ŞAVŞAT’TA 12 YAŞINDA

 

 Serdar M. Değirmencioğlu

 

Keşke Bir Öpüp Koklasaydım (Geride Kalan Aileler 12 Eylül’ü Anlatıyor) birkaç ay önce Ayrıntı Yayınları Yakın Tarihi Dizisi’nin ilk kitabı olarak yayımlandı. Kitabı yayına hazırlayan Eylem ve Özlem Delikanlı, hem 12 Eylül’ün yol açtığı yıkımı belgelemek, hem de egemenlerin unutturmak istediği bir mücadelenin unutulmasını engellemek istemişler.

 Kitapta anlatılan öyküler gerçekten çok sarsıcı. Özellikle de çocukların yaşadıkları… 

 O günlerde 12 yaşında olan Çetin Özgür Güvercin’in öyküsüne kulak verelim (s.248-261)…

 Şavşat’ta 12 Eylül Şenlikleri olacaktı. Çetin Özgür çocuk korosundaydı. Şenlikte arkadaşlarıyla birlikte Şavşat türküleri söyleyecekti. Ama şenlik olmadı, darbe oldu. Şavşat’ın sanki “üzerinden tank geçti“, sanki her yer bombalanmış gibi oldu. “Bütün her şey yerle bir oldu.

 Babası mimlenmişti:

 Babam TÜM-DER üyesi olması nedeniyle suçlanırdı; sürekli örgüte üye gibi gösterirlerdi. (…) Şavşat içerisinde 3 günde bir alınıyor; elleri şiş halde geliyordu. Bir hafta on gün elleri iyileştikten sonra bir daha alınıyordu içeri. Daha sonra açığa alındı.

 Ama mimlenen yalnız o değildi. Şavşat işgal edilmişti. Bu işgalin altında çocukların korkmamayı öğrenmesi gerekiyordu.

 Herkes şuna şahit oldu; benim babamı alıp almamalarından ziyade, komşumuzu da aldılar, karşıdaki amcayı da aldılar, öteki ağabeyi de götürdüler, yani kimse yok. Hayalet gibi dolanıyorsun ortada.

 Bir gün okulda çıkıp eve geldiğimde şöyle bir manzara ile karşılaştım: ablamı almışlardı; eve geldim ki babamı da almışlar, baktım ev kapalı. Karşı tarafta komşumuz Raci amcalar vardı (…) Dedi ki, “Oğul bize gel.” (…) Çocuk olduğumdan evimizin anahtarı da yoktu bende. Artı eve girsem de ayrı bir tedirginlik, eve girmek istemiyorum, kimse yok nihayetinde. Hani (…) derler ya, karanlıktan korkmamayı o gün kendime öğrettim diye, aynen öyle bir durum. Çünkü korkarsam ben üzüleceğim, benim üzüldüğümü diğerleri görüp çok sevinmesin diye düşünüyorum.

 

İşgal altındaki Şavşat’ta çocukların çalışması gerekecekti:

 Babamı açığa aldılar. (…)  ekmek alacak para lazım bize. Arkadaşlarla oturduk, seminer gibi bir şey yaptık. (…) sonunda ayakkabı boyayalım dedik. Yaklaşık 5-6 arkadaş hepimiz ayrı bölgelerde ayakkabı boyama başladık. (…) fakat benim boya sandığım hiç olmadı. (…) Bülent Karaosmanoğlu ağabeyimiz vardı. O da yakalanmıştı ve içerideydi. Onun bir boya sandığı olduğunu duymuştum ben. Gittim annesine (…) Hikmet Teyze dedi ki, “Oğlum bu Bülent’in sandığıdır, hiç kimseye vermedim şimdiye kadar.” Çocukluğunda kullanmış meğer onu, “Ona iyi bak” demişti bana. Sandığa iyi bakacağım ama sandığı taşıyamıyorum, benim boyum 1,40, sandığın uzunluğu da 1,40. Ben de adam tutardım, birlikte taşırdık.

 O günlerden bugünlere geldik. Şavşat ve çevresi, bütün Türkiye bir “siyasi temizlik” sürecinden geçirildi. İşte bu temizlik sürecinde yer alanlar, üzerlerine düşeni yapanlar “ileri demokrasi” düzeninde kendilerine yer buldular. Çetin Özgür onların kimler olduğunu yaşayarak öğrenmiş:

 Bir gün hiç bilmediğim bir adam, Ziayettin Akbulut, şu anki AKP Konya milletvekili, kaymakamdı bizim orada. Tabii ki biz kaymakamın ününü biliyoruz, babamı görevden almış her şeyden önce, geldi benim önümde durdu, kaça boyuyorsunuz [dedi.]

 Tam bir işgal öyküsü. İşgal güçleri kendi kendilerini yönetmeye kalkan halkı korkunç bir şiddetle ezer, sindirir. Gençleri öldürür, hapse atar; küçüklere ise ayakkabı boyatır. İşgal rejiminin yöneticisi birkaç yıl sonra Mülkiye Müfettişi olur, İçişleri Bakanı danışmanlı olur, İçişleri Bakanlığı Genel Sekreterliği yapar. Sonra vali olur. Emekli olduktan sonra milletvekili yapılır.

 Çetin Özgür’ün anlattığı öykü, 12 yaşında Şavşat’ta 12 Eylül’ü yaşamak ne demekti çok iyi anlatıyor. Bununla da kalmıyor; 12 Eylül ile bugünkü rejimin bağlantısını çok somut olarak gözler önüne seriyor.

 Bu öykü o günden bugüne Şavşat dışında kaç yerde yinelendi, kaç çocuk için “Bütün her şey yerle bir oldu” bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz: Bu yıkım düzeni çocuklar için hep acı demek. Hep acı…

 

Evrensel, 12 Ocak 2014, s.7

Benzer Yazılar