PONTOS’DAKİ DÜZMECE İSTİKLAL MAHKEMELERİ VE YARGILAMALARI – 2

Sait Çetinoğlu

Önderler tutuklanıp yargılanmaya başlamasının ardından Merkez Ordusu Komutanı Sakallı Nurettin tarafından 19.6.1921 tarih ve 2245 numaralı emriyle sürgün uygulaması başlar. Pontos halkı ikinci kez ölüm yürüyüşüne çıkarılır:

Sahil sancaklarından iç kısımlara gönderilmekte bulunan ve eli silah tutan Rumlar Erganimadeni, Malatya, Maraş sancaklarına, Sivas’tan Gürün ve Darende kazalarına taşınacak ve yerleştirileceklerdir. Hangi kafilelerin nerelere gönderileceklerini ayrı ayrı tebliğ edeceğim. (16)

Eli silah tutanlardan maksat 15-50 yaş arası erkek nüfustur. Sürgünleri daha detaylı başka bir yazıya bırakarak burada sadece kararnameyi belirtmekle yetiniyoruz. Bir kısmı da Amele Taburlarına yollanacaklardır. Sakallı Nurettin 12.1.1921 gün ve 2082 sayılı emirleri ile Amele Taburları ile ilgili sert tedbirler yürürlüğe konur: İşçi taburuna gidecek olanlardan Ordu sancağından gelecek olanlar Şarkikarahisar’da Samsun sancağından gönderilecek olanlar Amasyada toplanacaklardır…

Gerek işçi taburlarına ve gerekse yerleşmek için güney sancaklarına gönderilecek fertlerin ve kişilerin gönderilme ve taşınmaları en büyük sürat ve faaliyetle yürütülüp uygulanacak Samsun Kalem Başkanı ile Samsun ve Ordu mutasarrıflıkları sabah ve akşam raporlarıyla icraatın sonucunu orduya bildireceklerdir. İşin taşıdığı olağanüstü önemi takdir etmeyerek gece, gündüz çalışmayan ve gevşeklik gösteren kaza ve askerlik şubesi memurlarının cezalandırılacaklarını bildiririm…

Gönderilecek olan Hristiyanlardan gönderildikleri yerden başka bir yere firar edenler ile onları kabul edip koruyacak ve saklayacak olanların uzak ülkelere kadar gönderilmelerine zorunluluk duyulacağı ve haklarında başkaca yasal soruşturma yapılacağı Canik, Ordu, Amasya, Şarkikarahisar, Tokat sancakları içerisinde gerekli olanlara ve özellikle Hristiyan halka uygun şekilde bildirilecek ve açıklanacaktır.

(17) Amele Taburlarıyla ilgili okuyucuda bir fikir oluşması bakımından bu taburlara dair bir bilgi verelim:

Havza Amele Taburu: 17 muhafız, 326 gayr-i muslim,

Merzifon Amele Taburu: 28 muhafız, 321 gayr-i muslim,

Tokat Amele Taburu: 15 muhafız, 122 gayr-i müslim,

Çorum Amele Taburu: 30 muhafız, 404 gayr-i müslim,

Sivas Amele Taburu: 22 muhafız, 414 gayr-i müslim,

Samsun Amele Taburu: 30 muhafız, 185 gayr-i müslim. (18)

Bu taburlara numaralar verilmiştir ve numaralar 8’den başlayıp 13’te bittiğine göre başka amele taburları da söz konusudur.

Elias Venezis’in “Number 31328” (19) adlı yapıtı bir özyaşam öyküsüdür ve Amele Taburlarını resmetmektedir. Venezis’e verilen 31328 numara uygulamanın büyüklüğü ve yaygınlığı hakkında bir fikir oluşturmakta olduğunu düşünüyorum. Lazaros K. Aşıkoğlu’nun Kilaman (20) adlı öz yaşam öyküsü de sürgünler ile amele taburlarında geçen günleri n bir başka anlatımıdır. Sürgüne gönderilenlerin yerlerine vardıkları düşünülmesin. Resmi belgelerde bile kurbanların vilayet sınırını dahi geçemediğini belgelemektedir.

Merkez Ordusu Kumandanlığı’na Samsun Mutasarrıfı Sezai ve Fırka Kumandanı İsmail imzalı 2.6.1921 günlü yazıda sürgünlerin Kavak’ta saldırıya uğradığını bildirmektedir. Sürgünlerin kurtarılması için Pontos direniş birliklerinin bu kurbanları kurtarma hareketlerine girişimleri de resmi belgelerde kayıtlıdır. (21)

İtilaf devletleri uygulamalara karşı gönülsüz bir protesto etmekle yetinirler. “İtilâf Devletleri Alman tedbirleri etkisiz bırakmak için çaba harcamaktan geri durmuyorlardı Nitekim Pontus Rum elebaşılarının İstiklâl Mahkemesi kararlan ile asılması ve büyük bir kısmının da Anadolu’nun içerlerine göç ettirilmesi, İstanbul’daki İtilâf Devletleri temsilcilerinin protesto notaları ile karşılanmıştı. Millî Hükümetin Dışişleri Bakanlığı 15 eylül 1921 tarihinde buna karşı verdiği cevabî notada” rahattır. Nasılsa Ankara hükümetince Uygulamalar daha önce Amiral Bristol’a bildirilmiştir. Neticede Pontos’ta 11.188 kişinin öldürüldüğü resmi belgelerde açıklanmış kalanların da mübadele adı altında sürgün edilerek(22) Pontoslular tarihsel topraklarından kazınmıştır.

Amasya’daki İstiklal Mahkemeleri adlı resmi infaz kurumunun yargılamalarına gelirsek bu bölümde bu mahkemede yargılanıp 7,5 yıl ceza ile hayatını kurtaran Iakovos Kulehoris’in 1990 yılında kaleme aldığı anılarına(23) yer vereceğiz. Kulehoris’in anıları tutuklamalar ve yargılamalar hakkında bize ilk elden bilgiler vermektedir.Ayrıca her iki jön Türk dönemini de içerir.

Sözü Kulehoris’e bırakıyoruz, kendisi bizim başkaca bir yorum yapmamıza gerek bırakmıyor:

Düzmece Amasya Yargılamaları “Tabii ki Pontus Rumlarının geçirdikleri zulümler için bir çok eser yazılmıştır. 95 yaşımda olan ben de bu anılara katkı yapmak istiyorum: Bütün zulümleri yakından tanıdım, iki kere sürgün hayatı yaşadım ve hapislere kapatıldım. Mustafa Kemal Paşanın kurduğu İstiklal Mahkemesi tarafından hapse atılarak 7.5 yıl cezaya mahkûm edildim. (yukarıda da belirttiğimiz gibi resmi propaganda kitabında kararın Merkez Ordu komutanlığı ile İstiklal Mahkemesinde ortaklaşa alındığı yazılmaktadır)

Bu zulümler iki döneme ayrılabilir. Birincisi 1. Dünya Savaşı sırasında ve 2.si Küçük Asya Türk-Yunan savaşı sırasında olanlar. Birinci dönemde Türkiye’yi iki canavar yönetiyordu Talat ve Enver Paşalar ve de ikinci dönemde daha sonra Atatürk adını alan Mustafa Kemal. Birinci dönemde beyaz ölüm yürüyüşleri ve askeri mahkemeler önemli rol oynadı. İkinci dönemde Küçük Asya harbi sırasında yeniden sürgünler ve de Mustafa Kemal tarafından teşkil edilen İstiklal Mahkemeleri sahnede idi. Birinci dönem zulümlerden 76 yıl ve ikinci dönemlerinkinden 70 yıl geçti. Bütün bu yıllar boyunca vuku bulan idamlar ve sürgünler yüzünden ruhumda devamlı ıstıraplar çektim ve çekiyorum. Bugüne kadar bu yurtsever adamların katli, onların çoğuyla sürgünlerde ve hapislerde beraber yaşadığımızdan, bana derin ıstırap veriyor.

İnanıyorum ki bu adamların kemikleri hala titremekte ve onların öksüz çocukları ve torunları gibi feryatlar çıkarmaktadır. Bütün bunlar beni bu satıları bir tarihçi olmayarak fakat aciz bir köy öğretmeni, bir insan olarak, bu kurbanların anısı için ve onlara bir mevlit yapmak için yazmaya itmiştir. Bunu, bu kurbanlara bir görev olarak saymaktayım. İlerlemiş yaşımda bu anılarla sonsuz ıstırap çekiyorum. Yaptığım anlatımları benim ıstıraplarımı hafifletmek için yazıyorum. Aynı zamanda gömülmemiş atalarımın kemiklerinin kovalamasından kurtulmak içinde yazıyorum. Bu zulümlerin anlatımında mümkün olduğu kadar tarafsız ve objektif olmaya çalışacağım. 1914 yılına gidelim.

Mayıs ayı öğlen vakti idi. Ortaokul ikinci sınıfta idim. Metropolitliğin yardımcı piskoposu Platon Ayvatcidis okula geldi ve şunları söyledi : Çocuklar Jön Türklerin Batı Anadolu Rumlarına karşı zulümleri yüzünden Patrikhanenin emri üzerine okullar kapatılıyor. Biz ağlayarak okuldan ayrıldık. Öbür gün Aya Triyada (Samsun katedrali) kilisesini kapılarının siyah kumaşlarla mateme büründüğünü gördük. Patrikhanenin 1914 deki bu protestosu Yukarı Samsun semtlerinde yerel Rum idarecilerini korkuttu. Muhtemel Türkler tarafından yapılacak bir katliama karşı gözcü grupları kuruldu. Bunlar Yukarı Samsun çevresini gözetiliyorlardı. Başlarında daha sonra İstil Ağa lakabını alan Stilianos Kosmidis vardı. Bu şahıs 1nci Dünya savaşı sırasında ilk gerilla gruplarını teşkil ettirdi. Eylül ayında okullar yeniden açıldı ancak seferberlik yüzünden ve ekonomik kısıntılardan ve benim için sınıf olmadığından okula devam edemedim. Tam o zaman zulümler başladı. Zulümlerin başlangıcı olarak Mayıs 1914 verebiliriz; çünkü 1915 yıllında 1.5 milyon Ermeni katledildi.

Jön Türklerin programı bütün azınlıkların imhası idi. Halbuki 1908 de aynı Jön Türkler, ilerici Türkler görünerek, 1789 Fransız devriminde olduğu gibi, hürriyet, eşitlik ve adalet sözlerini kullanarak Anayasayı ilan ettiler. Türkler hürriyet, adalet, müsavat ve uhuvvet kelimelerini söylüyorlardı. Maalesef biz tüm Rumlar bu sözlere inandık ve bunları sanki Neşeli İncil Okumaları olarak algıladık. İyi yaşayacağımıza inandık. Halbuki Hamit devrinde iyi yaşıyorduk. Jön Türkler Hamit’i kovdular ve yerine Reşat’ı koydular. Programları azınlıkları imha etmekti. 1916 yılında Samsun’un Kadıköy’ünden sürgünler başladı.

Kadıköylüler Jön Türklerin gözünde idiler. Sebep 1908 Meşrutiyetinin ilanı sırasında yerel Rumlar karakol binasını taşlayarak mahv ettiler ve bu yanlış bir tutum idi. Aynı zamanda Meşrutiyetin ilanı ile tütün tekeline sahip olan Alman-Fransız REJİ şirketinde sendikalar teşekkül etmeden evvel işçiler grev yapıldı. Grev sırasında işçiler kendi başlarına tütün yapraklarını satılar. Jön Türkler bunları hatırladıklarından 27 Aralık 1916, Salı günü, tam İsa Peygamberin doğum gününün ikinci günü ve Ayios Stefanos yortusunda, Polis kuvvetleri Kadıköy semtinde abluka altına aldı ve hepimizi öğlen vakti meydana toplayarak sıraya koyarak İliasköy’e yayan götürdüler. Orada bizi askerler karşıladı ve gecenin gelmesi ile yürüyüşe başlattılar.

Beş gün yürüyüşten sonra sürgün yerimiz olan Çorum’a vardık. Bu sürgün 1918’e kadar devam etti. Ben kız kardeşlerimle beraber gizliden kaçabildim. Annem köyde olduğundan sürgünden kurtulmuştu. 1918 sonunda Mütareke ilan olunduğu zaman sürgüne gidenlerden yalnız yarısı döndü. Geriye dönmeyenler yokluklardan, tifüs ve sürgünde zulümlerden öldüler. Yarısı dönemedi bile. O zaman erkek eksikliği yüzünden Metropolit Karavangelis tarafından yerel Rum Camiasının Polivios Raptarhis başkanlığı altında olan yönetim kuruluna atandım. Sekreter görevini üstelendim. Toplanabileni toparladık ve Kavak’dan bir Papazı ve iki hanım öğretmeni bularak okullumuzu açtık. Bunlar ilk dönem sürgünleri idi. Şimdi ikinci döneme geçelim. 1920’nin yazında M.Kemal’in orta Anadolu bölgesinde iktidarı yerleştiği zaman ekonomik güce sahip olan bir çok Samsunlu Rum korkuları sebebinden uluslar arası güçlerin elinde olan İstanbul’la kaçtılar. Bu kaçanların arasında Trakya kökenli ve REJİ şirketinde berber çalıştığımız veznedar Kalliadis’de vardı. Bu şahıs sözde ailesini uğurlamak için vapur iskelesine gitti ve şirkete hiç bir haber vermeyerek kendisi de vapura binerek İstanbul’a kaçtı. Müdür Yordan Totomanidis bunu öğrendiği zaman çok kızdı. Hâlbuki bu kaçanlar ne olacaklarını bir yerden sezmişlerdi.

Adı geçen Reji şirketi müdürü Yordan Totomanidis çok dürüst bir yurtsever Rum’du ve Metropolit Karavangelis ile çok yakın ilişkileri vardı. Herhalde bunları Türkler biliyorlardı. 1920 Sonbaharında Totomanidis’i Mustafa Kemal Tütün fabrikaları için bir etüt yapmak sebebiyle Ankara’ya davet etti. REJİ bütün Türkiye’nin tütün mamülerini tedarik ediyordu. Doğu vilayetleri Samsun’dan Batı vilayetleri ise o zamanlar Yunan’ların elinde olan İzmir’den tütün alıyorladı. Makedonya çevresi ise İstanbul’da Kırbaşı fabrikasından hizmet alıyordu. Totomanidis acayip gelişimlerden şüphelendiğinden kendisinin yerine İtalyan asılı REJİ şirketinin kontrolcüsü olan Makezi’yi yolladı. Ancak Mustafa Kemal, Totomanidis’i istediğini söyledi ve İtalyan’ı geri gönderdi. O zaman Totomanidis hepimizi topladı. REJİ de çalışanların hemen hemen hepsi Rum, Ermeni ve Yahudi idi ve Türkler yalnız bekçi idi. Totomanidis bize veda ederek şunları söyledi : Dönüp dönemeyeceğimi bilmiyorum ama sizden ricam fabrikayı dürüstükle ve iyi şekilde idare edin. Bir ay sonra öğrendik ki, Totomanidis Mustafa Kemalin adamı olan Topal Osman tarafından acımasızca katledilmiş.

Dipnotlar:

(16) Pontus Meselesi… sh396

(17) Pontos Meselesi… sh 398-399

(18) ATASE Arş. Kls. 1124, Ds. 18, Fhr. 137.AktaranMustafa Balcıoğlu

İki İsyan Koçgiri Pontus , Bir Paşa Nurettin Paşa, Babil y.2003 … s 36

(19) Çağdaş yunan edebiyatının usta kalemi Venezis’in bu eseri Belge Uluslar arası Yayıncılık tarafından baskıya hazırlanmaktadır.

(20) Lazaros K. Aşıkoğlu’nun Kilaman, Anadolu’dan Gelen Bir Rum’un Anıları Belge uluslar arası Yayıncılık, 2010

(21) Pontos meselesi… sh 405

(22) İstiklal Harbi Tarihi cilt IV. İstiklal Harbinde Ayaklanmalar 1919-1921 Genkur Basımevi 1974 sh 294

(23) Iakovos Kulehoris, Samsun ve Çileleri, Kirikakidi Kardeşler kitabevi, Selanik 1991

 

Yazı dizisinin diğer bölümleri için

http://devrimcikaradeniz.com/2013/08/07/pontosdaki-duzmece-istiklal-mahkemeleri-ve-yargilamalari-1/

http://devrimcikaradeniz.com/2013/08/07/pontosdaki-duzmece-istiklal-mahkemeleri-ve-yargilamalari-3/

Benzer Yazılar

No Responses