SÖZÜN BİTTİĞİ YER

Devrimci Karadeniz 25/12/2015 SÖZÜN BİTTİĞİ YER için yorumlar kapalı
SÖZÜN BİTTİĞİ YER

İsmail Taylan Kaya

“Sözün bittiği yerdeyiz.”

Sahi neresi orası?

Ölülerin soğuk bedenlerinde daha da soğuyan bir mevsim mi? Çığlık çığlığa yaşamak, gelecekten bir şey beklememek mi artık? Sözün bittiği yer çok da uzak değil size. İstanbul’da, Avrupa’da, batının metropollerinde daha çok sözünüz vardır sizin, durmayın konuşun… Konu buraya geldiğinde, ölüm sessizliğini için kana kana, soğurun ateşi… Burada artık hiçbir sözün kıymet-i harbiyesi yok. Rahat olun; konuşmak, yazmak zorunda değilsiniz.

Hatta görmek zorunda da değilsiniz. Gözlerinizi kör noktalara çevirin. Gerçi ihtiyacınız yok buna; algınız oldukça seçicidir konu “biz” olduğunda.

Feryad u figanımızla yüzlerce yıllık yalnızlığımıza ağlayalım biz, dedelerimizin evlerinden, köylerinden çıkartılalım. Siz sözün bittiği yerde kalmaya devam edin.

Sahi neresidir orası? Vize ister mi? Pasaportla mı girilir?

Ama yabancı bir dili yoktur onu bilirim. Evrensel sessizlikle anlaşabilir orada “insanlar”.

Sözün bittiği yer’de insanlar monitörlere bakar, Facebook, Twitter’da gezinir, sevdiği şarkıları çalar, dinlenir. Gece karanlığı bastırdığında karnını doyurur önce, sonra sevişir. Okkalı bir küfür savurur içinden. Ama yalnızca içinden… Konuşmak yasaktır çünkü Sözün bittiği yer’de…

Sigara dumanı batar, soba tütmez keza kalmamıştır. Gecekondulardan gelen istilacı ucuz kömür kokusuna sinirlenilir, yanan viran olmuş şehirler yalnız fotoğraf kareleridir orada.

Sözün bittiği yere gitmek zordur ama çıkmak imkansız… Bir kere aldımı içine sizi o sessizlik, kendi sesinize yabancılaşırsınız…

Önce ışık oldu, sonra ses… Sonra ben, sen, onlar…

Kandırma artık kendini. Sözün bittiği yer yoktur,

sözü olmayan vardır bir de,

olup da susan…

Gazin ji Xwede

Ne nane, ne dane, ne şîv û taşte

Ho rebiol Hevqas der û belaji ku te

Dewlemendî li me girt, edin em bûne xezan

Hiş di sere me de nema, bele mane gej û nezan

Çavan jı bigre bela rahmayî bike zulmet

Çi bikim, pişka derd û xema para me ket

Ma nifir bi me bûy e kes pîgar nabeji mera

Heval silav nadin, pirs nakin bav û bira

Re li ber me wenda bû, nizanim ku da biçim

Rebî ji tena beecîm sekinîme li ber çem”(*)

Ne ekmek, ne tane, ne sabah ve akşam aşı

Hey Tanrı bu kadar dert ve bela nereden?

Zenginliği bize kapadın, bize fakirlik kaldı

Başımızda akıl kalmadı, hepimiz sersem ve bilgisiz kaldık

Bari gözlerimizi de kapa, aydınlık da karanlık olsun

Ne yapalım dert ve gam hissemize düştü

Bize beddua mı edilmiş? Kimse elimizden tutmuyor

Arkadaşlar selam vermiyor, babalar, kardeşler sormuyor

Yolumuzu kaybettik, bilmiyorum nere gidelim?

Tanrı susuzluktan çatladım, nehrin önünü tutmuşlar

(*) Şiir Faik Bucak

Yoruma Kapalı.