“PONTOS’UN PİÇLERİ” VE FENERBAHÇE

Tamer Çilingir

Trabzon Sürmene’de Fenerbahçe futbolcularını taşıyan otobüse silahlı saldırıda bulunulmasının ardından İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı’nda “Pontos’un Piçleri, Yıldıramaz Bizleri” nidaları yükseldi… Fenerbahçe yöneticisi Mahmut Uslu da, “Biz beyazken bize zenci muamelesi yapılıyor” diyerek nasıl ‘ırkçı’ bir zihniyete sahip olduğunu itiraf ediyordu…

Akıllarınca yaşanan saldırının ardından Trabzon’da yaşayanları bir kez daha ‘ötekileştirerek’ aşağılıyorlardı.

Trabzon’un sürekli ‘öteki’leştirilmeye çalışılması, bu ülkede varlıkları yokmuş gibi davranılması yüz yıllık bir hesaplaşmanın ürünüdür.

Pontos’un piçleri sloganının arkasında yatan gerçek de aslında budur.

Trabzonlular ve Trabzonsporlular da aslında bu slogandan hiç gocunmamalıdır. O topraklar üç bin yıldır Pontos topraklarıdır.

Fenerbahçe Spor Külübü’nün otobüsüne silahlı saldırı için Trabzon’un seçilmesi aslında planlı bir organizasyonun ürünüydü… Gerekçe zaten hazırdı, bu eylemin 2010-11 şampiyonluk kupasını alamadığı için adalet isteyen Trabzonlular tarafından gerçekleştirildiği iddia edildi.

Çünkü Fenerbahçe’nin ne Türkiye’de ne de Avrupa’da bir türlü ‚aklanamadığı’ şike oyunları sebebiyle beş yıldır Trabzonsporlular adaletin peşinde dertlerini dünyaya anlatmaya çalışıyor…

Trabzonluların adalet peşinde koşmaları saygıyla karşılanacak bir şey ama kendi gündemlerini ülkeye dayatmak isteyenlerin Trabzon’un adını böyle bir şey için kullanmaları karşı çıkılacak bir durumdur.

‘Adaletin peşinde’ koşan delifişek Trabzonlularda bu motivasyon vardı onlara göre. İlk anda planın çarkları işlemeye başladı.’

DEVLETİN FENERBAHÇE ADIYLA ÖTEKİLEŞTİRMESİNİN ADI TRABZON

‘Mağdurlar’ tek safta birleşti, henüz hiçbir şey belli olmadan havaalanına toplanan taraftarların attığı sloganlarla, medyanın da desteğiyle tüm Türkiye’ye Trabzon’un zaten ne kadar ‘faşist’ olduğu anlatıldı.

Hatta daha önce Trabzon’da devrimcilere, Kürtlere yönelik saldırılar, Papaz Andrea Santora’nun ve Hrant Dink’i katleden Trabzonlular örnek gösterilerek, Fenerbahçe Spor Kulübü de mağdurlar listesine eklendi.

Fenerbahçe yönetimi bugünkü açıklamasında bu saldırılara bütün siyasi partilerden bakanlara, cumhurbaşkanına kadar herkesin bu olayı kınadığını gururla duyurdu. Oysa daha önce Trabzon’da yaşanan ırkçı saldırılarda kimsenin sesi çıkmamıştı…

Fenerbahçe’nin kendini ‘dokunulmaz’ hissetmesinin arkasında, devletin bu arka çıkışının da etkisi olsa gerek…

Ancak bir çelişki vardı ki Fenerbahçe Spor Kulübü yöneticileri yargılanıp hüküm giydikleri şike davasına ilişkin savunularında, kendilerinin cumhuriyetin bekçileri olduklarını, ‘‘son kale‘‘ olduklarını, kendileri hakkında açılan davanın siyasi olduğunu, bir siyasi kimlikle ifade ediyorlardı. Aslında Trabzon’daki ırkçı faşist saldırıları yaptıranlarla aynı ideolojik bakış açısına sahiptiler. Üstelik de yaptıkları açıklamalarla bu düşünceyi doğruluyorlardı. Örneğin Aziz Yıldırım hapishaneden tahliye edildiğinde ilk Ergenekon’un arkasındaki adam olarak gösterilen Mehmet Ağar’ı ziyaret etti. O zamanlar hapse atılan Ergenekoncuların yanında olduğunu belirtti her fırsatta.

 

NEDEN TRABZON, TÜRK IRKÇILIĞININ KALESİ?

Eline silah verilip, Hrant Dink’i katleden kişi, kendisinin Türk olduğunu ve Türklüğe zarar veren her şeyin düşmanı olduğunu söylüyordu. Peki ‘‘Türkiye‘‘ diye adlandırılan devletin sınırları içinde neden ‘‘en Türk‘‘ o idi? Ve Trabzon’da yaşayan herkes biliyordu ki Karadeniz’de Pontos Rum Soykırımı’nın en büyük celladı Topal Osman’ı kendisine idol olarak seçen Veli Küçük, yaylalarda atış talimleriyle eğitiyordu bu çocukları…

Ya da aynı gerekçeyle Trabzon’daki Santa Maria Aziz Meryem Katolik Kilisesi’nin papazı Andrea Santoro’yu 2006’da öldüren 16 yaşındaki çocuk nasıl bir ruh hali içindeydi? Neden onca Türk milliyetçisi olmasına rağmen ‘‘Türklük‘‘ adına ‘‘vatan‘‘ için Trabzonlu bu çocuk cinayet işliyordu?

2005 yılında hapishanelerle ilgili bir basın açıklaması yapan TAYAD (Tutuklu Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) üyelerini Trabzon’da linç etme girişiminde bulunanlar da, yaptıklarını ‘‘vatanseverlik‘‘ adına savunuyorlardı.

Devletin Kürtlere yönelik baskı ve imha politikalarına, sokaklarda, Trabzonspor tribünlerinde en ateşli destek neden Trabzon’dan, Samsun’dan, Giresun’dan geliyordu?

2013 yılında HDK heyetine Sinop’ta ‘‘Karadeniz’e giremezsiniz‘‘ sloganlarıyla toplanan bir grup, neden linç girişiminde bulunuyordu?

Daha bir ay önce Trabzon’da açılmak istenen HDP örgütüne neden sokakta tepkiler gösteriliyor, kurucu üyesi iki Trabzonlu işlerinden atılacak kadar baskı altına alınıyordu?

‘‘Karadeniz milliyetçilerin kalesidir‘‘ diye açıklamalar yapan ırkçı, şoven örgütlenmeler, Karadeniz’in ‘‘Türk Yurdu‘‘ olduğu vurgusuna neden ihtiyaç duyuyorlardı acaba?

 

KİMLİĞİ YİTİK ÜLKE: PONTOS

Tüm bu soruların tek bir yanıtı vardır: Kimliğini yitirmiştir Karadeniz’in Sinop’undan başlayıp Rize’ye kadar uzanan, Amasya’yı, Gümüşhane’yi içine alan, güneyde Tokat ve Sivas’ın bir bölümünde yaşayanların büyük bir çoğunluğu. Daha doğrusu kimlikleri ellerinden zorla alınmıştır geçen yüzyılın başlarında. Orası 3 bin yıldan daha uzun süre üzerinde yaşadıkları bir ÜLKE’dir. Bu ülkenin adı Pontos’tur.

Onlar, 3 bin yıllık topraklarında büyük bir soykırımına uğrayan, ardından 1923 yılında ‘‘mübadele‘‘ adı altında sürgün edilen Pontoslu Rumların soydaşlarıdır. Ama sağ kalmanın bedeli ağırdır: Müslüman ve Türk olarak bundan sonra hayatlarını sürdürmeleri; egemenlere biat etmeleri de yetmez. Cumhuriyetin kuruluşundan beri onlara onlara güvenilmemektedir, bu yüzden kendilerini ispat etmek zorundadırlar. Bu, adeta bir toplumsal reflekse dönüşmüştür.

Bu yüzdendir Pontos ülkesindekilerin ‘‘en milliyetçi Türk‘‘, ‘‘en dindar Müslüman‘‘ olduklarını ispat etme telaşı. Bu yüzdendir gizli servislerin, Ergenekon’un (Kontrgerillanın) Pontos ülkesinde ellerine silah verip çocuklardan katiller yaratma becerileri…

 

TRABZON – FENERBAHÇE GERGİNLİĞİ!

Kamuoyunda son yıllarda adı Ergenekon olarak anılan Kontrgerilla’nın Karadeniz şehirlerindeki faaliyetleri bu geçmişten bağımsız olarak değerlendirilemez.

Ergenekon yöneticileriyle aynı sofralarda, aynı fotoğraf karelerinde, iş ortamlarında bulunmaktan gocunmayan Fenerbahçe yöneticileri kendileri hakkında açılmış olan şike davasını ve bu saldırıyı da ‘‘ustalıkla‘‘ cemaatçilere bağladılar; onları hedef gösterdiler. Ergenekon ve Balyoz davalarındaki beraatleri hatırlatıp kendilerinin de ‚cemaat mağduru’ olduğunu ifade edip şike davasında aynı sürecin işletilmesini istediler…

FENERBAHÇE SUÇU CEMAATE YÜKLEDİ

Bir Fenerbahçe yöneticisi basın toplantısında, bu ülkede cemaatçilerin yönlendirdiği siyasi davaların mağdurlar lehine sonuçlanmasında kendi taraftarlarının çok büyük payı olduğunu açıkca itiraf etmiştir. Bahsi geçen davalar ise Ergenekon ve Balyoz davalarıdır. Şimdi Fenerbahçe, Ergenekon ve Balyoz davalarına verdikleri desteği itiraf ederken, şike davasında ‘aklanma’nın yolunu arıyor…

Bu, ikiyüzlülüğün, AKP’ye yaranmanın bir başka adıdır. AKP de Ergenekon ve Balyoz tutuklularını beraat ettirirken aynı açıklamalarda bulunmuştu; daha önce içlerinde yer alan cemaatçilerin suçuydu tüm olan biten! Onların Ergenekoncularla bir derdi, sorunu yoktu! Oysa elele kolkola idi cemaatçilerle AKP. Devletin o günkü çıkarları onu gerektirdiğinden yapılmıştı her şey. Fenerbahçe yönetimi de bunları hatırlatıp tıpkı Ergenekon ve Balyoz davasında olduğu gibi AKP ile ilişkileri yoluna koyup şike davasından aklanır mı bilinmez…

Tabii Trabzonspor kulüp yöneticilerinin de Fenerbahçe’den aşağı kalır yanları yoktur. Özellikle Trabzonspor Kulüp Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun kulübü adeta AKP’nin bir siyasi kolu haline getirme çabaları bilinen bir gerçektir. Hatta Fenerbahçe şike davasının peşinde koşan Trabzonsporluların ‘kupamızı istiyoruz’ baskısına karşı, kupanın dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’da olduğunu bile söylemiştir…
Futbolda takımlar arası rekabetin güçlü olması, futbol endüstrisinin gelirlerini artırır, sporsever taraftarların duyguları sömürülerek, milyonlar kazanılır. Ve hiçbir zaman da futbol, siyasetten bağımsız oynanmaz, oynanamaz. Bu yanıyla bu iki takımın yöneticilerinin aynı safta olduklarından sözedebiliriz. Ve tabi taraftarlar da yönetimlerce bu şekilde yönlendirilir ve büyük oranda da bu başarılır. Ancak Fenerbahçe ile Trabzonspor taraftarlarının arasında bir fark vardır. Birisi egemen sınıfların ve ulusun kimliğinin reflekslerine; diğeri ise kayıp, çalınmış kimliğinden ötürü sahip olduğu refklekslere sahiptir.
Bu yüzden ‘mağdur’ olduğunu düşünen Fenerbahçeliler rahatlıkla kafalarındaki “bizden değilsiniz” düşüncesini ‘‘Pontusun piçleri, yıldıramaz bizleri‘‘ sloganıyla ifade ederler. Buna karşılık Trabzonlular ise savunmaya geçerek yemin billah Türk olduklarını ispata çalışırlar.

Bugün ya da yarın birileri yakalanıp kamuoyuna açıklanacaktır. Ve büyük ihtimalle de yakalananlar bu işi Trabzonspor’un 2010-2011 döneminde verilmeyen Şampiyonluk Kupası için, adalet için yaptıklarını söyleyecektir. Ve kendilerine kimsenin emir vermediğini…

Tıpkı Ogün Samast’ın Hrant Dink’i katlettikten sonra söylediği gibi…

Ama nasıl Hrant Dink’in katledilişinin ardında devletin bütün kurumlarının varlığı ortaya çıktıysa, Trabzon’da yaşanan bu saldırının ardındaki gerçek failler de bir gün ortaya çıkacaktır.

Benzer Yazılar

One Response

  1. bayramkochgiri