SİVAS’TAKİ KÜLLERİNDEN DİZELERİYLE DOĞAN ANKÂ: METİN ALTIOK

Temel Demirer

“Carmina morte carent.”[1]

 

Her şeyden önce, “Ömrümce kendimi hep sözde/ buldum;/ Söz cehennemdi yanıp kavruldum./ Yeniden doğdum kendi külümden,/ Ben Ankâ’ydım konuşuldum,” diyen bir Ankâ’ydı Sivas’taki küllerinden dizeleriyle defalarca doğan…

* * * * *

“Eskiden bir sesim/ Vardı benim; Şimdi uzakta./ Çınlar belki./ Bir köprünün altında/ Yitirdiklerim de oldu/ Kazandıklarımın yanında./ Eskiden bir yüreğim/ Vardı benim;/ Şimdi uzakta/ Çarpar belki./ Bir çocuğun odasında./ Yitirdiklerim de oldu/ Kazandıklarımın yanında./ Bir ben kaldım şimdi/ Tek yakın bana./ Ama ben eskiden de/ Hep böyle/ Yalnız çıkardım yola,” diye anlatırdı kendini, düştüğü hayat yolunda…

* * * * *

Sevda yüklüydü; “Bir yüzük yaptım sana güvercin teleğinden/ Bir yüzük bükerek hoşçakal sözcüğünden./ Bir yüzük yaptım belli belirsiz,/ Eski bir gramafon sesinden./ Bir yüzük serçe parmağın için,/ Bulutsuz bir gecede kayan yıldız izinden./ Bir yüzük yaptım terli bir yüzük./ Avucumdan geçen ince hayat çizgisinden./ Yanmasını bilen bir bakır yüzük,/ Evime akım taşıyan elektrik telinden./ Bir yüzük yaptım sana, bir yüzük ki;/ Yıllardır dinmeyen ormanların gümbürtüsünden,” dizlerindeki gibi, sığmazdı içi içine…

* * * * *

“Yeni çekilmiş bir dişin/ Yadırganan boşluğu/ Dilimin ucunda ismin./ Somunu yitik bir vida/ Düştü düşecek yüreğim./ Biran önce gel buraya/ Karpuz, kavun yiyelim,” diyecek kadar müthiş içtendi…

* * * * *

Kürtçe ağıtları da vardı ‘Kimliksiz Ölüler’indeki üzere: “Yanında dağılmış kâğıtlar/ Ve bir tütün tabakası var./ Bir bez parçasıyla/ Ağzını tıkamışlar./ Cesedi sırt üstü/ Boyunca uzatmışlar./ Bir deniz kabuğunda/ Dalgaları duyanlar./ Boş bir mermi kovanı/ Sizce nasıl uğuldar!”

Geçerken o ağıtların yakıldığı günlere dair, “Babam doğuyu çok sevdi. Doğu insanı da babamı. Mesela onların Kürtçe konuşmaları nedeniyle anlaşamamalarına takılıyor. Kürtçe öğrenmek istiyor, onları anlamak için. Zaman zaman sağlığı bozuluyor, günlerce, haftalarca okula gidemiyor. Onun olmadığı günlerde okula müfettişler geliyor ve öğretmensiz sınıfın bu kadar sessiz durduğuna şaşırıyorlar. Öğrenciler öğretmenleriyle gurur duyuyorlar. ‘Metin Altıok’un sınıf bu’ diyorlardı,” diye aktarıyordu biricik kızı…

* * * * *

‘Özdeyiş’iyle -Sezen Aksu’nun sesinden- milyonlara seslenmişti: “Bedenim üşür, yüreğim sızlar. / Ah kavaklar, kavaklar/ Beni hoyrat bir makasla/ Eski bir fotoğraftan oydular./ Orda kaldı yanağımın yarısı,/ Kendini boşlukta tamamlar./ Omzumdan bir kesik el,/ Ki hâlâ durmadan kanar./ Ah kavaklar, kavaklar!/ Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar,” diye…

* * * * *

Evet “Elimde bir sevda dilekçesi/ Ve mevsimlerden sonbahar;/ Beni zamana havale ettiniz./ Önümde uzun bir kış var,/ Hüznümün güncel gerekçesi,” dizelerindeki üzere, yaşama sımsıkı sarılmış duyarlılıklarıyla hüzünlüydü…

* * * * *

Aşkla acı çektiğini de saklamazdı: “Sonbahar-ki acının değişmez dipnotudur-/ Sesinin solgun göğünde/ Küçük bir yıldızla bir harfi tutuşturur./ Savrulur her yana kavruk kelimelerle,/ Yüreğini acıyla buruşturur./ Bakışının pasıyla zırhlanan dünya,/ Binlerce pıtrak yapıştırır yüzünün kumaşına/ Sonbahar-ki doyumsuz bir aşkın sonudur…”

* * * * *

‘Kendinin Avcısı’sında şöyle anlatırdı kendini: “Ne dedim, ne yaptım/ Nasıl davrandım/ Düştü peşime izledim/ Sanki ben ve bendim/ Önümsıra, arkamsıra/ Dehlizinde kendimin

O mu öndeydi, ben mi?/ O dediğime bakmayın/ Ayırt etmek içindi/ Av mıydım, avcı mıydım?/ Tuhaf ama ben ve ben/ Hem kaçtım, hem kovaladım

Hangisiydim acaba?/ Önüm sıra kaçan mı?/ Kovalayan mı ardımdan?/ İki kadınla,/ İki çocuk arasında/ Koştum iki ayrı acıya

Çekip tetiği sonunda/ Kendimi vurdum./ Ne av var artık, ne avcı/ Sadece küf kokusu/ Dehlizinde kayboldum…”

* * * * *

Nihayet ‘Bir Gün Ölürüm’ de özetlemişti hemen her şeyi: “Ben derim ki:/ Ömrüm, ömrüm/ Mumlar neden eriyip sönerler de,/ Tersine doğru yanmazlar/ Uzayarak yeniden?/ Ve insan doğmak ister mi/ Bir daha, ölmek için!”

* * * * *

O; Sivas 93’te Madımak yangınıyla tutuşan şairdi…

Ya da “Metin Altıok bu dünyaya bir hayret bırakıp gitti, Sivas’tan”[2] denilendi…

Veya Kızı Zeynep’e yazdığı mektuplarda, “Aydın muhalif olmalı” vurgusuyla ekleyendi: “Bu ülkede iktidarlar aydınını sevmiyor, muhalifine ise tahammülü yok. Bir düzen ve siyasi ideoloji yerleştirilmeye çalışılıyor: Karşı çıkan susturulur…”

* * * * *

Kızı Zeynep Altıok Akatlı’nın anlattığı “O An” şöyleydi:

“2 Temmuz 1993 günü babamın Sivas’a gittiğini bilmiyordum. Babam Güneydoğu’da öğretmenlik yaptığı yıllar boyunca hasretini çektiği, benim de doğup büyüdüğüm Ankara’da, bense artık İstanbul’da yaşıyordum. Bir iki günlüğüne gittiği kültür şenliğini bana haber verme gereğini bile duymamış, o kadar doğal. Katıldığı sayısız festival, şenlik, panelden biri daha… Öyle olmadı!

Yobaz bir güruhun saldırısını akşam saatlerinde isimler haberlere düşmeye başladığında öğrendim. Büyük bir karanlığa düştüm. Dipsiz kör bir karanlık. Hiç haber alamadan saatlerce bulabildiğiniz numaraları aramak. İz sürmek. Zifiri karanlık ve ilk kez girdiğiniz bir odada duvarları yoklayarak yön bulmaya çalışmak. Babamı bulduk, sevinemedik bile, büyük kötülük canlarımızı, çocuklarımızı almıştı. Babamın bilinci kapalıydı. 1 hafta her gün, her saat başı arandım. ‘Yaşıyor mu?’ sorusunu haber atlamamak için bana yöneltmeyi uygun bulan basın mensupları çok değil 1 yıl sonra birer birer yok oldular. 20 yıldır sadece her 1 Temmuz günü telefonum sayısız kez çalar.

Tarifi dahi imkânsız bir kötülüğün ardından sadece bir gün akla gelip hissettiklerimi anlatmaya, ses duyurmaya çalışırım.

Sürdürülebilir karanlık nasıl tarif edilebilir ki? Ben de beceremem. Ama denerim. 20 yıldır elbet çok mutlu günlerim oldu. Bu mutlu günlerin dahi hesabını sormaya cüret edenlerle de karşılaştım. Ensemden kötülüğün soğuk nefesi, kalbimden o karanlık hiç eksik olmadı…”

* * * * *

Unutmayın: Sivas’ta yaktılar “Ankâ olan”[3] Metin Altıok’u ve “Şiir umuttur, ışıktır”[4] Onun sayesinde hâlâ…

5 Mayıs 2015 12:32:06, Ankara.

(Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi, No:3, Haziran-Temmuz 2015)

 

N O T L A R

[1] “Ölümsüz şiirler.”

[2] Mehmet Said Aydın, “Kırmızı Gül Giderayak Sende”, Evrensel Pazar, 27 Temmuz 2014, s.3.

[3] Metin Celal, “Metin Altıok ‘Ankâ’ Olmuş”, Cumhuriyet, 6 Ağustos 2014, s.15.

[4] Zeynep Oral, “Şiirsiz Kalmayın!”, Cumhuriyet, 20 Mart 2015, s.19.

Benzer Yazılar