OSMANLI’DA KADINLARIN ÖRGÜTLENMESİ NASIL BAŞLAMIŞTI

Saadet Kıcır

İkinci Meşrutiyetin ilanının hayatın her alanında yaşattığı özgürlük ve eşitlikçilik düşüncesinin bir yansıması da kadınların arasında oldu.

O zamana kadar ev içine hapsolmuş kadınlar kendi durumlarını sorgulamaya başladılar.

Bu sorgulama kısa sürede karşılık bularak, kadınları duruma müdahil olma yollarını aramaya itti. Kadınlar “artık yeter” diyerek farklı taleplerle ortaya çıktılar.

Osmanlı’da kadınlar bu özgürlük ortamından faydalanarak örgütlenmeye temel olarak iki koldan başladı: Dernekler ve dergiler.

Dernekler kadınların örgütlendikleri ve mücadele yürüttükler yerler haline geldi. Kadın derneklerini çeşitli başlıklar altında toplamak mümkün. İlk olarak kadınlar yardım derneklerinde örgütlenmeye başladılar. Bu derneklerin amacı kimsesiz kadınlara ve çocuklara yardım etmekti.  Eğitim amaçlı dernekler kız çocuklarının eğitimi ile ilgilendiler. Ülke savunmasına yönelik dernekler  orduya yardım etmek amacıyla kuruldu. Kültürel amaçlı dernekler kadınların kültürel açıdan bilgilenmesini hedeflemekteydi.

Dönemin siyasi partileri tarafından kurulan kadın dernekleri de vardı. Bunlardan bir tanesi Enver paşa tarafından kurulan Osmanlı Kadınları Çalıştırma Cemiyeti’ydi ki cemiyette hiç kadın üye olmaması Kadınlar Dünyası Dergisi’nde çokça eleştirilmişti. Dernek aracılığıyla kadınlar askere alınarak orduda geri hizmette çalıştırılmak amacıyla “kadın işçi taburları” oluşturulmuştu. Ancak kadınlara evlilik şartı da getirilerek aile hayatının çöküşü önlenmeye çalışılmıştı.  Bu dönemde feminist olarak niteleyebileceğimiz tek dernek Ulviye Mevlan tarafından kurulan ve Kadınlar Dünyası Dergisi’ni çıkaran,  ’dir.

 

Kadınlar kendi aralarında toplantılar düzenliyorlardı

Kadınlar haklarını aramak için sadece kadınların katıldığı çeşitli toplantılar düzenliyordu. Bunlardan en önemlisi ‘’Beyaz Konferanslar’’ adıyla düzenlenenlerdi. Fatma Nesibe Hanım bu konferanslara konuşmacı olarak katıldı. Bu konferanslarda konuşulanlar daha sonradan P.B. imzasıyla yayınlandı. Konferansların en az on kez yapıldığı ve konferanslara 300’e yakın kadının katıldığı anlaşılmakta. Fatma Nesibe Hanım konferanslarda kadının içinde bulunduğu durumu çok sert bir şekilde eleştiriyor, şöyle diyordu;
“Hilkat bana da demir bir pençe, sert bir kalp verseydi, yapacağım ilk iş birçok erkeğin kafasını paralamak olurdu.’’
Başka konuşmasında; ‘’İçinde bulunduğumuz durumun suçunu o budala  validelerimizde aramalıyız‘’ diyerek annelerin ataerkil sistemin devam ettiricileri olduğunu biraz acımasızca da olsa  gözler önüne sermekteydi.
Yine bir konuşmasında da “Kadınların erkeklerin hizmetçisi konumunda olduğunu, erkekler tarafından et parçası, kuluçka makinası olarak görüldüklerini; yetmezmiş gibi erkekler tarafından dövüldüklerini, hatta öldürüldüklerini söylüyordu. Erkeklerin bu gücü var olan yasalardan, yani şeriattan aldıklarını belirterek sistemin erkekleri koruduğunun atını da çizmiştir. “Batıda başlayan feminist hareketin erkeklere karşı başarıya ulaşacağını ancak yapılacak olan kadın devriminin erkeklerinki gibi kanlı olmayacağını” da belirterek erkeklerin siyaset yapma biçimlerini de eleştirmiştir.


Osmanlı’da kadın dergileri

Osmanlı’da kadın örgütlemelerinin başlamasıyla birlikte yayınlanan 40’ın üzerinde kadın dergisi vardır. Bu dergilerde kadının içinde bulunduğu durum eleştirilmiş, Avrupadaki feminist hareket hakkında bilgi verilmiştir. Bu dergilerin çoğunun kurucusu erkeklerdir. Kadın imzasıyla yazı yazan erkekler de olmuştur.

* Sahibi kadın ve tüm yazarlarının kadın olduğu ilk dergi Şukufezar’dır ve Arife Hanım önderliğinde çıkmıştır)

* Hanımlara Mahsus Gazete kesintisiz 13 yıl yayımlanmıştır.

* Kadınların siyasetle ilgili konularla karşılaştığı ilk dergi Demet olmuş, dergide ilk kez feminizmden bahsedilmiştir.

* Bu dergiler içinde Kadınlar Dünyası farklı konuma sahiptir, çünkü feminist olarak tanımlayabileceğimiz tek dergidir. Dergi Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-i Nisvan Cemiyeti’nin yayın organıdır ve Kurucusu Ulviye Mevlan’dır.

* Bu dergi çıkarken Ulviye Hanım’ın eşi Rıfat Mevlan da  Erkekler Dünyası adında bir dergi çıkarır. Amacı erkeklere kadın haklarını anlatmaktır.

* “Kadının kurtuluşunun feminizmle mümkün olacağı, dünyada yükselen iki hareketin  sosyalizm ve feminizm olduğu;feminizmin bu topraklarda daha fazla taraftar bulduğu, insanlığı sefil hayattan kurtaran iki hareketten biri olduğu” belirtiliyordu.

* “Feminizm ‘aile düşmanlığı, ahlaksızlık’ değildir. Feminizm var olan ahlaksızlıkları, adaletsizlikleri ortadan kaldıracak bir harekettir” denilmiştir.

* “Kadın kurtulmadan ülkenin kurtulması mümkün değildir” denilerek “kadının kurtuluşu için izlenecek yolun feminizm olduğu” belirtilmiştir.

* Kadının eşitsiz durumu, boşanma hakkının olmaması, kadının eğitim hakkının olmaması, poligami, cariyelik, görücü usulü sert bir dille eleştirilmiştir.

* Her evde kadınların hizmetçi oldukları belirtilmiş ve “Kadın siyah bir kefene sarılı olarak yaşamak zorundadır” denilmiştir.

* ”Kadınla erkek arasında yetenek bakımından hiç bir fark olmadığı, kadın sorunlarının temel nedeninin kadının yaşam ve yetiştirilme koşullarında aranması gerektiği” belirtilmiştir.

* Kadının çalışma hayatına girmeye başlamasıyla erkekle aynı işi yapan kadının daha az ücret alması eleştirilmiştir. Kadınlara yol gösterebilmek için Avrupa’daki işçi kadın hareketlerinden örnekler verilmiştir.

* Siyasi haklar mücadelesi derginin gündemine 1921’de girebilmiştir. Önce sosyal hakları talep etmiş ve “Biz Avrupa’daki Sufrajetler gibi şiddet eylemlerine girişmeyeceğiz. Çünkü Osmanlı toplum yapısı buna uygun değil” diyerek, siyasi haklar mücadelesini sosyal haklar mücadelesinden sonraya bırakmışlardır.

* Dergide ayrıca okur mektuplarına da yer verilmiştir.

Derginin ilk başarısı

Kadınlar Dünyası’nın yayınladığı yazılar ve oluşturduğu kamuoyu sonucunda kadınlar için açılan okul sayısında ve kadının iş hayatına girişinde olumlu sonuçlar oldu. İstanbul Telefon İdaresi’nin ilk defa yedi Türk kadınına memuriyet hakkı tanımak zorunda kalması derginin ilk somut başarısıydı. Dergide yayınlanan yazılarda çalışmak ve iş kurmak isteyen kadınlara yol gösterilerek girişimciliklerinin önü açılmıştır.

Kadınlar Dünyası ‘nın aldığı tepkiler

Kadınlar Dünyası dergisini destekleyenler olduğu gibi, itibarsızlaştırmaya çalışanlar ve yapılanlarla dalga geçenler de olmuştur.  Bu durumda Ulviye Mevlan; “Kadınlık meselesi bir hak meselesi, hürriyet meselesidir. Kadın asırlardır yaşadığı esir hayattan bıkmıştır. Kadınlar erkeklerin güzel sözlerine kanmayın, kurtuluş sizin ellerinizde’’ demiş, erkeklere ise şöyle seslenmiştir; “Artık bütün odunluklarınızdan vazgeçin’’ ve “Erkekler hürriyet için bu kadar koşturdukları halde mesele kadın olduğunda nasıl da kör oluyorlar. Hürriyet adına kıtaları kana boğdular’’ diyerek erkek siyasetini de eleştiriyordu.

Dergide erkek yazıları yayınlanmıyordu

Derginin yayın hayatına girmesi ile birlikte birçok erkek de dergiye yazı göndererek yazılarının yayınlanmasını istediler. Alınan karar doğrultusunda dergide erkek yazıları yayınlanmıyordu.  Ulviye Mevlan konuyla ilgili olarak şöyle diyordu; “Kadınların yaşam koşulları erkeklerle eşit hale gelinceye kadar erkek yazılarını yayınlamayacağız.”

Cumhuriyet döneminde kadın örgütleri

Osmanlı’da örgütlenen kadınlar cumhuriyetin ilanı ile birlikte Kadınlar Halk Fırkası’nda örgütlendiler. KHF’nin kurucusu Nezihe Muhiddin’dir. Nezihe Muhiddin iyi bir hatip, karizmatik bir kişilik, esaslı bir feminist ve hürriyet aşığı olarak tanımlanır. Üç kere evlendi ama hep kendi soyadını kullandı. Cumhuriyet’in ilanını siyasi haklar mücadelesi için uygun bir zemin olarak gördü. Daha Cumhuriyet Halk Fırkası kurulmadan KHF’yi kurdu. KHF kadınlara siyasi haklar talebiyle ön plana çıktı. Parti programında asker olabilme talebi de vardı.

Nezihe Muhiddin’in bölücülükle suçlanması 

Partinin kurulabilmesi için Ankara’dan izin istenildi. Beklenilen cevap sekiz ay sonra geldi. Partinin kurulmasına izin verilmediği gibi, “kadınların hayır işleriyle uğraşmalarının daha iyi olacağı” söylendi. Ayrıca kadınlar bölücülükle suçlandılar. Çünkü Ankara bu sırada tüm ulusu kapsayacak yeni bir partinin (Cumhuriyet Halk Fırkası) kurulması hazırlığı içindeydi. Kadınların da benzer bir isimle parti kurma girişimleri bölücülük olarak nitelendirildi.

Türk Kadınlar Birliği partinin kurulmasına izin verilmeyince Nezihe Muhiddin TKB’yi kurdu. Siyasi haklar talebinden ise vazgeçmedi. 1925’de Kadın Yolu dergisini çıkarmaya başladı. Dergideki ilk yazısı kadınların siyasi haklarının tanınması üzerineydi. 1925 Şeyh Said İsyanı ve ardından çıkarılan Takrir-i Sukün Yasası ile kadınların talepleri daha da görünmez hale geldi.

Cumhuriyet Halk Partisi adaylık talepleri 1926’da Nezihe Muhiddin Cumhuriyet Halk Fırkasına aday olmak için başvuruda bulundu. Kabul edilmedi. Yanıt “kadınların hayır işleriyle uğraşmalarının daha iyi olacağı“ydı. 1927’de seçimlere iki kadın adayla girdi. (Muhiddin ve Halide Edip) kabul edilmeyince kendini feminist olarak tanımlayan Rıfat Bey kadınlar adına adaylığını koydu. Aldığı tepkilere daha fazla dayanamayan Rıfat Bey adaylıktan vazgeçti.

Nezihe Muhiddin’in yalnızlaştırılması 

TKB’nin üye sayısı bine ulaşıp dört ilde şube açınca , hükümet TKB’yi kapatma kararı aldı. 1927 yılında TKB usülsüz bir kongre düzenlendi. Nezihe Muhiddin dernek paralarını zimmetine geçirmekle suçlanarak dernek başkanlığından uzaklaştırıldı.

Kadınlara seçme seçilme hakkı verilince bağımsız milletvekili adayı oldu ancak kazanamadı. Kendi içine kapandı. Hayatı boyunca  yirmi roman, üç yüz kadar öykü, piyes, senaryo ve operet kaleme alan Muhiddin bir akıl hastanesinde tek başına hayata veda etti. Cenazesine TKB’den kimse katılmadı.

TKB’nin akıbeti

TKB tam da Ankara’nın istediği gibi bir hayır kurumuna dönüştü. 1935’te Uluslararası Feminist Kongre’ye ev sahipliği yaptı. Kadınlara seçme seçilme hakkı verildikten sonra artık kadın hakları meselesi kalmadını açıklayarak kendi kendini feshetti.

Basında Türk Kadınlar Birliği

TKB  basında ve kamuoyunda hem ilgiyle hem de tepkiyle karşılanmıştı. İleri İkdam  gibi gazetelerin yazarları ilk andan itibaren kadınları desteklerken, özellikle iktidarın sözcüsü durumunda olan Cumhuriyet gazetesi ve gazetenin baş yazarı Yunus Nadi tarafından sert eleştirilere maruz kaldı. Yunus Nadi kadınların miletvekili olma isteğiyle dalga geçerek ‘’Kadınlar meclise girip yılın manto modasını tartışacaklarmış’’diyor ve kadınlara hayır işleriyle uğraşmalarının daha akıllıca olacağını söylüyordu.Nezihe Muhiddin dernekten dışlandığında ise sevincini şöyle dile getirmişti; “ohh be kurtulduk.’’

Osmanlı’da kadın mücadelesinin etnisite çeşitliliği

Osmanlı’dan itibaren Türk, Kürt, Ermeni ve Çerkez kadınlar biraraya gelerek örgütlenmişlerdir. Ancak dönemin siyasi yapısı, milliyetçilik düşüncesinden kadınlar da etkilemiş ve kendi milletlerindeki kadın kurtuluşu için çaba sarfetmişlerdir. Zaman zaman farklı halklardan kadınları bir çatı altında toplama çalışmaları olsa da, başarılı olamamıştır.

Ermeni kadın hareketinin önemli isimleri

Bu topraklardaki Ermeni feminist hareketinin tarihine baktığımızda, karşımıza beş önemli isim çıkar. Bu isimlerden, ilki Ermeni kadın gazeteci Elbis Gesaratsyan’dır ve ilk Ermeni kadın gazetesi olan Gitar ’ı yayınladı.  İlk toplumsal aktivist Sırpuhi Düsap ’tır. Şair ve öykü yazarı olan Zabel Asadur “Adil bir siyasi sistemin kadınlarla kurulabileceğini” söylemiştir. Bu mücadelenin içinde yer alan ve kendilerini feminist olarak tanımlayan Zabel Yeseyan ve Hayganuş Mark’tır.

Zabel Yaseyan  Üniversiteye giden ilk kadındır. Cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadele etmiştir. Fransa’da kurulan Eğitim Yoluyla Barış İçin Kadın Girişimi ’ne üye olmuştur. Aynı zamanda Sovyet Yazarlar Birliği üyesidir. Kendini antimilitarist feminist olarak tanımlamıştır. Osmanlıda Türk ve Ermeni kadınları biraraya getirmeye çalıştıysa da bunda başarılı olamamıştır.

Hayganuş Mark Feminizmi bir adalet feryadı, kendisini de ilk feminist aktivist olarak tanımlamıştı. Hay Gin adında bir dergi çıkardı. Bazı siyasi partiler derginin kendi yayın kolu olarak çıkmasını teklif ettilerse de Mark bu teklifi reddedip; “Ermeni Kadını dergisi bir bayrak altında yaşayacaksa bu sadece kadınlık bayrağı olabilir,” dedi. Dergi 1935 te kapatıldı. Derginin kapatılma tarihi TKB’nin kapatılma tarihine yakındır. Hayganuş Mark derginin kapatılmasından duyduğu üzüntüyü “Kız çocuğumu kaybetmiş gibi hissettim” diyerek dile getirdi. Ermeni Kadını ‘da yayımladığı yazılarından birinde Mark;
“Gurur Duy! Yalan Söyleme! Dilenme! Çalış! Dedikodu yapma! Köleleşme! Cesur ol, iyi ol! Özenme! Konuş! Kadın ol! İdealin olsun! Uyuma! Kendine saygı duy! Yukarı bak! Çirkinleşme!”
diyerek sesleniyordu kadınlara. Tıpkı Nezihe Muhiddin gibi o da yalnızlaştırıldı. Tıpkı Muhiddin gibi bir akıl hastanesinde tek başına hayata veda etti.

Osmanlı’da kadın mücadele tarihinin görünmezleştirilmesi

Yaşamları kayıtlara geçirilmeyerek ve özel alana hapsedilmek istenerek politik alanda yok edilmeye çalışılan kadınların, mücadele tarihleri de bu bağlamda yok sayılmaya çalışılmıştır. Durum böyle olunca kadın mücadelesinin köklerini arayıp bulmak, gün yüzüne çıkarmak daha da zorlaşmıştır. Buna bir de  Kemalist iktidarın geçmişle olan bağları koparma isteği eklenince, kadın tarihi araştırmalarında yol alabilmek iyice zorlaşmıştır.

Kemalist iktidarın TKB’yi kapatma sebebi,  ‘kadınlara haklarını biz verdik’ söylemiyle sağlayacağı kazançtan vazgeçmek istememesi idi. Ayrıca faşist iktidarların yükseldiği bir dönemde dünyaya demokratik bir ülke olduklarını gösterme çabası içindeydiler.

Kemalist iktidar Nezihe Muhiddin, Hayganuş Mark gibi kadınları yalnızlaştırıken; Sabiha Gökçen gibi kadınları ön plana çıkarıyordu. İktidarın istediği, lidere tapınma derecesinde bağlı, liderin verdiği haklarla yetinecek, daha fazlasını istemeyecek “çocuk kadınlar” yetiştirmekti, hakları için mücadele eden kadınlar değil. Amaç modern, çalışan, iyi anne, iyi eş olan toplumsal cinsiyet rollerini benimsemiş kadınlar yaratmaktı.

“Kadınlara bütün haklarını Atatürk verdi” mi? 1870’lerden 1923’e kadar yüze yakın kadın örgütünün kurulduğu bu topraklar da 1934’de kadınlara seçme seçilme hakının verilmesi hiç de erken bir tarih değildir. Üstelik bu haklar kadınlara iddia edildiği gibi armağan edilmemiş, kadınlar bu hakları uzun mücadeleleri sonucu almışlardır. Bu topraklardaki kadın mücadele tarihinii bilmek biz kadınların patriyarka ile olan mücadelesini güçlendirecektir. İddia edildiği üzere Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkını dünyada ilk tanıyan ülkeler arasında olduğu da doğru değildir. Örneğin Yeni Zelanda 1893, Avustralya 1906, Norveç 1913, Moğolistan ve ABD 1920 ve Britanya’da 1928 yılında kadınlar bu haklarını elde etmişlerdir…

KAYNAKÇA:
Serpil Çakır, “Osmanlı Kadın Hareketi”, Metis yayınları, 1996
Lerna Ekmekçioğlu-Melisa Bilal, “Bir Adalet Feryadı”, Aras Yayınları, 2010
Yaprak Zihnioğlu, “Kadınsız İnkılap”, Metis Yayınları, 2003
Prof. Dr. Ayşegül Berktay,”Kadınların İnsan Haklarının Gelişimi ve Türkiye” Sivil Toplum Ve Demokrasi Konferansı Yazıları, No.7, 2004
Serpil Çakır,”Osmanlı Kadın Dernekleri”, Toplum ve Bilim Dergisi, sayı 53
Serpil Çakır,”Osmanlı’da Kadın Hukukunu Savunan Dergi Kadınlar Dünyası 100 Yaşında”, Feminist Politika, Sayı 18
Fanny Davis,”Osmanlı Hanımı”,Yapı Kredi Kültür Yayınları, Mart 2009

Benzer Yazılar