PONTOS MADENLERİNİN KALBİ ARGYROPOLİS (GÜMÜŞKENT) YANİ GÜMÜŞHANE…

Leyla Poyraz / Devrimci Karadeniz

 

1860’lı yıllara kadar Karadeniz’de Gümüşhane civarında yaşayan Pontos Rumları’nın en büyük gelir kaynaklarından biri madencilikti…

Zaten de adı da Argyropolis (Yunanca argyros: gümüş ve polis: kent demektir) ifadesinden gelen kent, gümüşün yanı sıra altın ve bakır madenleriyle de bölgede ün kazanır…

Osmanlı İmparatorluğu döneminde de madencilik bölgenin en önemli gelir kaynaklarından biridir…

1647’de Gümüşhane’yi ziyaret eden Evliya Çelebi, buralarda gümüş madeninin çok olduğunu, çalışır ve boşaltılmış durumda 70 kadar ocak bulunduğunu bildirir. Yine bu ocaklardan 7 koldan kurşunsuz gümüş cevheri çıkarıldığını ve bu şehirde Emin Mahallesinde darphane olduğunu yazarak üzerinde “Azze nasrahu daraba fi catha” (Canca’da basılmıştır) yazılı birkaç akçenin kendisinde olduğunu bildirir. Gümüşhane’de doğan her çocuğun gümüşten kaşığının, çatalının ve tabağının olduğu rivayet edilir. Şehrin nüfusunun her geçen gün artmasında coğrafi konumunun, tarihi İpek Yolu üzerinde bulunmasının ve madenlerinin önemli rolü olmuştur.

Halkın geçimi madenlere bağlıydı ve madencilikten dolayı çevre köy ve yörelerden de göç alıyordu… Ama bölgede yaşayanlar köklerinden ayrılma ve göç olgusunu bilmiyorlardı…

En önemlisi de madenler Sultan’a aitti ve maden ocaklarında çalışanlar kamu hizmetlisiydi…

Yorgo Andreadis Gizli Hristiyanlar(1) kitabında madenlerdeki hiyerarşiyi şöyle anlatır:

“1-Maden Emini: Madenin Genel Müfettişiydi. Yalnızca Müslüman Türk olabilirdi. Kendisini istihdam eden Sultanın güvendiği biriydi. Pek çok Hristiyan, Sultan kendilerini Türk saydığından bu konuma ulaşmayı başarmıştır. Her madenin kendi emini vardı. Argyroupoli Emini en yüksek makamdı.

2-Madencibaşı veya Ustabaşı Umumi: Metalurji Başuzmanıydı. Madenin gerçek idarecisiydi ve daima Türkçe konuşan, vasıflı metalurjist olan Rumlar’dan oluşuyordu.

3)Madencibaşı veya ustabaşı: Madenin idarecisinin yardımcısıydı. Pontusca’da Embrolat denirdi.

4)Madenci: Bu meslek Türkler tarafından hor görüldüğünden dolayı yalnızca Rumlar’dan oluşan işçiler, madencilerdi. Bunun sebebi, gizli Hristiyan idarecilerin, casusları veya hainleri barındırmayan, etnik homojenliği sağlamaya çalışmalarıdır.

5)Kolcu: Maden cevherini çekiçle döğen ve onu toz haline getiren taşocakçılardı.

6)Kalcı: Cevher eritilmesi için Argyroupoli’ye temiz ürün göndermek üzere tüm yabancı maddeleri tozdan ayırırlardı.

7)Tasfiyeci: Cevherin eritilmesinden sorumluydu.

8)Baltacı: Cevherin bulunması ve çıkarılması için kazmayla çalışırlardı. Liderleri, Baltacıbaşı doğrudan Sultan taarfından atanırdı. Bu şekilde Sultan, en alttan Maden Eminini’nin yanlış hareket ve ihlallerini rapor edebilecek birine sahip olurdu.

Bu sınıflandırma, toplumun mesleki oluşumuna denk düşecek şekilde, bölge halkının toplumsal yaşamını etkiledi.

Bölge yerel ağalar, görev ve haklarıyla imtiyazlı başkalarıyla dolduruldu. Bu karanlık yıllarda, bu basit halk ve yetkilileri kendilerini ve yaşamlarını korumaya ve doğdukları, çalıştıkları bölgede mahvolmadan kalmaya karar verdiler. Bu itibarla, hepsi Müslümanlığa döndüler, fakat ittifakla kendi geleneksel dinlerini korudular ve böylece Gizli Hristiyan oldular.

Bu halk Osmanlı İmparatorluğu’nun kalbinde gizi Hristiyanlar olarak, iyi sayılabilecek bir 200 yıl geçirdi. Bu fiil son derece tehlikeliydi, çünkü açığa vuranları kesin ölüm bekliyordu…”

 

MADENLERİN KAPANMASI VE GÖÇ

1850’li yıllara gelindiğinde acı gerçek bekler Gümüşhanelileri… Yüzyıllar boyunca hayat kaynağı olan madencilik, yok olmaya mahkumdur…  Çünkü madencilik için sadece yer altındaki zenginlikler yetmez… Madenlerin işlemesi için bir de kömür ve oduna ihtiyaç vardır… Andreadis bunu da kitabında şöyle anlatıyor(2):

“Geleneklerden gelen kanıtlara göre Kromni bölgesi, Karadeniz’in kıyı bölümünün kalanında olduğu gibi yoğun bir çam, köknar, kayak ormanıyla ve bir tür bitki örtüsüyle kaplıydı. Madenlerin işletilmesi için ormanların pervasızca kullanılmasının bir sonucu olarak üç yüzyıldır bölge çıplaktır. Bu vadilerin eteklerindeki kesilmiş devasa ağaç gövdelerinden anlaşılmaktadır. Bunların çoğu tekrar filizlenmiştir fakat gelişmeleri otlak hayvanlarınca engellenmektedir. Yüzyılımızın başlarına kadar kesik ağaçların gövdeleriyle desteklenen evler vardı.”

Madenciliğin yok olma tehlikesiyle bölgede yaşayanlar Sultan Abdülmecid’e başvurup durumu anlatırlar… Artık maden çıkaramıyorlardır, çünkü işleyecek odun yani kesecek ağaç kalmamıştır.

Ancak madencilerin hepsi de işlerinde uzmandır. Sultan Abdülmecid, bu kadar kalifiye kişinin ve ailelerin geleceği şekillendirecek bir karar verir. Madenciler Anadolu’daki diğer maden çıkarılan bölgelere atanırlar…

Kararlar alınır, işbölümleri yapılır ve maden çıkarılan bölgelere göç başlar:

Bereketli, Buga, Akdağ, Diyarbakır, Bitlis, Van, Erzurum, Bursa, Zonguldak, Adapazarı, Erzincan, Sivas Zara’ya göç etti insanlar…

Toplam 80-90 yıl süren bu göç sürecinde 12 bin kişi bir yerden başka bir yere taşındı…

Bu süreçte yeni gittikleri yerlerde de eski yerlerde olduğu gibi Türkler, Kürtler ve diğer etnik gruplarla dostça yaşadılar…
 

1) Yorgo Andreadis Gizli Hristiyanlar Belge Yayınları Sayfa 22-23.

2) Yorgo Andreadis Gizli Hristiyanlar Belge Yayınları Sayfa 16..

 

Benzer Yazılar