SURİYE KONUSUNDA, TÜRKİYE İKTİDARI NEDEN KRALDAN KRALCI?

-Birleşmiş Milletler Denetçileri, kimyasal silah kullanımı konusunda henüz araştırmanın tamamlanmadığını söylerken, sorumluluğun muhalifler olabileceği kaygısından bahsediyor…

-CİA’ye bağlı kaynaklar dahi kimyasal silah kullananın Esad güçleri değil, muhalifler olabileceğine dair açıklamalar yapıyor…

-Obama, Suriye’ye müdahale konusunda henüz kesin bir karar vermediğini söylüyor… Ayrıca operasyonun Irak Operasyonu gibi olmayacağını, kısa zamanlı ve Esad rejimini devirme amaçlı olmadığını söylüyor…

-İngiltere Başbakanı David Cameron’a, İngiliz Parlamentosu’ndan, BM raporunu beklemeden Suriye’ye askeri operasyon düzenleme iznini reddeden karar çıkıyor…

 

Ama Türkiye Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Bakanları, herşeyin net olduğunu, kimyasal silah kullananın Esad güçleri olduğunu, bunu MİT’in kesin tesbit ettiğini, operasyonun yapılması gerektiğini ve Obama’nın dediği üzere sınırlı operasyona karşı olduklarını, Esad’ı devirecek bir operasyon yapılması gerektiğini açıklıyor…

 

Savaşalım, yakalım, yıkalım diyor Türkiye iktidarı Suriye’yi…

 

Moskova’ya gidip, Rusya’yı ikna edeceğini açıklıyor Başbakan… Efendilerine, ben herşeyi halledeceğim, kimse karşı çıkamayacak mesajı mı vermeye çalışıyor?

 

Türkiye iktidarını bu denli ateşli savaş çığırtkanlığına, talebine neden olan tek şey, Suriye’deki Kürtlerdir. Daha başından itibaren Suriye’ye yönelik politikalarını belirleyen Kürtlerin olası bağımsızlık elde etmeleridir.

 

”Müdahale” propagandaları aslında yeni bir duruma işaret etmiyor. Batılı emperyalistler de, Rus ve Çin cephesi de, 2 yıldır olan biten herşeye zaten müdahale etmiş durumdalar. Binlerce insanin katledilmesi, bin yıllık şehirlerin, tarihi ve kültürel zenginliklerin yağmalanması pahasına, emperyalist planlar gün be gün yeniden sahneleniyor. Oyunun başrol oyuncuları bile gelişmelere göre ‘esnek’ yaklaşımlar sergilerken, bu konuda en sert tavır ise Türkiye iktidarından geliyor…

 

Ortadoğu, anti emperyalistlerin iktidarda olduğu devletlerden oluşmuyor. Tüm iktidarlar, emperyalist kapitalist sistemin bir parçası olarak, onların çıkarları için, onyıllardır bölge emekçi halklarına karşı baskı ve zulüm uyguluyor.

 

Emperyalist müdahale aslında dışsal bir olgu değil, Ortadoğu’da… Tam tersine Suudi iktidarından Suriye’ye bu müdahale içsel bir olgu olarak varlığını devam ettiriyordu. İş, emperyalist kapitalist tarafların çelişkilerine dayandığında, ortaya büyük operasyonlar, çatışmalar çıkıyor. Yoksa iktidarlar, halkların devrimci muhalefetlerini bastırma konusunda en azından bugüne kadar ciddi bir ”sorun” yaşamıyorlardı, yaptıkları katliamlara emperyalist kapitalist devletler ses çıkarmadıkları gibi, destek veriyorlardı.

 

Suriye özeline dönersek, emperyalistler zaten yıllardır ”MÜDAHALE” durumundadırlar. Amerika’nın 5 ya da 6 gemisinin ”savaş hali”nde olması bu durumu değiştirmiyor…

 

Bölgedeki devrimci güçler ise, bugün gelişen durumdan yola çıkarak ”emperyalist müdahaleye hayır” çerçevesinde bir karşı duruş sergiliyor. Doğru bir duruş olmakla beraber içinde eksiklikler taşıyor. Birincisi emperyalist güçlerin belli bir kesimine karşı çıkılmasıdır, emperyalizmi salt bir iki ülkeyle sınırlama gibi bir algıya sahip olunmasıdır. İkincisi, bölgede onyıllardır emperyalist politikaların sürdürücüsü olan devletleri, bu konunun dışında tutmalarıdır. Oysa emperyalist politikaları hayata geçiren, onların yerli işbirlikçisi devletlerdir, şimdilerde bu görmezden gelinip, bu devletlere ”anti emperyalist”miş gibi yaklaşılmaktadır.

 

Son olarak da Türkiye iktidarının tavrının iyi analiz edilememesidir. Türkiye’nin tüm bu olan biten çatışmalarda duyduğu tek kaygı, emperyalistlerarası çatışma ya da uzlaşma durumunda ortaya çıkacak tabloda, bölgede oluşabilecek yeni durumda Irak’tan sonra, Suriye’de de Kürtlerin elde edebilecekleri yeni konumdur.

 

Her türlü emperyalist kapitalist müdahaleye karşı çıkalım elbette; ama emperyalist kapitalist politikaları hayata geçiren bölgenin işbirlikçi devletlerini de unutmadan…

Benzer Yazılar