PONTOSLU KAYIP KÜÇÜK KIZ TOLİKA… NERDESİN?

Tamer Çilingir / Devrimci Karadeniz

Bu hikaye Pontos’da yaşanmış acıklı binlerce hikayeden birisidir sadece. Özellikle 1919’da ”Samsun’a çıkanın” fetvalarıyla, İttihatçıların 1916 yılından itibaren başlattıkları Pontos’u ve Anadolu’yu ”Rumlardan temizleme” operasyonun devamı olarak 353 bin insanın canına, malına kastedilmiş, Karadeniz’den 200 bin kişi olmak üzere, tüm Anadolu coğrafyasından 1 milyon 250 bin Rum sürgün edilmiştir. Ve bütün bu insanların mallarına mülklerine el konulmuştur. Bu mal mülk, bu soykırım sürecinde katliamlar düzenleyen, köyleri yakan, Rum kadınlarını ve kızlarını kaçırıp beylere cariye olarak sunan zevata, çetelere, çete reislerine ödül olarak verilmiştir…

Sadece Karadeniz’de öksüz kalan 15 bin çocuğun akibeti hala bilinmemektedir. Son yıllarda ortaya çıkan yeni belgeler ve anlatımlarla bu 15 bin çocuğun başına neler geldiğini de öğreniyoruz yavaş yavaş…

İşte Tolika’nın (1) hikayesi de bu 15 bin çocuktan birinin hikayesidir…

 

Hayatı boyunca Müslüman komşularıyla, dostça, kardeşçe bir hayat süren Bafralı Tolmanın Dimitro’su diye anılan bir Pontoslu Rum’un kızıdır Tolika…

Bafra’nın Yizigöl adındaki köyünde 1918 yılında doğmuştur.

 

Birgün köylerini basan jandarmanın zulmünden kurtulmak için, kendisinden dört yaş büyük ablası ve babası ile yurdunu terketmek zorunda kalmıştır. Bu kaçış esnasında babası ölmüş ve 8 yaşındaki ablası Kirya Sofiya ile yapayalnız kalıvermiştir Tolika… Kendileri durumundaki birçok insanla beraber Samsun’da askeri bir kışlada kalırlar bir süre. Sonra arabalara doldurulup Bafra’ya doğru gönderilirler.

Sonrasını Kirya Sofiya’dan dinleyelim:

”Bir cehennem olan Samsun’daki askeri kışladan kurtulduğumuza sevindik.Çünkü Bafra’da babamın dostu olan çok sayıda tanışımız vardı. Ve o günlerde canavar olarak ünlenen Topal Osman çetesinin Samsun’a geleceğini duymuştuk. Seviniyorduk çünkü orada olmayacaktık. O canavarla ve yanındakilerle karşılaşmayacaktık.

Yol çok tehlikeliydi ve bitmek tükenmek bilmiyordu… Madem ki gönderildiğimiz yere varamayacaktık, Hacı Ömer denilen bir Müslüman köyünde gecelemek kararı aldık zorunlu olarak… Hacı Ömer köyünün Müslümanları bizim hemşehrilerimizdi, babamı çok iyi tanıyorlardı. Bu nedenle bizi ellerinden geldiğince özenle ağırladılar.”

Ertesi gün yolculuğa devam ederler. Kırık dökük at arabasının sürücüsü Hüseyin adında biridir. Vahşi görünümlü, asık suratlı bir adam!.. İçindeki kötülüğü yüzüne vurmuş olanlardan…

Yolda Tolika’nın tuvaleti gelir ama korkudan söyleyemez. Dişini sıkar ama dayanamayacak duruma gelince ablasına sessizce eğilerek çok sıkıştığını söyler.

Kirya Sofia korkarak, Hüseyin’e kardeşinin kakasını yapması için durmaları gerektiğini söyler. Çok ıssız ve terekedilmiş bir yerdedirler. Hüseyin, Tolika’nın tuvalet ihtiyacının, gecikmelerine neden olacağından saldırganlaşır. Arkaya döner, Tolika’yı elbisesinden yakalayıp yola atar.

 

”Ben küçük kızkardeşimi, Hüseyin’in onu savurduğu yerde, toprağın üstünde bir yığın gibi gördüm. Tolika gecikmeden, aceleyle hemen kalktı, köhne arabanın peşinden koşmaya başladı. Aynı zamanda ağlayarak çığlık çığlığa feryat ediyordu:

‘Bacikam al beni… Bacikam al beni!’ yani, kızkardeşciğim, bacım beni de al yanına, kardeşçiğim beni de yanında götür, bırakma beni bacım, kardeşim al beni de yanına, anlamında…

Araba uzaklaştıkça, kardeşimi gözümün önünden kaybediyordum. Ve aynı anda, sesi de, hüngür hüngür ağlaması içinde yitip gidiyordu. Bir süre sonra onu ne görebiliyor ne de sesini duyabiliyordum artık…” diye anlatır Kirya Sofia.

 

Sonra Kirya Sofia Samsun’da açılan ”Öksüzler Yurdu”na verilir. Birkaç ay sonra da yanında birçok öksüzle birlikte bir gemiye bindirip Yunanistan’a götürülür.

Nasıl bir kurtuluş değil mi?

Karadeniz’deki yurdundan kovularak, köklerinden koparılan, öksüz bir kızcağız olarak Yunanistan’a varır.

Kefalonia adlı bir öksüzler yurduna getirilir. Beraberinde Ermeni kızlar da vardır. Orada okuma yazmayı öğrenir, birinci sınıfı bitirdikten sonra Lutkrakiu adlı başka bir öksüzler yurduna gönderilir. Daha sonra da Korintos’a…

Yorgo Kalpakidi adlı bir gençle evlenip yuva kurar Sofia Kirya… Yedi kız çocuğu olur, onbir de torunu…

Ama yaşlandıkça aklı hep o ıssız yere takılır; Hüseyin’in kızkardeşi Tolika’yı fırlatıp attığı yere…

Ve kulaklarından sürekli onun hıçkırıklar içinde bağıran sesi…

”Bacikam al beni, bacikam al beni”

 

 

Tolika’nin hikayesi Yorgo Andreadis tarafından kaleme alınmış ve Türkçe olarak da Kasım 1999 yılında Belge Yayınları tarafından yayınlanmıştır. Hikayenin detayları bu kitaptan öğrenilebilir…

 

2011 yılında Sofia Kirya’nın hayatını kaybettiğini öğrendik… Ve tabi Tolika’nın da… Ancak Tolika’nın hikayesi ne yazık ki gizleniyor… Yakınlarının kaygısı anlaşılır bir durum elbet ama birgün onların da ortaya çıkıp Tolika’nın hikayesini bizim bıraktığımız yerden anlatmalarını umuyoruz…

 

 

 

 

 

(1) Tolika: Rumca bir kadın ismi olan Anatoli’nin kısaltılmış, küçültülmüş biçimidir. Sevgiyi ifade etmek üzere özellikle çocukların ve sevilenlerin isimleri küçültülür, kısaltılır. Tıpkı Türkçe’deki Fatma’nın Fatoş olması gibi…

Benzer Yazılar