PONTOS OCAĞINI SÖNDÜRMEK

Tamer Çilingir

Pontos Rum Soykırımını belgelemek için uzağa gitmeye gerek yoktur. TBMM Gizli Celse Tutanaklarında bu konuyla ilgili yapılan görüşmeler incelendiğinde her şey çok açık gözler önüne serilecektir. 1921 1922 yılları arasında TBMM’nin sık sık gündemini oluşturan Pontos
görüşmelerinde Pontoslu Rumlara yapılan her türlü zulümden öyle ya da böyle söz edilmiş.
Kimi zaman hükümet yetkilileri Pontos’a yönelik operasyonlarla ilgili bilgiler verirken, diğer yandan özellikle Mustafa Kemal’e muhalif milletvekillerinin bu operasyonlara ilişkin değerlendirmeleri de göze çarpar. Onlar da yapılan zulmün yetersizliğine vurgu yaparak eleştirilerini dile getirirken Pontoslu Rumlara karşı düşmanlıklarını açıkça sergiler.

Aşağıda Pontos ile ilgili sadece bir kaç görüşmeden bazı bölümler yer almaktadır.

 

PONTOS OCAĞINI SÖNDÜRMEK

Tarih 1922 yılının Ağustos ayını gösterdiğinde çeteler ve Merkez Ordusu aracılığıyla sürdürülen katliamlar hala Pontoslu Rumların sonunu getirememişti. 24 Ağustos 1922 Cumartesi günü toplanan Mecliste konuşan Lazistan Milletvekili Ziya Hurşit Bey Pontoslu Rumların imhasının tamamlanmamış olmasına hayıflanıyor ve öfkesini kusuyordu:

’’Efendiler, Pontosçuların kendilerinin haritaları pek büyüktü. Büyük bir saha dâhilinde müstakil bir Karadeniz Cumhuriyeti tesis etmek isteyen Rumlar 1900 tarihinden beri propagandalar, teşkilatlar, mektepler, köy taburları filan hepimiz biliyoruz. Bunlar 330 senesinden beri hali faaliyettedirler. Bundan o zamandan bu zamana kadar tenkil edilemedi. Nihayet geçen sene bu Pontus ocağını tamamen söndürmek için işe başlanıldı. Fakat bu Pontus köylerinin yanmasına ve Pontosçuların dağa çıkmasına rağmen yine bendeniz diyorum ki; Pontus ocağını Hükümet söndürememiştir. Bilakis başka bir yara açmıştır. Çünkü Amasya, Tokat Mebusları bilirler ki Samsun ve havalisinde tehcir edilen Rumlar ve Rum aile yalnız Tokat ile Amasya arasına taarruza uğramışlardır. O zaman onları orada malları, canları vardı. Belki kadınları falan vardı. Efendiler darülamandır. Bunlar 30 bin hanedir. Bunlar Divrik’te, Arapkir’de, Kebanmadeni’nde vesairede birleşmişlerdir. Para kazanıyorlar, ticaret ediyorlar. Samsun’da ailelerine gönderiyorlar, yaşıyor ve yaşayacaklardır. Yarın harp bitince yine köylerinde oturacaklardır. Emin olunuz ki bunların zayiatından fazla bizim zayiatımız vardır. Hükümet asıl Pontus ocağını söndürmeğe muvaffık olamamıştır. Hatası vardır ve işte bu giden heyeti tahkikiyeye bu iş havale edilebilir. Hükümet bu ocağı söndüremedikten maada orada bir yara açmıştır.’’[1]

Lazistan milletvekili Ziya Hurşit geride kalan Rumların savaş bitince rahat rahat yaşamlarına devam edeceğine de vurgu yaparak rahatsızlığını dile getiriyordu. Konuşmasının devamında geride kalanların sürgün edilmesi gerektiğinin işaretlerini veren sözler de sarf edecekti.

’’Şimdi asıl Hükümeti tahtiye ve itham edeceğim noktalar var. Bu tehcir neden yapılmıştır ve bu suretle yapılan şeyler Avrupa’ya birçok yaygaralarla gitmiştir. Aynı zamanda tehcir yapılırken, Hükümet birçok masraflar ihtivar etmiştir. Sonra fırkalarla asker bulunduğu halde köyler yakılmıştır ve Maliye Vekili Beyefendi de 349 bin lira sarf edildiğini söylüyor. Yani kıymetli bir para sarf edilmiştir; evler yakılmış ve birçok şeyler olmuş, bu sarfiyat niçin yapılmıştı. Ancak Pontus ocağını söndürmek içindi. Acaba Pontus söndürülebildi mi? Samsunlular bilirler 1293 muharebesinde Rumlar birçok şeyler yapmışlar ve kalkıp Rusya’ya gitmişlerdir. Bir müddet sonra gelmişlerdir ve tekrar yerleşmişlerdir. Şimdi tehcir ettiğimiz adamlar ne oldu? Şimdi gitti, Malatya’ya şuraya, buraya… Binaenaleyh tehcir gayet acele ve hiçbir tecrübe görmeden, tecrübesiz olarak. Adeta görmemişçesine yapılmıştır. Bunun mesulü ve faili kim ise bunun cezası verilmelidir. Meclisi Ali bunu tahkik edip bu kadar yanan can ve malın müsebbibi kim ise bunu bulup tecziye etmelidir. Bu memleketin icraatı ve adaleti noktasından lazımdır ve bu tahkikatı Meclisi Aliniz yapar. Fakat orada yalnız bir hadise vardır. Birçok köyler yanıyor, Rum eşkıyası taarruz ediyor. Bu ne suretle şey edeceğiz. Göndereceğimiz tahkik heyeti bunları yakından görüp Hükümete söylemelidir. Herhalde bendeniz diyorum ki, orada vaziyet o kadar kolay değildir. Takiplerini gördük, kumandanlık vardı, müfrezeleri vardı ve takibatta yapılıyordu. Hakikaten buna rağmen yine muvaffak olunamamıştır. Çünkü güçtür efendiler. Büyük ve sarp, kayalık ve dağlık bir mıntıka dâhilinde malını ırzını kaybetmiş bir halk ve hayatını da her zaman tehlikede görüyor. Elinde de silahı vardır. Bunu öldürmek gayet güçtür. Geçen de Süleyman Bey arkadaşım anlattı. Samsun’un içerisine sekiz tane şaki girmişti. Bütün Samsun halkı uğraştı, jandarması, polisi hepsi uğraştı, eşkıyanın bulunduğu evlere ateş verdiler, kırk elli tane ev yaktılar. Nihayet eşkıyalar ateşin içinde yandılar. Fakat birçok Müslümanlar da öldüler. Ateşler içerisinde mukavemet ediyorlar ve dehşetli bir harpcağız yapıyorlar. İrlanda misalini görüyoruz.

Efendiler; emin olunuz ki bir memleketin nüfuzu Hükümetini tesis eden kuvvet iyi değildir. Yani bir kazanın kırk tane jandarması var, kaymakamı var. Bu sayede Hükümet satveti maneviyesiyle idare eder bu memleketi. Yoksa bir kere halk artık son dereceye gelip elinde silahıyla dağa çıkarsa artık onu bir daha mağlup etmek için fevkalade uğraşmak lazımdır. Tarihte bütün bu misaller görülüyor. Bir eşkıya çetesinin ne kadar uzun zamanlar şakilik ettiği görülüyor. Bendenizce en ziyade lazım olan şey ibret olmak… Mesuliyet tesis edebilmek için bu teşebbüse kalkındığı vakit bunun neden neşet ettiğini, yani yapılan hataları tahkik etmektir. Çünkü efendiler, yalnız Samsun’da bu yoktur. Giresun’da da vardı. Orada tehcir yapıldı. Acaba onlar dağa neden çıkmadı. İşte bunu Heyeti Tahkikiye tahkik edip meydana çıkarmalıdır. O zaman eşkıyalığın ve yanan köylerin sır ve hikmeti çıkar. Orada dağa çıkamadılar. Hepsi orada def olup gitmişlerdir.’’[2]

 

ÖLDÜRECEĞİZ YA TOHUMLUK OLARAK MI BESLEYECEĞİZ!

Aynı gün yaşanan tartışmaların en çarpıcı yanı, Kırşehir Milletvekili Yahya Galip’in asker ve çetelerin uygulamalarını eleştiren konuşması olur. Ardından Sinop milletvekili Hakkı Hamdi Bey’in sürgün yollarında Rumlara yapılan saldırılardan ve işkencelerden söz etmesi ardından Siirt milletvekili Mustafa Sabri Efendi şu sözleri sarf eder:
’’Öldüreceğiz ya. Tohumluk diye mi besleyeceğiz?’’[3]
Kırşehir milletvekili Yahya Galip ve Sinop Milletvekili Hakkı Hamdi Bey’in 24 Ağustos 1922 Cumartesi günü toplanan Mecliste yaptığı konuşmalar:

YAHYA GALİP (Kırşehir): ’’Şimdi efendim kumandan Pontoscuları takip edenlere emir veriyor. Şöyle yapmayın, böyle yapın diyor. Halbuki burada bir İstiklal Mahkemesi var. Bu gibi işlere o mahkeme vaziyet etmelidir. Halbuki orada tehcir yapılıyor, ev yakılıyor. Bu neden oluyor. Çünkü o işlerle meşgul olanlar çaldığı eşyanın hesabını vermemek için o evleri yakıyor. Bunlar emsali adidesiyle görülmüştür. Birkaç günden beri Meclisi Aliniz doğrudan doğruya bu mesele ile meşguldür. Hüseyin Avni Bey biraderimizin dediği gibi bendeniz de diyorum ki Pontus’u ihdas edenlere ve Pontus için fenalık çıkartanlardan daha çok bizim içimizde telefat olmuştur. Bizim kendi içimizden onların eşya ve mevaşisinden, on misli daha çok gitmiştir. Pontuscuları tehcir edeceğim diyerekten yanı başındaki köylerin emval ve eşyasını da gasp etmişlerdir. Bu mesele mühim bir şeydir. Evet, Meclis bu işe behemahel vaziyet etmeli. Meclis oraya bir heyet göndermeli.’’[4]

 

HAKKI HAMDİ BEY (Sinop): ’’Şimdi efendiler tehcir yapılır mı yapılmaz mı? Tehcir yapılabilir, fakat bizim yaptığımız gibi tehcir yapılırsa maalesef diyeceğim; bizim gibi daima yüzü kara olur. Eğer tehcir cana kast etmek için yapılacak olursa işte efendiler o gayet çirkin bir meseledir. Bütün dünya nazarında bizleri lekedar eder. Zira o zaman Hükümet kendini müdafaa edemez. Maatteessüf bize bugün heyeti tahkikiye gelecek. Bu heyeti tahkikiyeyi kabul edelim mi diye metareddit bir vaziyete, şeyine vaz edilen ikinci bir meseledir. Bendenizce bu katiyen doğru değildir. Bendenizce, Heyeti tahkikiyeyi kabul etmek doğru değildir, muzırdır. Çünkü gözlerimle gördüm. Hem öyle fenalık yapılmıştır ki –efendiler- bugün memurlarımızın yaptığı fenalığı emin olunuz, İngilizler yapmaz. Kavaklı vaasını biliyorsunuz. Bu hadisede yaralanmış olanlar, Sivas’a geldiği zaman yaralılarla yaralı olmayanlara bir köye doldurmuşlar. Orada bulunan Amerika mümessili jandarma kumandanına gidiyor ve bu yaralıları, buradan alıyor hastahaneye götürüyor. Tedavi ettiriyor ve her suretle yapılan fecayiin icab eden fotoğraflarını vesairesini eline alıyor ve bunu orada bulunan ve evvelki jandarma kumandanını istihlaf eden bir zat söylemiştir. Sonra ben gözümle gördüm. Kasten yapılıyor gibi azami on beş yaşında, asgari on yaşında ve hatta altı yedi yaşında olmak şartiyle (Albdulkadir Kemali Bey biraderimiz de buradadır) kadınlar ayrı, ihtiyarlar da ayrı olmak üzere ve her birisi de öğle üzeri şiddetli ve en fırtınalı, karlı, rüzgâr zamanında Osmanlı Bankası ile bizim oturduğumuz daire arasında bir çeyrek, yarım saat durduktan sonra, envai işkence yapmak suretiyle Bankanın (belki bu ciheti temin için) fotoğraflarını alıyorlar. Bunu maalesef bilemiyorum. Bunu telefonla Mutasarrıfa söyledim, polis müdürüne söyledim. Siz İngilizler nam ve hesabına mı çalışıyorsunuz, ne olur yarım saat rahatınızı kaybetseniz de, şafak sökmeden bunları yerleştirseniz dediğim halde maatteessüf bu hal devam etmiştir.

Efendiler, isterse Heyeti Celileniz, Heyeti Umumiyenizin mecmuu oraya gidiniz, onlarla beraber gidecek misiniz? Tabii gidemeyeceksiniz. Emin olunuz onlar soyulacaktır, döğülecektir, her şey yapılacaktır. Irzların tecavüz edilecektir, öldürülecektir. Hem de götürülüp bizim hasımlarımızın önüne atılacaktır.’’[5]

Şiddetli ve en fırtınalı, karlı rüzgarlı bir günde sürgüne yollanan ve envai işkence gören kadın ve ihtiyar Rumların sürgüne gönderilişini anlatıyor Hakkı Hamdi Bey. Ama rahatsızlığı o insanlara karşı hissettiği acıma duygusundan ileri gelmiyor. Rahatsızlığının sebebi, bu işin öğle saatlerinde Osmanlı Bankası gibi herkesin görebileceği açık bir alandan başlayarak gerçekleşiyor olması. Polis müdürüne, kaymakama söyleniyor. Ne olurdu yarım saat rahatınızı kaybetseniz de bunları şafak sökmeden halletseydiniz diyor. Yani kimse görmeden, duymadan yapsaydınız daha iyi olurdu demek istiyor.
Söz alan Karahisarısahip milletvekili Mehmet Şükrü Bey de Rumları tenkil için ( topluca ortadan kaldırma) yollanan bir takım adamların kesesini doldurup, yağma yaptığından bahsediyor. Ve bunların bilinmesine rağmen bu kişiler hakkında hiçbir şey yapılmamış olmasından rahatsızlığını dile getiriyor.
’’Dâhiliye Vekâleti tedbir soracak durumda değildir. Bugüne kadar anlamış ve lazım gelen şeyleri bildirmek vaziyetinde iken henüz bugün ne yapılmak lazım geldiğini söylemiyor ve siyasetini bildirmiyor. Sonra bir takım adamlar gönderiyor. O adamlar Pontus meselesini tenkil (Düşman veya zararlı kimseleri topluca ortadan kaldırma) için giden adamlar tenkili şöyle bir tarafa bırakıyor. Evvelemirde kesesini dolduruyor, yağma yapıyor. Sonra yapmış olduğu cürmün delailini mahv için memlekette yangınlar yapıyor. Bundan fiilen memleketin serveti millyesi müteessir oluyor. Bu fenalığı yapan adamlar hakkında Dahiliye Vekaleti soruyorum ne yapmıştır ve kimi mesul etmiştir. Dahiliye Vekaleti soruyorum ne yapmıştır ve kimi mesul etmiştir? Bir zaman sormuştuk buradan, o makamın Müsteşarı demişti ki; onun hakkında biz tahkikatı yapıyoruz. Tahkikatımızın neticesinde o adamı mesul edeceğiz. Bilmiyorum, bu tahkikat nasıl tahkikattır ki henüz bitmedi? Bugüne kadar o adam mesul edilmedi. Bu adam gözümüzün önünde koca bir ticarethane açtı. İşte bunun esbap ve avamilini böyle şeylerde aramalıdır. Yani Dahiliye Vekaleti fenalığı yapanları mesul etmemesinde aramalıdır. Fenalık yapanlar, bu memlekette mesul edilmedikçe ve onların mesuliyeti tahtı temine alınmadıkça her giden adam kesesini dolduracaktır. Yangın sönmeyecektir ve bu suretle raporlarla Dâhiliye vekâleti ve biz iğfal edilmiş olacağız. Nitekim şimdiye kadar böyle cereyan etmiştir.’’ [6]
Kayseri milletvekili Osman Bey de ’’Yağma siyasetidir, imha değil.’’[7] diyerek Rumların imha edilememiş olmasına hayıflanıp, yağma siyaseti yapılmasını eleştiriyor.


HANGİ MİLLETİN TARİHİNDE ÖLDÜRMEKLE BU KADAR ÖVÜNÜLÜR?

BELGELERİN DÜZENLENMESİ KONUSU
24 Ağustos 1922 tarihinde mecliste yapılan bu görüşmelerde tartışılan bir diğer konu da, olan bitenden dolayı Avrupa devletlerinin eleştirilerine ve yaptırımlarına maruz kalınabileceği korkusudur. Bu nedenle yapılan işlerin (taktil ve tehcir, ev ve köy yakmalar, öldürmeler) bu konuda tedbirli yapılması dillendirilir.
Edirne Milletvekili Şeref Bey, ’’ Bendenizin Meclisten ricam Meclisi Ali ve gerek Hükümet erkanı olan zevat muhtereme; İcra vekilleri arkadaşlar bizi ileride meydanı hesaba ak yüzle çıkaracak tarzda bu irtikap edilen bu irtikap edilen vekayiin faili onlar olduğunu ve Hükümeti milliyenin durup dururken taktil ve tehcir yaptığını, evlerini ve köylerini yaktığını göstermeyecek surette vesaikini ve dosyasını ihzar etmelidir. No bir. Bu şartı azamdır efendiler. Cihan efkarı umumiyesine karşı bu mesailden dolayı biz hesap vereceğiz. Bu hesabı verirken elimizde vesait bulunmalıdır. Bu hususu icra vekilleri arkadaşlardan çok çok rica ederim.’’[8] diyerek katliamları, yakma yıkma eylemlerini gerçekleştirenleri uyarır.

 

İMHA MI YAĞMA MI?

Mersin milletvekili Salahattin Bey’in konuşması da olan bitene dair Avrupalı devletlerin hücumuna uğrayacaklarına dikkat çeker. İmha siyasetinden rahatsızlığını dile getirir.
’’İdaremizdeki kusur bu suretle görüldükçe bizim üzerimize Avrupa devletleri hücum edeceklerdir. Islah ettirmek isteyeceklerdir. Bunda hakları var mıdır? Vardır. Tebaa diye bize dört el ile sarılan halkın seyyanen ırz ve namus ve malını muhafaza hususunda vazifemizi kâfi derece yapamamışızdır. Fenalık edenler başkadır, onları öldürmek hakkımızdır. (…)

Acaba B.M. Meclisi’nin arzusu mudur ki bütün gayri müslimler kalmasın, göğe kadar sürülsün. Dünyanın karşısında böyle bir vaziyette yaşar mıyız ve kalabilir miyiz? Yani ben ortada hallolunacak iki esas görüyorum. Ve bu işi esastan ibret olduğu için bu esası ortaya koymak istiyorum. Mazur görünüz bizim hayatı milliyetimiz bu noktanın hallidir. Efendiler bir Hükümet, bir Hükümeti İslamiye, bir Hükümeti Osmaniye ne deseniz deyiniz. Bir Türkiye Hükümeti, kendisinin emri altında bulunan bilatefrik din ve cins ve mezhep ve bütün tabaanın Hükümetidir. Yoksa yalnız Müslümanların Hükümetidir. Seyanen adaleti yamayacak mıdır? Biz niçin imha siyaseti ortaya koyuyoruz. Yani imha şekilde başka türlü olur. Bunun şekilleri vardır. Bunların yolları vardır.’’[9]
Konuşmasının devamında ise bir taraftan İttihat ve Terakki’nin geçmişte yaptıklarına atıfta bulunarak, hangi milletin tarihinde öldürmeyle bu kadar övünülmüştür diyerek, Pontos’ta yaşananın açıkça katliam olduğunu itiraf eder.

 

’’Efendiler evet yağma siyasetidir. İmha siyaseti değildir. İmha siyaseti böyle olmaz. Binaenaleyh ortada lekelenen kimdir efendiler? Zavallı millet. Bırakın onları bakınız işte Lot Corc’un bizi karşı ittihanamesi. Yüz sene evvelki, iki yüz sene evvelki Türkler’den bahsetmiyorum. Bundan yirmi, otuz sene evvelki Türkler de bir zihniyet vardır. Onların yegâne siyasetleri katil ve tehcirdir. Hristiyanları bunların eline tevdi edemeyiz. İzmir’i onların eline artı veremeyiz diyor. Yunanistan’ın Türkiye’nin İzmir tahliyesi hakkındaki teklife isabet etmemesi doğrudur diyor. Çünkü orada beş yüz bin Hristiyan’ı kimlere bırakacak. Ve oraya kimler tarafından girmişti. Hepimizin tarafından birer heyet olarak girmişti, sulh için Pontoscular meselesinden dolayı icra olunan harekâtın ortaya verdirilen yaygarası. İhtimal ki öyle değil, fakat oraya verilen yaygara ile siz orada böyle yaptınız. Burada da böyle yapacaksınız diyorlar. Muhtariyet kabil midir? Yunanistan bunu üç yüz seneden beri niçin yapmadı? Kabil mi? Neden onların eline bu dalaili ve bu vesaiki verdik. Efendiler hangi milletin tarihinde öldürmek, ne derece kadar medarı fahr olabilir. Bu böyle değildir. İlimle vesaire idarenin muhtelif yolları vardır. (Yunan da yaptı sadaları). Onlar medeni surette yapmışlardır ve böyle yağlı boya şeklinde yapılmamıştır.’’[10]

 

[1] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 3, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985 Ankara, sayfa 714

 

[2] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 3, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985 Ankara, sayfa 715

[3] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 3, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985 Ankara, sayfa 722

 

[4] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 3, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985 Ankara, sayfa 720

 

[5] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 3, 4 Mart 1338 (1922) – 27 Şubat 1338 (1923), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985 Ankara, sayfa 721-722

 

[6] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 3, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985 Ankara, sayfa 727

 

[7] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 3, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985 Ankara, sayfa 731

 

[8] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 3, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985 Ankara, sayfa 724

 

[9] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 3, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985 Ankara, sayfa 731

 

[10] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 3, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985 Ankara, sayfa 732

 

Benzer Yazılar