yusufbulut.com/index.php/oeykue/704-sant