ÖLMEK VARDI HRANT GİBİ

Tamer Çilingir

Ev olmak vardı kiremidi, harcı, camı penceresi gâvur, kurşuna, bombaya göğüs germek vardı.
Kilise olup kana boyanmak, yanmak, yıkılmak ya da camiye çevrilmek vardı.
Dağ olup Nebyan adını alıp, sonra tek bir ağaç kalmaksızın baştan aşağıya bombalanmak vardı.
Dere olmak vardı 1915’in Erzurum’unda, 1919’un Samsun’unda, 2016’nın Diyarbakır’ında kırmızı akmak vardı.

Rum, Ermeni, Süryani, Kürt olup mezarsız, törensiz, duasız gömülmek vardı.

Hani soğuk bir kış günü ölüme yürürken Trabzon’dan bilinmeyen sürgün yolunda ailesi,  kapattığında gözlerini 3 yaşındaki Maria gibi, bir duvarın üzerine konmak vardı mesela.

Hani Amasya’nın dışında kurulan darağacının dibinde, apar topar, ayağındaki pabuçlarının ve hatta çoraplarının, gömleğinin parçalanırcasına üzerinden alınıp, geçirilmek vardı boynunu ilmiğe. Sonra atılmak vardı bir çukura diğer 69 kişiyle beraber.

Hani bilinmemesi vardı mezarının, dua edilemeyecek olması vardı ardından.

Hani Gümüşhane’de kilise duvarına mıhlanıp, on dokuzunda genç bir kadın olarak tecavüz edilip, yakılmak vardı.
Hani yanındakiler gibi acılar içinde yanarak ya da kafası kesilerek değil;  kurşunla ölmek için katiline rüşvet teklif edip, yalvarmak ve öyle ölmek vardı Bafra’da.
Hani Giresun’da bir mağaraya sıkıştırılmak vardı, gözün gibi koruduğun yavruların kucağında, içeriye verilen dumanla o yavrularınla beraber ama onlardan önce boğularak can vermek vardı.
Hani birkaç zeytin biraz peynir ve kuru ekmekli kahvaltı masasını kurmuşken, bomba ve kurşunların paramparça ettiği gecekondunun içinde yığılıp kalmak vardı Sur’da.
Hani kim demiş zeval olmaz diye inatlaşıp elçi olup vurulup düşmek vardı tarihi dört ayaklı minarenin gölgesine.
Hani Halaskargazi caddesinde sırtından kurşunlanıp uzanmak vardı yırtık ayakkabılarla.