SOYKIRIMININ SEKİZ EVRESİ

Vasilis Kiratzopulos

Profesör G.H. Stanton’a göre soykırımının sekiz evresi vardı ve her evre kendine özgü özelliklere sahip olup bellir süreç içerisinde gerçekleştirildiğinden yerel gözlemciler (gazeteciler, yabancı diplomatlar, iç muhalefet vs.) tarafından kayıt edilebilinirdi.

Genocide Watch, BM ve STK (İng. NGO) gözlemcilerinin gönderdikleri raporlar derlenip incelenirse, ‘’uluslararası cemaat’’ erken davranıp ‘’felaketi’’ dördüncü evreye gelmeden durdurulabileceğini ve böylelikle birçok insanın hayatının kurtulabileceğini iddia etmektedir.[1]

Örgütün iddiasına göre sözü edilen olaylar bildirildiği anda UCM (Uluslararası Ceza Mahkemesi), BM, Güvenlik Konseyi aracılığıyla insanlığı karalayacak gelişmelere mani olabilir.

SOYKIRIMININ SEKİZ EVRESİ

  • Classification (Gruplaştırma)
  • Symbolization (Damgalama, simgeleme)
  • Dehumanization (İnsan saymamak, insancıl özellikleri arındırma)
  • Organization (Örgütlenme)
  • Polarization (Kutuplaşma)
  • Preparation (Ön hazırlık)
  • Extermination (Yok etme, imha)
  • Denial (İnkarcılık)

Stanton öncesi birçok sosyal bilimci soykırımı tanımını bilimsel olarak genişletmeye,[2] böylelikle hukukçuların savunduğu ‘’sorumluların sonrasında cezakandırılmaları’’ fikrinde kalmayarak, fiili önleyebilecek bir konuma gelinebilinmesi için çok çaba sart ettiler. Araştırmacıların ilk zorluğu ‘’grubu’’ tanımlamaktı. Şöyle ki:

  • Demokratik düzenlerde muhalefet, iktidara karşı mağdur bir grup olarak gözükür. Fakat bu, kuşkusuz soykırımının birinci evresinde olduğumuz anlamına gelmez. (Gruplaştırma)
  • BM tarafından kabul edilmiş totaliter düzenlere sahip ğye devletlerde, düzen karşıtlarının alyhine yapılan kovuşturmalarla karşıtların soykırımına tabi bir grup oluşturdukları kabul olunamaz.

Zamanın geçmesi ile birlikte grubun özellikleri milli, etnik, ırksal veya dini olarak açıklık kazanacaktır.

İkinci zorluk, ‘’can kaybı mutlak olmalı mı?’’ sorusudur. Eğer yanıt ‘’evet’’ ise, bu kez ‘’kaç kişi?’’ sorusunun yanıtlanmasıydı. İnsan haklarının temel ilkelerine göre ‘’grup’’ haklarının korunması her bir bireyin haklarının korunmasına bağlıdır. UCM Hazırlık Komisyonu’nun 30 Hazşran 2000’de New York’ta aldığı kararlar yukarındaki söz konusu olan birey hakkı ilkesiyle uyuşur. Bir olayda soykırımı ön koşulları gözleniyor ve bir grup üyesi mağdur durumduysa (yani Statü’de sözü edilen suçlara maruz kalmışsa) olaya soykırımı hareketi olarak bakılması gerekir prensibiyle sorular yanıtlanır.

Berlin duvarının düşmesinden sonra eski Sovyetler Birliği’nin hukuk ve sosyal bilimcileri  ‘’etnik mesele’’ (Social İdenty) konusunu ortaya koyarlar.[3] Statüdeki soykırımı tanımının (c),(d) ve (e) paragraflarının somutlaştırmaya çalışarak, etnik grubun tanımlanması ve korunmasının iki değişik yüzü olduğu iddiasında bulunurlar. Paragrafları açarak;

  • Etnik grup her türlü dolaylı tehditlerden korunmalıdır.
  • Etnik grubun,  amaçları doğrultusunda gelişmesi ve başarılı olabilmesi için yeterli tedbirlerin ve olanakların var olması gereklidir.

Grup bireyinin gelişebilmesi, üretebilmesi ve topluma karşı sorumlu olabilmesi için etnik grubun eşit yaşam koşullarının korunması gereklidir. Baltık ülkeleri kendi deneyimlerine dayanarak, bir grubun sadece doğumları önleyici tedbirler alarak  ve/veya çocukları zorbalıkla başka bir gruba geçirmekle zaman içerisinde eritilmeyeceği; fakat eşit şartların bulunmamasının da bir grubu yok edebileceğini, bunun da soykırımı olduğunu iddia etmektedirler. AB’nin ekonomi açısından cılız üyeleri sözü geçen ilkenin mutlaka Avrupa Anayasası’nın temel ve ön koşulu olmasının talep etmektedirler.

Açıklanması gereken üçüncü nokta ise, faillerin (Hitler Almanya’sındaki SS, SD, SA, Gestapo, OKW… vb. örgütlerinde olduğu gibi) devlete bağımlı olma şartının olup olmadığıdır. Stanton bu noktayı yalın bir şekilde belirtiyor; ‘’önemli olan fiili gerçekleştiren değil, eylemi planlayıp örgütleyendir.’’ Söylenenlerin sonucu olarak, insanlık dışı eylemleri gerçekleştiren kişilerin devletin herhangi bir kademesiyle ilişki içerisinde olup yönlendiriliyorlarsa, her ne kadar devlet görevlileri faaliyette bulunmamışlarsa da sözü edilen fiilin soykırımı eylemi olarak kabul edilmesi gerektiği kanaatine varırız. Darfur’daki Jarjaweedler, Hindistan’daki, aşırı unsurlar yanlısı Hindular vs. Gibi. Aynı ithamlar devletle ilişki içersinde oldukları kanıtlanmış devletin karanlık güç odaklarının veya terör örgütlerinin uygulamaları için de geçerlidir.

‘’Soykırımı Eylemi’’ni açıkladıktan sonra özetle can kaybının yaşandığı diğer evrelere de bir göz atalım. Ön hazırlık aşamasında:

  • Mağdur grup kitleden arındırılır.
  • Gizli listeler hazırlanıp hedef olacak mağdurlar işaretlenir.
  • Mal varlıklarına el  konulur.
  • Hareket alanları sınırlandırılır. (Getto ve/veya askeri kamplara toplamak, evlerinde göz hapsine alınmak vs.)

Soykırımının gelişme sürecinin bu evresinde insanlığa yakışmayacak durumlardan kaçınılması için ya yabancı güçlerin müdahale etmesi ya da mağdur grubun öz savunması organize edilmelidir. Eğer BM veya diğer güçler gelişen olaylara mani olamazlarsa yok etme evresi olan yedinci evreye girilir. Yok etme evresinde koşulların elverdiği şekilde, faillerce;

  • Silahlı devlet güçleri,
  • silahlı devlet içi karanlık güçler,
  • yok etmeyi gerçekleştirecek başka güçlerce desteklenip (Brundi^de olduğu gibi)
  • yabancı ve/veya yurtiçi işbirlikçi terör örgütleri,kullanılır.

Bu evreye girdikten sonra geriye dönüş yoktur. Mağdur grubun korunması yalnız BM ordularının müdahalesiyle mağdurların güvenli noktalara nakledilebilinmesi ile sağlanır.

İnkarcılık evresi, imha evresinin bitimiyle başlar. Hareketi örgütleyenler;

  • toplu ve gizli mezarlar oluşturur,
  • ölüleri yakar veya yok ederler,
  • suç delilleri gizlenip yanıklara terör uygulanır,
  • herhangi bir suçun işlendiğini inkar eder,
  • olayların asıl sorumlusu olarak mağdur grup ğyeleri gösterilir,
  • en son delil ortadan kalkana kadar her tür incelemeye engel olunur (zorbalık ve siyasi oyunlarla),
  • gerçek suçlular cezasız kalır,
  • zora düştüklerinde de sorumluları buma ve yakalamada güçsüz olduklarını ileri sürerler.

 

 

 

[1]Ruanda Soykırımını soruşturma sürecine ilişkin uluslararası sempozyum raporu (Rwanda; The Preventable Genocide 7/2000)

Aynı zamanda,

  • Preventing Genocide: The Role of the İnternational Community, Christian Scherrer’in raporu Stokholm, 1/2000
  • ‘’Soykırımı Önleme’’ Uluslararası Stokholm Bildirisi (2004)

[2]Frank Chalk and Kurt Jonassohn (1990), İsrael W. Charny (1994), Helen Fein (1990-1993), Barbara Harf and Ted R. Gurt (1988), Steven T. Katz (1994)

[3] Litvanya Felsefe ve Sosyoloji Enstitüsü’nden Jurat Morkuniene’nın eseri olan, The Preconditions of Social İdenty of a small State in Transition to Democracy, bilimsel çalışmalarda cemaatlerin özgürlük haklarını savunur.

 

Kayıt Olunmamış Soykırımı, İstanbul Eylül 1955, Vasilis Kiratzopulos, Pencere Yayınları, Ekim 2009, Sayfa 93-97

Benzer Yazılar