TAKİBAT, TEHCİR VE İMHA

Osmanlı İmparatorluğu’nda 1912-1922 Yıllarında Anadolu Hıristiyanlarına Yönelik Yaptırımlar

Derleyen: Tessa Hofmann

Çok dinli, çok halklı Osmanlı Devleti’nin, tek bir etnik gruba dayalı ulusal bir devlete dönüşmesi, çok sancılı oldu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturdua. Bugüne kadar resmi tarihçiler yerli Hıristiyan halka yönelik uygulamaların, bizzat devlet tarafından planlanmış ve yönlendirilmiş olan bir jenosit olduğunu hep inkar ede geldiler. Bu kitapta yer alan Tessa Hofman’ın derlediği yazılar, Küçük Asya ve Doğu Trakya’daki etnik grupların (Ermeniler, Süryaniler ve Rumlar) tehcir ve imhasına ilişkin genel bir bakış sunmaya çalışıyor. Bu güne kadar, ne yazık ki bu konular hep tek başına, birbirinden soyutlanarak ele alındı ve araştırıldı.

Oysa modernleşmenin eşiğindeki geç Osmanlı tarihini kavramak, ancak tüm olaylara toplu bir bakışla ve mukayese yapmakla mümkün olabilir. Üç milyondan fazla insanın ya direkt olarak ya da ölüm yürüyüşlerinde yaşamını yitirdiği, en az beş milyon Hıristiyan’ın etnik ve dinsel bir arındırmaya uğratılması ile birlikte Ermenilerin, Rumların ve Süryanilerin Küçük Asya’daki 3 bin yıllık varlıkları da sona ermiş oldu.

IN MEMORIAM SUZAN ZENGİN [ 1960-2011]

Osmanlı İmparatorluğu’nun Rum Soykırımı: Küçük Asya’da yaşıyan Hıristiyanların yok edilmesi için planlanan Ulusal Kampanya (1912-1922) ve sonuçları ile ilgili çalışmalar: Tarih, Hukuk, Bellek.
Editörler Tessa Hofmann, Matthias Bjørnlund ve Vasileios Meichanetsidis
Cilt : 512 sayfa, 37 fotoğraf, harita
Caratzas Melissa Publications New York 2011
ISBN 978-0-89241-615-8
Dil : İngilizceOsmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar olan geçiş dönemi, amacı modern, ulusal bir devlet kurmak olan bir elit tarafından yönlendirilen birtakım süreçlerle karakterize edildi. Bu süreçlerden biri, bilinçli ve kasıtlı olarak Hıristiyan (ve diğer bazı) azınlıkların ortadan kaldırılması, gerçekte yok edilmesiydi. Demografik çalışmalara göre, sayılar ortadır: 1912 yılında, Küçük Asya ve Trakya bölgelerinde yaklaşık 4-5 milyon Hıristiyan ve 7-8 milyon Müslüman’ın yaşarken,1923 yılında 250-300.000 Hıristiyan kaldı.

Soykırım terimini ulusal hukuka dahil eden avukat Rafel Lemkin Küçük Asya’nın Hıristiyan nüfusunun kayboluşunu araştırarak ve inceleyerek, bu savaş suçu tanımı üzerine ilk fikirlerini oluşturdu. Oysa önde gelen Türkolog Neoklis Sarris Hıristiyan azınlığın yok edilmesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşum sürecinin bir parçası olduğunu kaydetti. Bu cildin editörlerinin işaret ettiği gibi Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Birliğinin (International Association of Genocide Scholars) son kararı, Rum ve Süryani soykırımını tanırken, mağdur diğer grupların da varlığını gösterir. Bu nedenle, bu cilt, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu alanda üçbin yıldan fazla yaşamış Yunan varlığının planlı olarak yok edilişinin, daha kapsamlı araştırılması ve incelenmesine katkıda bulunmak için çaba gösterir.

Geçtiğimiz yirmi yıl içinde Osmanlı / Türk bölgesinde Ermeni nüfusunun soykırımı ayrıntılı olarak incelendi. Küçük Asya ve Trakya Yunanlılarının Soykırımı bilimsel olarak çok daha az incelenmiştir. Bunun birçok nedeni vardır, bunlardan biri de Türk hükümetlerinin son yıllarda Türk-Yunan ilişkileri çerçevesinde bulunan diplomatlara gözdağı vermesi ve aynı zamanda akademik bütünlüğünü (milliyetçiliğe karşı mücadele bahanesi altında uluslararası sivil toplum örgütü tarafından desteklenen ve inkarcılar olarak kariyer yapan bazı bilim adamları, dahil) bozmasıdır.

Cilt aşağıdaki başlıklar altındaki makaleleri içermektedir : Tarihsel Genel Bakış, Belgeler, Yorum, Temsil ve Hukuk, Soykırım Eğitimi, Anma, Kavramsallaştırma ve ayrıca çok geniş bir bibliyografya.

 

Türkçesi Belge Yayınlarından çıkmıştır, kitapçılardan elde edebilirsiniz…
Kitaba dair Son söz
1908/İkinci Meşrutiyet Hıristiyan Unsurlar İçin bir Umut Değildi

Sait Çetinoğlu
1908’i Anadolu’nun kadim halkları büyük umutlarla karşılasalar da, 1908 Anadolu’nun kadim halkları açısından bir aldatmacadır. Anayasal reform sözleri sorunu geleceğe yayarak çürütmeye yöneliktir. Çürütme sürecinde fırsat bulunduğunda sorun ortadan kaldırılır.
Sorun çözmek bu coğrafyanın halkları için her zaman tehlikelerle doludur. Bu coğrafyada ne zaman tanzimat, ıslahat ve reform sözcükleri telaffuz edilse arkasından bir toplu katliam gelmektedir. 19.Yüzyılın başından itibaren reform sürecindeki toplu katliamların kronolojisine baktığımızda kurbanların sayısı milyonlarla ifade edilmektedir.
Osmanlı Parlamentosundaki Rum milletvekilleri tarafından daha 1910’da hükümete sunulan muhtıranın girişi çok erken tarihli bir umut kırıklığını ifade etmesinin yanında Jöntürk yönetiminin maskesinin düşmesini ifade eder:
Maalesef, hemen Anayasa’nın ilanından sonra, Osmanlı İmparatorluğu’undaki diğer uluslara yönelik en içten ve en kardeşçe duygular içinde olmamaktan kaynaklanan sayısız olay, Rumların umutlarını kırmaya yardım etti ve etmektedir…
Anayasanın ilk iki yılı boyunca Hıristiyan unsurların açık bir şekilde zararına olan Jöntürkler’in yaptıkları şeylerin güncel bir anlatısı olan bu belgenin sonuç bölümünde Rum unsurların özelinde Hıristiyan unsurların maruz kaldığı muameleyi özetlemektedirler:
…Bütün bu davranışlar, Rum ulusal bilincinde bir kanaati kesinleştirmektedir; Rum halkı köleleşmiş bir halk olarak görülmektedir, kimin daha aşağı bir pozisyonda tutulacağı Hükümetin dahili politikasının amaçlarından biridir; tam da istibdat rejimi altındaki gibi, bu politika, Rum halkındaki güven eksikliğini ve onun gelişmesini engelleme eğilimini devam ettiriyor. Şimdi her zamankinden daha fazla, Rumlar’ı, “ulusal” Türkleştirme politikasına maruz bırakmak için Anayasa’daki “Osmanlı Milleti” terimini kullanmaya yönelik bir eğilim var.
Osmanlı milleti yada ‘Millet-i Osmaniye kavramının açık karşılığının Türk olduğunu söylemek gereksizdir. İttihat ve terakki yöneticileri Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük aynı şeyi ifade etmektedir: Türkçülük!
Maske çok kısa zamanda düşer, bu bakımdan 1909 Kilikya olayları gerçek bir provadır.
Jöntürklerin gizli bir ajandaları olduğu gibi, iktidara geldiklerinde önlerinde öncüllerinden kalan hazır bir proje bulurlar. Ajandalarıyla öncüllerinden kalan proje birbirleriyle uyumludur. Jöntürklerin öncülleri, Hamid’in birlik ve selamet projesiyle bu coğrafyanın kadim halklarının selameti sistematik olarak ebediyen ortadan kalkma süreci başlamıştır. 1894-96 Katliamları bu projenin tatbikatıdır. Jöntürkler Hamidin bu projesine sahip çıkıp, ajandalarının en önemli maddelerinden biri etnik temizlik’i başa alarak gündemlerini Soykırımla sonuçlandırırlar. 1915 doruk noktasıdır.
Aslında 1908 öncesi Balkanlarda ve özellikle Makedonya bölgesinde Jöntürk yöneticilerinin eylemleri de bu konudaki en açık ipuçlarından biridir. Grenebeli Bekir Fikri ve Enver’in amcası Halil (Kut) Paşa’nın anıları da bu açıdan öğretici örneklerdir. Talat ve diğerleri de bu konuda açıktırlar. Bunların en önemlilerinden biri olan Jöntürklerin ideologu, örgütleyicisi ve eylemcilerinden Soykırım faili Dr. Nazım tarafından daha 1908’de Ağustos’unda İzmir’de Yunanistanlı gazeteciye, coğrafyanın kadim halklarının kazınmasına ilişkin ajandasını pervasızca açıklayarak olacakların bir kronolojisini verir. Kastetti¬ğimiz, her fedakârlığa katlanarak yurdumuzun ele¬manlarının tek bir ulus ve tek bir İslam dini fikri¬ni benimsemeleri için çalışacağız, öyle ki çoğunluk veya azınlıklar, Elenler, Türkler, Ermeniler ve Ya¬hudiler söz konusu olmasın, “sizler ve bizler” diye bahsedilmesin, Hıristiyanlık, Müslümanlık, Muse¬vilik ilk planda olarak insanları gruplara ayırmasın, fakat istisnasız hepimiz bağlı kalacağımız tek bir Müslüman ülke içinde birleşme idealini ön planda tutmalıyız.
II. Jöntürk döneminin en önemli figürü TC’nin kurucularından İsmet İnönü’nün Dr. Nazım’a ilişkin “büyülenmiştim” sözü, Soykırımın Kemalist dönemdeki tamamlanma sürecini açıklayacaktır. Nitekim 1922 eylülünde İzmir’de Hıristiyan hayatı ucuzdur ve Kemalistlerin 1922 Eylülündeki eylemlerini Konsolos Horton şu sözlerle özetler. Ermeniler’i yok etmek ve boş zamanlarda da Rumlar’la ilgilenmek üzere belli bir plan var gibiydi, Altın vuruş İzmir sokaklarında 1922 Eylülünde tamamlanır. Nitekim olaylar, Dr. Nazım’ın çizdiği çerçevede gerçekleşecek ve Osmanlı coğrafyası Müslüman-Türklerin dışındaki unsurlar açısından kan gölüne çevrilerek Osmanlı coğrafyasının kadim halkları tarihsel topraklarından kazınacaktır.
Özellikle, Selanik’te Ekim 1911’de İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından alınan kararlar sonrasında Türk ve Müslüman olmayan unsurlara karşı baskı politikası sistematik bir hal alarak resmi bir programa bağlanacaktır. Alınan kararlar ibret vericidir. Bu kararlar Osmanlı coğrafyasının kadim halkları açısından artık sonun başlangıcıdır:
Jöntürklere göre; İmparatorluğun varlığı, Jön-Türk Cemiyetine ve bütün muhalefetin yok edilmesine bağlıdır… Muhalefet kavramından da asimile olmamakta direnen Hıristiyanları anlamalıyız.
Süreci ve sonucu yıllar önce İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin 1907 Birlik Kongresinde Prens Sabahattin Bey açıkça ifade etmiştir:
“Ecnebi devletlerin dahili işlerimize karışmaları her zaman reddedilmiş olmakla beraber, memleketimizde ecnebi müdahelesi olmadan ıslahat yapılabileceğini tasdik edemeyiz. Biz ancak ecnebi devletlerden çekinerek bizimle beraber yaşayan Hristiyanları muhafaza ebebildik. Ecnebi devletlerden korkmasaydık bütün Hıristiyanları, bilhassa Ermenileri, tek bir kişi bırakmayıncaya kadar katlederdik…”
Prens Sabahattin’in sözlerine ilave dilecek bir şey var mıdır…
Süreç tam da Prens’in sözlerine uygun gelişir: Savaş ortamında Avrupadan gelen korku Almanyanın cesaretlendirmesiyle ortadan kalktığından, Hamid’den beri yürürlükte olan birlik ve selamet projesinden dışlanarak ümmet içinde tarif edilmeyen Hıristiyan unsurlar için selamet ebediyen ortadan kalkarak bu coğrafyanın kadim halklarının Soykırımı ile sonuçlanarak tarihsel coğrafyalarından kanla kazınırlar. Bu kazınma işleminin 1915 öncesi ve sonrası arasında ufak tefek nüanslar olsa da kesintisizlik günümüze uzanır.

 

İÇİNDEKİLER
Önsöz: Piskopos Dr. Wolfgang Huber……………………….…..(kitap s. 1)Yayıncının önsözü…………………………..
Tek ses olalım – Soykırımlara karşı………….( Kitap s. 7
Mets Yeğern – Ermeniler
Ermenilere yönelik soykırım ( 1915-1917)
Gerayer Koutcharian (Koçaryan)…………Kitap s. 55)
Ermeni Soykırımı’na dair maddi sorumluluk sorunu ve İngiltere (1915-1924)
Tigran Sarukhanyan ……………………( Kitap s. 79)
Sayfo-Süryaniler (Aramiler ve Asurlar)
Asurlara/ Nasturilere yönelik soykırım
(Doğu Suriye / Suryani Hıristiyanları)
Martin Tamcke…………………( Kitap s. 95)
Süryaniler – Aramilere yönelik soykırım…..( Kitap s. 111)
Sfagi ve Xerisiomos – Küçük Asya
(İyonya, Kapadokya, Pontos vd) ve Doğu Trakya Rumları
Trakya – Tessa Hofmann………………….( Kitap s. 123)
Doğu Trakya Rumlarına yönelik sürgün ve soykırım (1908-1922)
Konstantinos A. Vakalopoulos………………….( Kitap s. 127)
Küçük Asya Rumlarına yönelik soykırım ( 1914-1923)
Harry Tsirkinidis………………………………….Kitap s. 135)
Pontos ve Kapadokya
Tessa Hofmann……………………………………….Kitap s. 177)
Pontos Rumlarına yönelik soykırım
Konstantinos Fotiadis………………………..( Kitap s. 185)
Suskun halklardan halkların ortak sesine
Mihalis Haralampidis………………………….( Kitap s. 221)
“Soykırımlara karşı tek ses olalım” başlıklı enformasyon-kültür etkinliğinin sonuç bildirgesi….(Kitap s. 229)
Çocuklukta soykırım Geriye ismim bile kalmadı Thea Halo…………(Kitap s. 237)
Unutulan ateş Adam Bagdasarian…………………………( Kitap s. 247)
Yazarlarla ilgili bilgiler (Yazarların listesi/ biyografisi)………….. ( Kitap s. 253)

Benzer Yazılar