ÖLÜMÜZ ALTINDAYSA TOPRAĞIN, RUHUMUZ BİR FASILA TERK ETMEZ SENİ

Arat Hanesyan

Ölülerin, vatansız göçmüşlerin Dikranagerd’i !

Çula, çaputa,

binlerce yıllık tanrılara kurban bir halkın Amediye’si !

Sömürge valilerinin Diyar-ı Bekr’i !

Bu mu senin kaderin?

Yalnızlığın asırlara sığmıyor artık.

Sokaklarında artık konuşulmayan dillerinle anlat bana.

Süryanice, Aramice ağla.

Surlarına yaslan, Hayastan’ın gözleriyle bak.

Doldur ciğerlerini mahpusların nefesiyle.

Dengbejlerin hiç susmasın küçelerinde.

Anlat biteviye.

Nasıl öldürüldüğümüzü zaten bilir katillerimiz.

Nasıl yaşadık ve yaşayacağız, git söyle onlara.

 

Söyle ki,

Kendilerinden öncekiler gibi beyhude yorulmasınlar.

Ölümüz altındaysa toprağın,

Ruhumuz bir fasıla terk etmez seni.

***

Nereden başlamalıyım bilmiyorum… Neresinden tutup kaldırmalı çaresizliği, terk edilmişliği ve bu ceberrut yok olmaya yüz tutuşu…

Kimisi bir kardeşlik masalı uydurmuş, bütün felaketlerin sebebini son on yıla, yirmi yıla kesip içini ferahlatmanın derdinde: “Eskiden böyle değildi…”

Hayır! Tam tamına bundan da beterdi durumumuz. Habil ve Kabil ne kadar kardeşse bizimkisi de anca o kadardı işte. Yalanı, gerçekten ayıran bir turnusol kağıdı vardır, adına vicdan derler… Vicdanımızla bakalım…

Ciltler dolusu yazmayla anlatılamayanı yalnız iki satırla sezdirebilmek iddiasında değilim. Her önüne gelenin bir reçete yazmaya çalıştığı bu kangren yaraya önce sağlam bir teşhis gerekiyor.

Teşhisin adı iki kelimedir: İTTİHAT VE TERAKKİ

23 Ocak 1913 günü geldiler, bilmezlikten gelmeyin, hiç gitmediler…

Sırtlarına altı tane ok alıp yürüdüler… Oklar rahatsız edince kah koca bir demokrat elin arkasında kah bir kıratın üzerinde gördünüz onları. Arı kılığına girip kovan dağıttılar, beyaz güvercinlerle avutup zavallı kuşların boynunu koparttılar. Çok karanlık oldu diye ampül yaktılar sonra. İsimleri çok değişti, ruhları asla…

***

Osmanlı, Avrupa’daki çağdaşı monarşiler gibi bir kraliyet ailesiydi, hanedanın malı sayılan ülkede yaşayan halkı dini inançlarına göre bölüp, asırlarca yönetebildi. Yönetme kabiliyetini yitirdiğinde zayıfladı ve İ.T (İttihat ve Terakki) askeri bir darbeyle yönetime el koydu.

İ.T önceleri Osmanlılığı savunup Ermenileri ve diğer gayri müslimleri de içine alan bir cephe yaratmayı önemsemiştir. Fakat daha sonra baskın ideolojinin Osmanlılıktan Türklüğe evrilmesi neticesinde ” Vatan toprakları Hristiyanlardan arındırılmalı!“ ülküsünün etrafında kenetlenmişlerdir.

1915’te Anadolunun yerleşik halkı olan Ermeniler, belirli bir plana ve programa sahip olma cihetiyle tarihteki ilk soykırım olan “Ermeni Soykırımı” ile Anadoludan tamamıyla silinmişlerdir. O tarihte holocoust, soykırım kavramlarının icat edilmemesini bahane ederek İ.T’yi bu insanlık suçundan azade kılmak isteyenler, daha icat edilmemiş bir vahşetin mucidi ve uygulayıcısı olan atalarıyla ne kadar övünseler azdır.

Ermenilerden “Soykırım”, Süryanilerden, Ezidilerden “Seyfo“ ile arındırılan Anadolu’da sıra Elenlere gelmiştir.

Burada bir parantez açarak Anadolu Yahudi toplumuna değinmek isterim. 1666 yılındaki Sebatay Sevi ihtidasından sonra yer altına çekilmiş büyük bir nüfus söz konusudur. Bu nüfus İslamlaşma ve Türkleşme dalgalarından Sevi’nin metodu ile korunabilmiştir. Açıkta kalan diğer Yahudiler ise görünmez bir hayat yaşamayı seçmişlerdir. Babil sürgününden beri yaşadıkları acı tecrübelerin hayatta kalma refleksini geliştirdiğini düşünüyorum. Yalnız burada şunu belirtmek isterim ki beyin ishali olan bazı profesörlerimizin iddia ettiği gibi Sebataycılık gizli bir ajandaya sahip puslu, kirli feveran, şer odağı bir yapı değildir. Zulüm yüzünden inançlarını gizleme gereği duyan bu topluluğu, gizli Hristiyanlara da benzetebiliriz. İki inanç grubu da hem hayatın hem kutsalının peşini bırakmayarak bu günlere gelebilmişlerdir.

Vatan nerede kurtuldu ilk? Hatırladım, Bandırma Vapuru. 19 Mayıs 1919… Bu tarihi not edin, çünkü Pontos Rumlarının kadim yurtlarına veda tarihidir. 23 Nisan’ı çocuklarla süsleyerek 24 Nisan 1915’i perdeleme kurnazlığını burada da görüyorum.

Çetecilerin yerleşik Rumlara yaptığı zulmü engellemeye Samsun’a giden M.Kemal’in ilk işi Topal Osman’ı yanına yedekleyerek, İ.T’nin projesini devam ettirmek olmuştur.

353.000 Pontos Rum’u, Anadolu içlerine sürülerek, yağmalanarak, katledilerek, göçe zorlanarak yok edilmiştir. Küçük Asya Rumlarından ise 1924 mübadelesi ile tamamen kurtulmuşlardır. Burada Karamanlıları anmadan geçemiyorum. Türk olduğu asırlık şecerelerle sabit olan bu Ortodoks topluluk sırf inancı yüzünden sürgün edilmiştir. Çünkü altın oran hata istemez. Bu topraklarda başınız ağrımadan yaşamak isterseniz Müslüman-Sünni-Türk (kısaca MST) olmaktan başka bir yolunuz yoktur. MST olunca da tam anlamıyla kurtulamazsınız, devletin gizli arşivlerinde saklı kayıtlarınız, Agop oğlu, Yannis kızı, Kızılbaş bir dede torunu olduğunuzu asla unutmaz.

Yeni kurulan Cumhuriyetin ilk valilerine, bürokratlarına, mebuslarına bakarsanız Malta Sürgünlerinin ekseriyetinin değerlendirildiğini görürsünüz. Bu yeni devletin aslında hiç kurulmadığının, aksine parti devletinin tamamıyla iktidarı ele geçirdiğinin ikrarıdır. Kurtuluş savaşı olarak kurgulanan savaş ise batıda İngilizlerin önce gazlayıp sonra sattığı yetersiz Yunan ordusu, doğuda ise 1915’in intikamı için Rus ordusuna yazılan düzensiz Ermeni birliklerine karşı verilen savaştır. Devletin hayatını Bolşevik Devrimi kurtarmıştır. Sevr’in hükümsüz kalması Ermenilerin ve Rumların ortada bırakılması hep bu devrimin neticesidir. Lenin’in yeni cumhuriyete yaptığı silah ve nakdi yardımı yazmaya gerek duymuyorum.

Savaşın ardından Müslüman bir çoğunluk sağlamayı başarabilen yeni İ.T tüm gücünü Kürt realitesini baskı altına almaya çalışarak kullanmıştır. Kürt toplumu feodal çıkarları ile 2. Selim’e sattığı ruhunu bir daha geriye alamamıştır. Bunun yanında Soykırım ve Seyfo gibi aşağılık suçlarda tetikçilik yaparak kendi sesi ve soluğunu kendi vicdanına kurban etmiştir.

Bugün yürüdüğü yolların parke taşlarını kendisi döşemiştir. Din faktörü yüzünden komşusuna hatta kardeşine (Ezidiler inançları sayesinde bozulmadan kalabilmiş bir Kürt grubudur) kıymış bilmem kaçıncı İ.T yi iktidarda tutmuş ve kendi kalbine saklanan hançeri onun ellerine bırakmıştır.

Benzer Yazılar