SESLER GELİYOR TALAT’IN MEZARINDAN…

Turgut Çiloğlu / Devrimci Karadeniz

Sesler geliyor Talat’ın mezarından…

Cemal Paşalar, Enver Paşalar burdalar…

Mustafa Kemal ve Topal Osman iş başında…

Gezi Parkı Direnişçilerine yapılan silahlı, gaz bombalı, joplu, sopalı TOMAlı saldırıların ardındant2

YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi, Sanat Bölümü Başkanı Prof. Ahmet Atan sosyal medya üzerinden yaydığı mesajlarında Ermeni, Rum ve Musevilerin bu işlerin arkasında olduğunu söyleyip, nefretini kusuyordu, başbakan Tayyip Erdoğan gibi… Benzetmesinde 1908’den bahsediyordu Profesör, meşrutiyetin ilan edildiği, Abdülhamit’in tahttan indirildiği, anayasanın kabul edildiği, parlamentonun açıldığı ve milyonların Türk, Ermeni, Rum, Arnavut, Bulgar, Kürt elele, omuz omuza ”Hürriyet, eşitlik ve kardeşlik” sloganları ile İstanbul’u ayağa kaldırdığı o güne işaret ediyordu. ”Üç beş eylemci çapulcu değil, Yahudi, Ermeni ve Rum Öz’ünde ahmakların bileşeni bir grubun isyancıları ile dünden yarına kavgamız olacaktır” diye de meydan okuyordu İstanbul’un ve arkalarndaki Anadolu’nun direnişçilerine… Küfrediyordu kendinden olmayan herkese, tıpkı başbakanı Tayyip Erdoğan gibi…genozid3

Başbakan bir yandan direnişçilere yapılan polis şiddetini savunurken, İstanbul Ayasofya Kilisesi’ni cami yapma kampanyaları genişletiliyordu. Trabzon’da ise, halkın tepkisine, karşı çıkmasına rağmen Ayasofya Kilisesi, Vakıflar Müdürlüğü tarafından ihalesi oldu bittiye geitirilip, imamları atanıp, camiye dönüştürülüyordu.

Forumlar yapılıyordu şehrin bütün parklarında; genç, ihtiyar, kadın, erkek, çocuk, işçisiyle, memuruyla, öğrencisiyle, esnafıyla biraraya geliyor, halkın kendi örgütlülüklerinin zemini, yarının büyük direnişlerinin alt yapısını hazırlıyorlardı.

Yeniköy’de yapılan foruma bıçaklar ve satırlarla saldıran AKP’li güruhun başını ise muhtar Engin Cevahiroğlu çekiyordu… O parkta bir cami inşası peşindeydi muhtar ve bağırıyordu ; ”bunlar Rum, camiye karşılar” diye…

Dersim’de Aleviler’in kutsal mekanı, Hızır’ın Gölü Jara Gola Çetu (Gola Jetu Parkı) yıkılsın diye DSİ Genel Müdürlüğü harekete geçiyordu.Yüzyıllık ağaçlar kesilecek, Dersimlilerin kutsal mekanlarıortadan kaldırılacaktı…

Kürtleri ”barış” süreci altında oyalamaya çalışan iktidar, bu direnişlerde onların yeralmaması için elinden geleni yaparken, direniş cephesinde imiş görünen ”ulusalcı”lar da, eylemlere destek veren Kürtlere zaman zaman ırkçı boyutlara ulaşan saldırılar yapacaktı. Kimi sol gruplar, ”ulusalcı sosyalistler”, bu gerginliğin dışında durur gibi davransalar da aslında ulusalcılardan yana tutum alacak, sessiz kalırken de aslında ulusalcıları desteklemiş olacaklardı.

Ama iktidar, direniş içerisinde ”Mustafa Kemal ile Öcalan fotoğraflarının yan yana…” olduğuna işaret ederek, Kürt düşmanlığını alenen sergilemeye devam edecekti…

353”Tarih tekerrürden ibarettir” derken Profesör Ahmet Atan, 1908’de İstanbul’da atılan ”Abdülhamit İstifa” sloganlarıyla, Taksim’de bugün atılan ”Tayyip İstifa” sloganlarının nasıl da benzediğine vurgu yapıyordu… Ama onun da çok iyi bildiği gibi, Abdülhamit’i tahtan indirenlerin arasında yer alan İttihat ve Terakkiciler çok değil, bir sene sonra başlayacaklardı, Anadolu’yu gayrimüslimlerden ”temizleme” operasyonunlarına, 1915 yılına gelindiğinde 1,5 milyon Ermeni’nin katliyle sonuçlanacak bir soykırım yaşanacaktı. Ardılları Kemalistler de görevlerini aksatmayacak, başta Karadeniz’de 353 bin Rum’u katledip soykırım yapacak, yüzyıllardır Osmanlı tarafından sürdürülen ”Müslümanlaştırma” faaliyetlerine şimdi ”Türkleştirme”yi ekleyecek ve Anadolu’daki 1milyon 250 bin Rum’u ”Mübadele” anlaşmasıyla sürgün edecekti. Gayrimüslimlerden sonra sıra Alevilere gelecek ”Dersim 38 Soykırımı” ile devam eden süreç Kürtlerin imha, inkar ve asimilasyonu ile bugüne uzanacaktı…

Talat Paşalar, Cemal Paşalar, Enver Paşalar sahnedeydiler… Egemen sınıfların bekası için gerekli olan, ”Biz biriz, biz tek milletiz” sloganlarını atıyorlardı Kazlıçeşme mitinginde…

Anzavur güçleri İstanbul’u gaza boğarken, Kuvayi Milliyeciler, Kürtlere ve diğer azınlıklara karşı düşmanlıklarını kusuyorlardı alanlarda…

Topal Osman’ın torunları, Trabzon’da Ayasofyayı cami yapmaya soyunmuşken, Dersim’de Gola Jetu Parkını yıkmaya hazırlanırken, direnişçiler ”Rum, Ermeni” uşağı olmakla itham edilip, eli bıçaklı, satırlı, palalı güruh linç peşinde koşuyordu…

Görüldü ki; Abdülhamitçiler, İttihatçılar, Kemalistler, Tayyipçiler birbirinin karşıtı değildi, aynı saftaydılar… Bu oyun yüz yıldır, başrol oyuncuları değişse de, değişik biçimlerde aynen oynanmaya devam ediyordu…

Ne kendisi ne de sınırları meşru olmayan bu devletin bekası için, gerekirse daha nice kırımlara gebeydi Küçük Asya, Pontos, Kürdistan…