NEHİRLERİ DEĞİL, BARAJLARI DURDURUN

İbrahim Sediyani

Elektrik temini için akarsular üzerinde baraj inşâ etmek, bugüne dek Türkiye’de iktidara gelen hemen hemen tüm hükûmetlerin ortak programı olmuştur. Bugüne dek her iktidar, böyle bir katliâmı yapmak için âdeta can atmıştır.

İktidarlar bu konuya salt teknik ve genel ekonomi açısından bakmakta, olayı çevresel, sosyal ve yerel ekonomi boyutuyla ele almamaktadır. Oysa yerleşik kanının aksine barajlar “en ekonomik, en zararsız ve en temiz enerji kaynakları” değildirler.

Barajların çevreye verdikleri zararlar anlatmakla bitmez:

– Barajlar muazzam bir su kütlesi depoladıklarından yer kabuğu üzerinde büyük bir gerilme oluştururlar. Bu gerilme mevcut tektonik gerilmelere eklenip, deprem için belli bir eşik gerilme değerinin aşılmasına ve bölgenin sismik olarak aktif hâle gelmesine yol açabilmektedir. Baraj inşâ edilen bölgelerde büyük deprem riski, iki katına çıkar.

 – Barajlar yeraltı sularının tuzlanmasına sebep olduklarından su kalitesini olumsuz yönde etkilerler. Ekilebilir topraklar ve “dünyanın akciğerleri” olan ormanlar su altında kalarak kullanılmaz hâle gelir.

– Baraj gölünden temin edilen su ile ekili arazilerin sulanması ürün miktarını arttırsa da beraberinde önemli sorunlar da getirmektedir. Özellikle kurak iklimlerde tarım alanlarının sulanması, drenaj sisteminin olmaması durumunda, toprağın giderek tuzlulaşıp çoraklaşmasına sebep olmaktadır.

 – Barajlar “menbâ” (nehir akış yönüne göre yukarısı) ve “mansab” (nehir akış yönüne göre aşağısı) ekosistemini tamamen değiştirir. Balıkların tabiî yetişme alanlarını tahrib eder, nehirdeki tabiî geçişlerine engel olur ve bilhassa göçmen balık türlerinin azalmasına hattâ nesillerinin tükenmesine yol açarlar. Örnek vermek gerekirse, Çin’de inşâ edilen ve “dünyadaki en büyük baraj” şerefine (!) sahip Sanxia Barajı, sudaki 300 balık türünün yarısını öldürmüştür. Sırf bu baraj yüzünden 1 milyon 800 bin insan bölgeden göç etmiş, binlerce köy ve 104 şehir haritadan silinmiştir.

 – Nehirlerin denize döküldüğü yerlerde oluşan deltalar pekçok yabanî hayvanın, özellikle kuşların göç alanlarıdır. Nehir sularını dizginleyen barajlar mansab tarafındaki akış rejimini tamamen değiştirdiğinden ve tuzluluk oranını artırdığından, bu deltalar tahrip olmakta ve kıyı ekolojisi değişmekte, hatta bazı hayvan türlerinin yok olmasına sebep olmaktadır.

 – Barajlar, özellikle de tropik barajlar, sinekler için uygun üreme yeri oluşturup sıtma gibi salgın hastalıkların yayılmasına zemin hazırlarlar.

 – Baraj gölleri, canlı kütlenin çürümesi sonucu atmosfere önemli miktarda sera gazı (çoğunlukla metan) yayarlar. Bu da küresel ısınmaya yol açmaktadır.

 – Barajlar yüzünden saz kesimi, balıkçılık gibi faaliyetler tümüyle ortadan kalkıyor.Sadece alabalık yetiştirmek için daha fazla olanak sağlıyor, o kadar! Fazladan iki tane alabalık yiyeceğiz diye diğer bütün balık türlerini yok edemeyiz, her halde.

 – Her baraj, yapısı, konumu ve boyutlarına göre değişen oranda, akarsuların doğal akışlarını ve yapısını değiştiriyor. Bu durum, suyun kalitesinin bozulması, canlıların yaşam alanlarının tehlike altına girmesi ve pekçok canlı türünün bu nedenle yok olması gibi bir dizi ciddî sonuçları beraberinde getirir. Türkiye’de tehlike altındaki canlı türlerinin yaşadığı 266 önemli doğa alanı belirlenmiştir. Nitekim Türkiye’de devlet tarafından planlanan bütün barajlar yapıldığı takdirde, bu alanlarda yaşayan nadir canlıların önemli bir kısmının nesli “geri dönüşü olmaksızın” tükenecektir, ama bundan kime ne?

Görüldüğü üzere barajlar, çevre katliâmından başka birşey değildir. Doğal hayata tecavüzdür.

 Türkiye’de şu anda – inanması hakikaten güç ama – tam 258 baraj işletiliyor. Dahası, 166 adet baraj da inşaat aşamasında veya inşaat programında; artı, 174 baraj projelendirilmiş ve 241 baraj ise projelendirme aşamasındadır. Tümü tamamlandığında Türkiye’deki barajların sayısının 839’a çıkarak üç kattan daha fazla artacağı tahmin ediliyor.

Bu bir felâkettir, korkunç bir felâkettir. Bu bizi korkunç bir geleceğin beklediğine işaret etmektedir. Öngörülen tüm barajların yapılması halinde, üzerinde herhangi bir müdahale bulunmayan çok az akarsu kalacak.

Ve size birşey daha söyleyeyim mi? Bu tablonun çevresel etkilerinin ne olacağı konusunda ise herhangi bir araştırma yok! Yapılmamış; yapılmasına gerek bile duyulmamış! Kesin olan şu ki, bu inşaatlar tamamlandığı takdirde pekçok su havzasındaki yerüstü ve yeraltı su dengeleri altüst olacak ve çok sayıda canlının yaşam alanı “geri dönüşsüz” yok olacak.

Bunları durdurmamız lazım! Bizi yönetenler bize korkunç bir gelecek hazırlıyorlar.

Çizdikleri harita ve projelerle güzel ülkemizin göllerini kurutmaya, ırmaklarını öldürmeye, dere yataklarını zehirlemeye çalışıyorlar. Bu cennet toprakları zehirli bir çöplük haline getirmeye çalışıyorlar.

Bize göllerin öldüğü, derelerin zehirlendiği, dağların kuruduğu, yabanî kuşların terkedip gittiği, nehirlerin akmadığı bir ülke bırakmak istiyorlar.

Nehirlerin akmadığı bir ülkede yaşamak ister misiniz?

Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın yaşam kaynağı, nehirlerdir. Nehirler, coğrafyamızın damarlarında akan kandır.

Barajlar bu yaşam kaynağına kastetmek, onu yok etmektir.

Nehirlerin akışını durdurmak, bu coğrafyadaki hayatın akışını durdurmaktır.

Nehirleri değil, BARAJLARI DURDURUN!!!

KAYNAK: http://www.ufkumuz.com/nehirleri-degil-barajlari-durdurun-8301yy.htm

nehir

Benzer Yazılar