PONTOS’UN 100 YILLIK HASRETİ

Tamer Çilingir

Bu okuyacağınız hikaye, bundan 100 yıl önce Pontos’ta (Karadeniz) Rumlara yönelik yapılan soykırımın izlerinden sadece biridir. Bundan 5 ay önce  ‘‘PONTOS’UN GEÇMİŞİNİ VE SAMSUNLU BELAİYA’NIN (LÜTFİYE) YAKINLARINI ARIYORUZ‘‘  başlıklı bir yazı yayınlamıştık. Pontos’un kayıp kızlarından Belaiya’nın torunları, yakınlarını arıyordu. Belaiya, Pontos ülkesinde yirminci yüzyılın başlarında, ailesinden koparılmış onbinlerce çocuktan biriydi. Koca bir ülkeyi kana, gözyaşına boğarak yoketmek isteyenlerin bizlere yaşattıkları acılardan sadece birisiydi Belaiya’nın hikayesi.

353 bin insan katledilip, yüzbinlerce insan sürgüne gönderilirken geride kalanların sır olarak sakladıkları, anlatamadıkları yaşanmışlıklar, sustukları ve korktukları için geçmişle bağların kopmasını sağlamıştı. Tarih, Karadeniz’de (Pontos)  yeniden ‘’yazılmıştı’’. Adeta Rumların bu topraklarda yaşadıkları yok sayılmıştı. Yalan yanlış bilgilerle yazılan resmi tarih, sadece koca bir ülkenin değil, tek tek insanların ve ailelerin de geçmişiyle bağlarını koparmayı hedeflemişti.

Belaiya’nın torunları, büyükannelerinin hikayelerini anlatarak, geçmişleriyle bağ kurmak istiyorlardı. Ve biz bu yazıyı okuyan herkesin, mümkün olabilen herkese bu çağrıyı iletmesini ve hikayenin içinde geçen herhangi bir bölüme dair bilgiye sahip olanların hemen bizimle iletişime geçmesini rica etmiştik.

 

PELAGİA/BELAİYA/ LÜTFİYEbelaiya
Bugüne kadar ailenin ve dolayısıyla benim de kullandığım Belaiya adını burdan sonra Pelagia olarak kullanacağım. Gerçek adı Pelagia’dır çünkü.
Pelagia’nın doğum tarihi mezar taşında H.1330 (M.1912) olarak yazılmıştı. Üç çocuklu ailenin ortanca çocuğudur.  Ağabeyi Nikola 1910, erkek kardeşi Dimitri 1916 doğumludur. Annesinin adı İsaia, babasının adı Efthimis’dir; terzilik yaparak sağlamaktadır ailesinin geçimini. Aile Rumların Samsun’daki önemli yerleşim yerlerinden Kadıköy’de yaşamaktadır.
Osmanlı, 1.Dünya Savaşı’na Almanların safında katıldığında, bu savaşta taraf olmayı ve asker olarak bu savaşa katılmayı reddeden Pontoslu Rumlar, iktidardaki İttihatçıların hedefidirler. Zaten Balkan Savaşı’nı kaybettikten sonra yeni bir burjuva devleti inşası için Müslüman olmayan ulusları imha projesini devreye sokan İttihat ve Terakki yönetcileri, hem Rumlara, hem Süryanilere, hem Yahudilere yönelik sürgün ve imha operasyonları düzenlerken, 1915 yılında 1,5 milyon Ermeni’yi katletmiştir.
Karadeniz’de Ermenilere yönelik planlı katliamlar, Rumların gözü önünde cereyan eder. Rumlar o güne kadar sürgün, tehdit ve bir çok yerde katliamlara maruz kalmış olsalar da, henüz Ermeniler gibi toptan imha ile karşı karşıya değillerdir 1916 yılına kadar. Ama artık sıranın kendilerine geldiğinin farkındadırlar.
Hayatı boyunca kardeşlerine hasret yaşayan Pelagia bir gün çocuklarına ve torunlarına, Rum olduğunu anlatır ama tembih de eder: ‘‘Rum olduğumu kimseye söylemeyin. Duyarlarsa beni tekrar almaya gelirler‘‘ diye. Çocukluğunda başına gelenleri anlatırken bahsettiği yıllarda 6-7 yaşlarında olduğunu söyler. Aşağı yukarı 1918 yılından sözetmektedir. Rumlara ait evlere askerler baskınlar düzenlemektedir. Annesi İsaia kendi evlerinin de basılacağını anladığı için eşine haber vermek için telaşla eşinin şehir merkezindeki terzi dükkanına koşturur. (Bu yazıda hikayenin sadece bir tarafını biliyoruz. Yakında Pelagia’nin abisi ve erkek kardeşinin aktarımlarını da öğrenecek ve hikayeyi kesinleştireceğiz)
Pelagia’nın babası, Pontos’taki bir çok erkek gibi, can güvenlikleri olmadığı için dağa çıkar. Bu arada olan bitene yüreği dayanamayan İsaia ise hayatını kaybeder.

Osmanlı’nın 1.Dünya Savaşını kaybetmesinin ardından İttihatçılar, Osmanlı mahkemelerinde Ermenilere yönelik soykırımından dolayı yargılanır ve suçlu bulunurlar.  Ama bu durum geride kalan Rumlar açısından rahatlatıcı bir durum olmaz. Çünkü Müslüman olmayanları imha projesini bu kez Mustafa Kemal ve arkadaşları devralacak ve Pontos’u baştan başa kana bulayacaklardır. Özellikle 19 Mayıs 1919’da Samsun’a gidişiyle başlayan süreç, Pontos’ta taş üstünde taş bırakmamak üzerine yaşanacaktır.

Pelagia, ağabeyi Nikola ve erkek kardeşi Dimitri babanneleri Sultana tarafından ilk sürgün sırasında Amasya Merzifon’da farklı farklı ailelerin yanlarına bırakılırlar. Dimitri Merzifon’da kalır. Sultana, Palegia ve Nikola ile birlikte Samsun’a döner. Ancak burada Pelagia başka bir ailenin yanında kalmaktadır. Sultana ve Nikola bir daha Pelagia’dan haber alamayacaktır.
İkinci kez sürgün için gelen askerler Pelagia’yı Samsun’da alıkorlar. Hatta sürgün sırasında ayakkabısının tekini kaybeden Pelagia, yine sürgün edilen erkeklerin sırtında taşınır. Pelagia, askerlerin mola verdiği bir Alevi köyü olan Ordu’nun Akkuş İlçesi Yolbaşı Köyü’nde kendilerini ağırlayan aile tarafından evlatlık alınır. Pelagia’nın kaldığı evdeki bir kadın askerlere Belaiya’yı evlatlık edinmek istediğini söyler. Askerler ise zaten sürgündeki herkesi öldüreceklerini, isterse çocuğu alabileceğini söyler.
Evet adı sürgün olan ama tümden imhayı hedefleyen bu saldırıları yapanlar artık Osmanlı askerleri değil, Mustafa Kemal’in askerleridir.

Pelagia bundan sonra Yolbaşı Köyü’nde yaşamaya başlar.  Artık ismi Lütfiye’dir . Daha sonra Hüsnü Demir ile evlenir; Akkuş İlçesi’nin Gökçebayır Köyü’ne gelir ve 4 çocuğu olur. Çocukları eldeki bilgilerle ve sınırlı olanaklarıyla Pelagia’nın yakınlarını bulmak isteseler de, bunu başaramazlar.
Büyükannelerinin, o günleri sürekli kendilerine anlattığını söyleyen Münevver ve Mehmet Demir, “Büyükannem o günlerin etkisinden hiç kurtulamadı. Babam, büyükannemi, yakınlarını bulması için Samsun’a götürmek istemiş ama ‘Beni sizden alırlar’ diye kabul etmemiş. ‘Rum olduğumu kimseye söylemeyin. Duyarlarsa beni tekrar almaya gelirler’ derdi hep… Büyükannemize söz verdik. O, babası ve kardeşlerinden bir iz bulamadı ama biz ömrümüz yettiği kadar onları arayacağız. İnanıyoruz; onlar da bizi arıyordur” diye konuşurlar.
Pelagia’nın oğullarından Ali Demir (1941 doğumlu) 1970’lerin sonunda radyodan annesi Pelagia’nın anons edildiğini ve telefon numaraları verildiğini ancak duyuruyu kısa bir an dinledikleri için telefonu not edip geri arayamadıklarını söyler.
Yaklaşık 6-7 sene önce ise İzmir’den geldiklerini söyleyen iki ya da üç yaşlı kadın Tokat/Çamiçi’ne gelerek (Yolbaşı Köyü’ne yakın bir yerleşim) Delipaltooğullarından bir Rum kızını aradıklarını ve isminin Belaiya olduğunu söylemişler. Ancak sordukları kişiler bu hikâyeyi bilmediği için herhangi bir şey söyleyememişler.
Pelagia ölene kadar bir daha ağabeyini ve erkek kardeşini göremez, haklarında hiç bir bilgisi yoktur. Pelagia’nın son nefesine kadar hasretle dolu olan yüreği 1983 yılında durur.  Pelagia’nin torunlarından Burcu Yanar aileden aldığı tüm bilgileri toplayarak bizimle paylaşır. Ailenin umutlu bekleyişi devam eder.

Soldan sağa: Pelagia’nın oğlu Ali Demir, Pelagia’nın kızı Gürsün ve Nikola’nın oğlu Theodoros

PELAGİA’NIN YAKINLARINI NİHAYET BULDUK
Hikayenin bundan sonrası, bir gün mail adresimize gelen şu mesajla değişti:
‘‘Sayin Baylar
Rum kizi Belaiya nin Yunanistandaki 100% akrabalari hakkinda
Bilgi icin :
Tel : 0030……………
E-mail :   m.kalimidis@…
Lutfen aramanizi Rica ederim
Saygilarimla
Mihail Kalimidis (Drama)‘‘
Hemen Pelagia’nin torunlarına bu mesaji ilettik. Yapılan bir iki telefon görüşmesinin ardından 8 Ağustos 2015 Cumartesi günü, Pelagia’nın oğlu Ali ile Nikola’nın oğlu Theodoros İstanbul’da, 100 yıl sonra ilk kez karşı karşıya geldiler. Aşağıdaki video’da bu karşılaşma anını izleyebilirsiniz.
Orda göreceğiniz 100 yıllık acıdır. O acı orada birbirini bulmuş iki kuzenin acısı değildir sadece. O acı 100 yıl önce canına kıyılmış 353 bin Pontos Rumunun, sadece Pontos’tan sürgün edilmiş 200 bin insanın acısıdır. Geride kalan bize Türk olmayı, Müslüman olmayı dayatanların yaşattığı acıdır.
Bu iki insana iyi bakın, bu hikaye bizim hikayemizdir…
Bu videoda göreceğiniz, yüz yıl önce birbirinden ayrılan iki kardeşin çocuklarının başka din ve milliyete ait kimliklerle yüz yıl sonra buluşmasıdır…
Hikayenin eksik parçalarını, Selanik’te yaşayan Pelagia’nın yakınlarının anlatımlarıyla tamamlayacağız.

Ve gizli saklı tüm hikayelerin açığa çıkması umuduyla…