PONTOS RUM SOYKIRIMINDA KADIN

Mihalis Haralambidis

Bu konuşmamı Eleni Haralambidu’ya atfetmek istiyorum

Santa yöresinde, ırkçı Türk ordusu tarafından kuşatılan gerilla ile birlikte kadın, çoluk ve çocukların arasında, çocuğunu gerilla kaptanlarına teslim eden yedi kadından biri idi. Çocukların ağlama sesi yöredeki topluluğu tehlikeye atıyordu. Bu olay kadının geleceğine damgasını vurdu, benim de ruhsal manevi iç dünyamı etkiledi ve yönlendirdi. Bu kadın çok sevdiğim babaannemdi.

 

1916-1923 yılları arasında asrımızın ikinci büyük soykırımı olan Pontos soykırımı yaşandı. Birincisi Ermeni soykırımı idi. Homojen bir Türk devleti ve milleti yaratma planı Mikra Asia’da yaşayan yerli otokton halkın, değişik milletlerin vahşice yok edilmesini gerektiriyordu. Sığınmacı veya mülteci diyebiliriz. Medeniyetlerin doğum yeri mülteci yaratan bir yere dönüştü. Kemalistler ile jön Türkler dünya çapında uluslararası düzeyde, siyasi vahşi etnik temizliğin öğretmenleri oldular. Sistemli ve dikkatli çalışma neticesinde uygulanan siyasi soykırım 350.000 Pontoslunun katledilmesi ile neticelendi.

Yeni nesil Pontos aydınları grubunu teşkil eden bizler on yıl önce Pontos olayını, uluslararası etnik, siyasi ve ucu soykırıma dayanan bir olay olarak yeniden tanımladık. Bu karar çağdaş Pontos tarihinin doğum günüdür. Bu kararın alınmasında çaba gösteren ve başrolü üstlenen bizler, erkek olduğumuz için soykırım olayında mağdur olanların çoğunun kadın ve çocuk olduğundan pek söz etmedik. Yani Pontos’ta sadece Pontos soykırımı değil aynı zamanda bir kadın soykırımı olayı yaşandı.

Kadın ve çocuklar her zaman nüfusun korunmaya muhtaç olan hassas parçasını teşkil eder. Kadın ve çocuklara uygulanan şiddet ve imha olayları yabancı konsolos, büyükelçi, misyonerlerin ihbarname ve raporlarında açıkça ifade edildi. Suç unsurlarını bolca göz önüne seren bu kaynaklardan edindiğimiz bilgiler, Türk ordusu ve çetelerinin özellikle kadınlara karşı vahşi ve planlı bir imha sistemi uygulamasına giriştiğini açıkça gösteriyor.

Kadın ve çocukların yerlerinden sürülerek, İç Anadolu ve Kürdistan’a doğru yürütülmesi sistemli bir imha siyasetidir. Bunun yanı sara Pontos’ta kadınlara karşı siyasi amaçlı toplu şiddet hareketleri uygulandı. Pontos kadınları Türk haremlerine kapatılmak üzere her türlü ölçüleri aşan vahşice kaçırmalara maruz kaldılar. Bu kadınlar zorla Müslümanlaştırıldı. Topluca ırzlarına geçirildi ve hamile bırakıldı. Daha sonra gebe kadınların ırzına geçildi ve başları kesildi. Annelerinden zorla koparılarak alınan bebekler ile küçük yaştaki çocuklar, yetiştirilmek üzere Türk ailelerin yanına verildi. Anneden zorla ayırma, belli bir etnik gruptan çocuk alma ve başka bir etnik verme olgusu yaşandı. 6 ile 10 yaş arası çocuk ve genç kışların topluca ırzına geçme ve küçük çocukların başlarının kesilmesi olgusu yaşandı. Erkeklerin öldürülmesi, kadınların, annelerin, kız kardeşlerin kaçırılması olayı yaşandı.

Pontoslu kadın maruz kaldığı kaldığı bu siyasi şiddete nasıl karşı koydu?

Dünya kadınların, Pontos’un kurtarılması yönünde gerillaların düzenledikleri silahlı karşı koyma eylemlerine katılan, yüz kızartıcı, alçaltıcı hakaretlerden kurtulmak için toplu bir şekilde uçurumlara, akarsuların şelalelerine düşerek intihar etmeyi tercih eden bu kadınlar için bir araştırma yapmak zorundadır.

Toplulukların kurtulması için bebek yaşındaki çocukların terk edilmesi yöntemi sadece Santa yöresinde değil Pontos’un diğer kesimlerinde de bir direniş yöntemi olarak uygulanmıştır.

Önce kendi kendimize bir soru soralım; neden kadınlara karşı özel bir şiddet siyasi uygulandı. Acaba bu Türk toplumunun gayriihtiyari, tesadüfi yıllarca baskı altında tuttuğu hayvani içgüdüsel seksüel arzularını su yüzüne çıkaran bir siyaset tarzı mı idi? Hayır. Bu kadar basit değil. Kadınlar, planlanmış bir soykırımın değerli bir parçası olarak özel hedef teşkil ediyordu. Kadınlar sadece değişik etnik gruba ait kişiler olarak algılanmadı, farklılaşma, ötekileşme siyasi çerçevesinde Yunan etnik grubu olarak algılandı. Kadınlara karşı uygulanan cinayetler, etnik temizlik olan soykırımın siyasi aracı oldu.

Hedefleri çok yönlü idi. Her şeyden önce ırza geçme ve kaçırma olayları ile öteki olarak kabul edilen etnik grubu aşağılamak, teşhir ve tahkir etmek, ruhsal olarak korkutmak ve çökertmek arzusunda idiler. Asıl hedef ise öteki etnik toplumun medeni ve ailesel örgütlenmesini engellemekti. Böylece, Yunan etnik grubunun biyolojik devamını sağlayacak olan, toplum örgütlenmesine temel teşkil eden aile hedef alındı.

Aile ve kadınsız ulus olamaz. Ulusun devamı aileye ve kadına bağlıdır.

Uygulanan bu siyaset, Rum Pontos kadınının hakları seçenekleri, kişisel özgürlükleri açısından hangi anlama gelir?

Kendi benliği ve vücuduna hükmetme hakkından yoksun bırakıldı. Doğurma hakkı ve sürecine hakimiyet sağlaması engellendi. Doğurduğu çocuk gasp edildi. Kendi özgür iradesi, sevgi ve aşkının ürünü olan çocuğuna hamileyken öldürüldü. Rumlara karşı üstünlüklerini vurgulamak arzusunda olan Türk etnik toplumu Pontoslu kadınları zorla hamile bırakma tertiplerine girdi.

Bu soykırımı olaylarını bilfiil yaşayan kadınların fiziksel sonuçlar haricinde ruhsal dengelerinde belirlenen sonuçlar nelerdir? Tartışılması gereken bu büyük konu hakkında Yunanistan’da manevi, siyasi ve özellikle bilimsel bir boşluk vardır. Yunan psikiyatri bölümü bu boşluk için söz sahibi olabilir ve bu tip olayların kadın sağlığında doğurduğu sonuçlar hakkında fikir beyan edebilir. Orta yaşa varan bu kadınların birçoğu ruh sağlıklarını yitirdi. Yunanistan’ın kuzey yörelerinde 1950’li yıllarda Pontos soykırımı trajedisini bilfiil yaşayan binlerce kadın vardı. Bu kadınlar bu trajedinin canlı şahitleri idiler. Bu kadınlardan biri de babaannemdi.

Bu vahşet ve katliamlardan kurtulanlar ömürleri boyunca hayatta kalmanın suçluluk duygusunu taşıdılar. Seçenekleri olsaydı, sevdiklerinin, akraba ve dostlarının yerine kendilerinin ölmesini tercih ederlerdi. “Ah keşke ben öleydim de, keşke onlar yaşasa idi kız kardeşim, ağabeyim, annem, babam’… Düşünce, bellek ve anıları kovulma ve katliam olaylarında kilitlendi. Geri kalan hayatlarını devamlı moral bozukluğu, güçten düşme ve gerilim belirtileri içinde yaşadılar.

Bu olayların neticesinde özel bir ruhsal bir yapıya sahip yiğit, çilekeş bir Pontos toplumu gelişti. Bundan dolayı nesil, çocuklarına katliam döneminde kaybolan akrabalarının isimlerini verdi. Katliamdan kurtulan erkek ve kadınlar arasında bir kardeş, ağabey ilişkisi kuruldu. Bu fenomenlere özellikle eğilip derinlemesine araştırmalar yapmak gerekir.

Kadın ve insan nesline yönelik işlenen planlı, kasıtlı cinayetlere karşı acaba hangi ideoloji ve anlayışlar hakimdir?

Soyguncu gelenekler mi, yeni Türk devleti ve Kemalist akımın ırkçı ideolojisi mi, İslamın başka etnik gruba ait kadınlar hakkındaki görüşü mü yoksa genelde bütün kadınlar mı? Bugün bile Türk kadını baskı altında yaşamaktadır.

Kadınlara karşı Ermenistan’da 1915, Pontos’ta 1916-1923 yılları arasında işlenen cinayetler, 1955 yılında Konstaninopolis ve İzmir’de ve 1974 yılında Kıbrıs’ta neden halen tekrarlanıyor?

Türk ordusu neden günümüzde Kürdistan’da kadınlara karşı, ikinci Dünya Savaşı sürecinde Nazi ve Japonların kadınlara uyguladığı metodlardan daha ağır uygulamalarda bulunuyor? Hangi ideolojik ve siyasi yapılar bu fenomenleri üretmektedir.

Türkiye’de toplum ve ordunun eğitim sistemindeki değer ve kurallar, Ermeni, Pontos, İonia, Kıbrıs, Atina, Ege, Trakya ve Kürdistan kadınını savaş ganimeti olarak algılar.

Günümüz çağdaş Türk toplumu halen geçmişteki soyguncu savaş toplulukları özelliklerini korumaya devam etmektedir. Bugün bile değişmez sabit psikolojik ve kültürel bağlar sistemli bir şekilde korunmaya ve geliştirilmeye devam eder. Gerekli görüldüğü vakit, yani etnik temizlik, soykırımı, toplu şiddet gibi olayları hayata geçirebilmeleri için erkeklerin hayvani seksüel içgüdüleri muhafaza edilir. Türk gazeteleri sistemli olarak Yunan ve Ermeni kadınların resimlerini yayınlar. Türk toplumunda Kürt karşıtı akımların doruk noktasına ulaştığı bu son dönemlerde Kürt kadını da barbar ırkçı Türk ordusunun avı haline gelmiştir.

Pontos ve İonia asıllı Yunan kadınına karşı işlenen bu cinayetler neden unutulmaya mahkum edildi?

Unutulmanın sebebini, Pontos olayını genel olarak tarihi ve kültürel açıdan yeniden tanımladığımız vakit bahsettiğimiz, meşhur devlet teorisi “halkların mübadelesi’nde buluruz. Bu olay günümüzde yeni Pontos mültecilerinin gelmesiyle “vatana dönüş’ teorisi olarak tekrar gündeme gelmiştir.

Bu pratikler tarihe ve tarihi bilinç ve anılarımızı yeniden bulmak için gösterdiğimiz büyük çabalarımıza karşı ancak saygısızlık ve sövme olarak nitelendirilebilir. Venizelos ile İnönü arasında 1930’lu yıllardaki dostluk anlaşması, Bolşevikler ile Kemalistlerin 16 Mart 1921 yılında imzaladıkları ahlaktan yoksun anlaşma.

Tarih bilincimizi kaybettiren ve kültürel güçsüzleştirilmemize neden olan en son olay ise Yunanistan’ın NATO ittifakına girmesi ile Türkiye’nin bütünlüğünü arzu eden NATO konseptin hakimiyet kurması durumu olmuştur. Bu geopolitik ve devletsel nedenlerden dolayı kadınlar, toplumsal değerlerin başında gelen tarihi bellik ve etnik tanımlama konularından yoksun bırakıldı. Yunanistan’da kadınların zaman sürecinde gelişmesi ve varlığı ile otokton bir teori yazılmadı. Bütün dünya, en acılı etnik ve toplumsal süreci yaşayan kadınların Rum olduğuna dair herhangi bir bilgiye ve vicdana sahip değil. Yunanistan gerçeğini ve tarihi sürecini bilmeyen yabancı teoriler, Batı Avrupa’ya nazaran taşralı kültürel bakış açısı olan bir ifade ile Yunan kadınının ayrıcalığını fark edemiyordu. Mesela tarih boyunca bir Fransız, bir Alman kadını “devşirme’ olayını hiç yaşamamıştı. Buna mukabil hiçbir Yunan kadın, bir İngiliz, bir İtalyan kadınının oğlunu başka ülkeleri sömürme, işgal etme ve köleleştirme amaçlı savaşlara yolladığı için duyduğu suçluluk duygusunu pek tabi ki bilemez.

Kısacası onlar etnik temizliğe hedef olmamış kadınlardır.

KAYNAK: Pontos Antik Bir Kimliğin Dönüşü, Stravon Yayınevi, sayfa 50-54

*8 Mart 1994 yılında Atina’da yapılan konuşmanın bir bölümü.

Benzer Yazılar