ERMENİ SOYKIRIMI SUÇLUSU TALAT PAŞA DAVASI ÜZERİNE

Dr. Tessa Hofmann

Bir halkın bilincini öncelikle tarihi belirler. (Arthur Schopenhauer)

Osmanlılar Döneminden sonra, Türkiye Toplumunun izlediği yol, ne Rusya, ne de Almanya ile çakışır. 1946’da Nürnberg’de olduğu gibi Türkiye Uluslararası bir mahkeme tarafından yargılanmadı. … 86 yıl geçmesine rağmen, Türkiye toplumu, insan hakları örgütleri de dahil, Rusya’da “Memorial”ın yeteneğini, Rus tarihi ve Rusya’nın suçlarına ilişkin tavrını gösteremedi. Bunun öznel ve nesnel nedenleri var. Ceza yasalarının, düşünce özgürlüğüne dair kısıtlamaların, baskıların, tehditlerin nesnel nedenleri oluşturduğu açık. Sözgelimi 2000 yılının Ekim ayında, Türk Ceza yasasının 312. Maddesi adeta istismar edilerek, 1915 yılında Süryanilerin de soykırıma uğradığını söylemeye cesaret eden Süryani Papazı Yusuf Akbulut’a karşı uygulanmaya kalkışıldı.

… “Türkiye’de kışkırtılacak sayıda Ermeni ya da Süryani kalmadığı için, Yusuf Akbulut’un söz konusu kışkırtma suçu işlemesi mümkün değildir”. Bu aslında 86 yıl sonra, bir hakimin kararıyla Ermenilere ve Süryanilere karşı soykırım suçunun işlendiğinin itirafından başka bir şey değildi. Çünkü bu gerekçeyle verilmiş beraat kararı, “Sanık haklıdır, Ermenilere ve Süryanilere soykırım uygulanmıştır” demektir!

Osmanlıların yıkılışı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu arasındaki bağlantılar, Cumhuriyetin temellerinin soykırım, katliam ve sürgünlerle atıldığı yadsınırsa, politik ve psikolojik olarak tarihi gerçeklerin kabulü zorlaşır.

Türk görüşüne göre olay, savaşın, savaş koşullarının dayattığı bir zorunluluktu, düşmanla işbirliğine kalkışan Ermeniler güneye güç ettirilmişti ve katliamlar aslında -resmen var olmayan!- Kürtler tarafından yapılmıştı.

Edward Alexander, Talat Paşa Cinayeti ve davasının arka planını ele alırken, batılıların bütün garantilerine, Osmanlılara yönelik bütün yaptırım tehditlerine rağmen, politik bir iflasın yaşandığı ve bu politik sefillik sonucu, 1.5 milyon Ermeni’nin, 84.000 Rum’un, yarım Milyon Süryani’nin Jön Türkler tarafından imha edildiğini ifade etmektedir.

16 Kasım 1918’de Sultanın fermanıyla, başka bir araştırma komisyonu oluşturuldu. Hükümet Araştırma Komisyonunun başkanlığına, 1915’de Ermeni tehciri sırasında, Talat’ın emirlerini reddeden Ankara Valisi Mahzar Bey (Hasan Mahzar) getirildi.

21 Aralık 1918’de … parlamentonun kapatıldığı ve tahkikat komisyonunun dağıtıldığı açıklandı. Suçlular ülkeden kaçtıktan sonra, isteksizlik ve engellemeler sonucu ilk tutuklamalar, Nisan 1919 yılına kadar gecikti. Sonunda Divani-harbi Örfi (Askeri Savaş Mahkemesi) yargılamaları başladı. 1919 ve 1920 yılları boyunca süren yargılamalarda toplam l7 İttihat ve Terakki yöneticisi savaş suçlusu olarak idama mahkum edildi. İdam edilenlerden 14’ü kaçaktı.

… Meşhur Cemal Azmi (ki Vali olarak atanmış, 1922 yılında Teşkilatı Mahsusa Şefi Bahattin Şakir ile birlikte Berlin’de öldürülmüştür) ve Yenibahçeli Nail ölüme mahkum edildiler, ancak kaçtılar.

İttihat ve Terakki’nin üç şefi Talat, Enver ve Cemal Paşalar da Ermeni soykırımı dolayısıyla idama mahkum edilenler arasındaydılar. … Ermenistan’ın Sovyetleştirilmesinden dolayı bağımsızlığını yitirmesi, onlara, ikinci dünya savaşından sonra Yahudi gizli polis teşkilatının soykırım suçlularını yakalayıp kanun önüne çıkarma olanağı vermiyordu.

28 Temmuz 1921’de, Kosntantinopol’da (İstanbul) 1918 yılında Türk Birlikleri tarafından işgal edilen Bakü’de 30 bin Ermeni’yi boğazlamış olan Müsavat (eşitlik) partisi lideri ve Azerbaycan eski içişleri bakanı Behbud Han Cevanşir, Misak Torlakyan tarafından, Beyoğlu’nda Pera Palas oteli önünde öldürüldü.

… Torlakyan yargılama sonucu Kasım 1921’de beraat etti.

Kısa bir süre sonra Roma’da, 5 Aralık 1921’de, Sadrazam Sait Halim Paşa Arşavir Şirakyan (1900-1973) tarafından kurşunlanarak öldürüldü. Arşavir Şirakyan adlı genç, daha sonra, Aram Yerkanyan ile (1898-1934) birlikte, Berlin’de, Charlottenburg semtinde “Trabzon Kasabı” Cemal Azmi ile Ermenilerin yok edilmesinde doğrudan rol oynayan İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinden biri ve Teşkilat-ı Mahsusa şefi olan Dr. Bahattin Şakir’i öldürdü.

25 Temmuz 1922’de Cemal Paşa Gürcistan’ın başşehri Tiflis’te, tam da Sovyet gizli teşkilatı Çeka’nın merkez binasının önünde Ermeni intikamcıları Petros Ter-Porosyan, Artaşees Gevorkyan ve Stefan Sarıkyan tarafından öldürüldü.

Almanlar, mümkün olduğunca kendilerini dava dışında tutmaya ve davanın uluslararası bir halk mahkemesine dönüşmesine engel olmaya çalıştılar.

… Alman Makamları, başka şeylerin yanı sıra, Tehleryan’a karşı açılan davada, Almanya’nın suç ortaklığının açığa çıkmasından korkuya kapılmışlardı.

Enver Paşa Tacikistan’da, Panislamistlerle beraber Sovyetlere karşı savaştığı sıralarda, Karabağlı bir Ermeni olan Hakob Melkumyan tarafından esir alındı ve 4 Ağustos 1922 tarihinde kaçarken öldürüldü.

1914-1915 yılları arasında Bahriye Nazırı Suriye’de konuşlandırılan 4. Ordu kumandanı olan Cemal Paşa, sadece oraya sürgün edilen Ermenilerin katliamından değil, Urfa’da Ermeni Mahallesindeki direnişin ezilmesinden, Musa Dağlı köylülerin tehcirinden de doğrudan sorumluydu. Bu kadar da değil: Suriye’deki Arap bağımsızlık hareketini bastıran da oydu. Onun emriyle 85.000 Filistinli Yahudi’nin kökü kazındı. Yahudilerin sayısı 60.000’in altına düştü.

 

1,4 milyon Ermeni’nin hayatına mal olan soykırım (Holocaust) ile 6 milyon Yahudi’nin hayatına mal olan Holocaust arasında sadece yirmi yıllık bir süre vardır. … Nürnberg duruşmaları sırasında savunma avukatları arasında, insanlığa karşı suç işlemiş olanların bu suçları kendi devletlerinin çıkarları için yapmışlarsa, suçtan muaf tutulmaları gerektiği şeklindeki tezleri savunanlar çıktı.

Ermeni intikamcılarının 1921 ve 1922 yıllarında, Ermeni kırımından sorumlu olanlara yönelik suikast eylemleri, daha savaş sırasında soykırım maşalarının, katliamlara doğrudan katılanların bizzat kırımı organize eden mekanizma tarafından ortadan kaldırılmaya başlandığını gözden ırak tuttu. Bu temizlik harekatı daha çok Teşkilat-ı Mahsusa tarafından oluşturulan çete başlarına yönelikti.

Bu temizlik harekatı, istisna ya da tesadüf mü, yoksa bir mantığın mı ürünüydüler? Cemal Paşa’nın emrinde görev yapan Orgeneral Ali Fuat Erden, Çerkez Ahmet ve Halil’in idamları dolayısıyla kaleme aldığı “Çeteciler”de şunları yazıyor:

“Cellat ve katillere karşı minnet borcu ağırdır. Onlara kendilerine arz-ı ihtiyaç edenlere ve kullananlara tahakküm etmek isterler. Kirli işlerde kullanılan vasıtalar ihtiyaç ve istimal zamanında lüzumludurlar, fakat kullanıldıktan sonra baş üstünde taşınmayıp izale edilmeleri gerekir (tuvalet kağıtları gibi).”

Jön Türk kırımcılarına, cellat ve katillerine yönelik benzer Pragmatik anlayış Mustafa Kemal’de de görülür. Müttefiklerin işgali döneminde, Divan-ı Harbi Örfi yargılamaları sırasında pek çok kırımcı, cellat ve katil Mustafa Kemal’in önderliğindeki Anadolu harekatına katılma ve korunma olanağı bulmuş… Bu kişilerin çoğu 1926 yılında Ankara ve İzmir’de İstiklal Mahkemelerinde yargılandılar, yıkıcılık ve Mustafa Kemal’e karşı komplo suçundan dolayı idama mahkum edildiler.

… 26 Ağustos 1926’da, Dr. Nazım, Yenibahçeli Nail, Filipeli Hilmi, eski Maliye Bakanı Cavid Bey de idam edildiler. Dr. Nazım Ermeni kıyımını teşkilatlayan lider kadro elemanlarından biriydi. … Mustafa Kemal’e komplodan dolayı idam cezası verilen ve firar eden Kara Kemal, 29 Haziran 1926’da bir tavuk kümesinde ele geçirilmeden önce intihar etti.

Hayatta kalmış ve artık yük olmaya başlamış başka cellatlar da temizlendi. Trabzon’da savunmasız binlerce Ermeni’yi çoluk çocuk demeden süngületip Karadeniz’in sularına gömen Yahya Kaptan bir yanda Kemalizm’in savunucusu olmuş öte yandan Enver Paşa ile ilişkilerini sürdürmüştü. Tehditleri öyle boyuta ulaştı ki, devlet sırları açısından takibat ve sorgu zorunlu hale gelmiş ve 1922 yılının Haziran ayı içinde faili meçhul bir cinayete kurban gitmişti. Daha 1912/13 Balkan savaşı sırasında ün kazanan Topal Osman da Teşkilat-ı Mahsusa üyesiydi.

Karadeniz’de Ermeni ve Rum katliamlarına katılmakla yetinmemiş, Ermeni ve Rumların kökünü kazımaktan övünç duymuş, katliamlar sayesinde zengin de olmuştur. Mustafa Kemal’in Muhafız Alayı Komutanı olan Topal Osman Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey’i öldürerek çizmeyi aşmış, askeri bir operasyon sonrası öldürülmüş, cesedi 1923 yılının Mart ayında Büyük Millet Meclisi önünde asılmıştır. Temizlik operasyonlarının mahzenlerinde Halit Paşa da hayatını kaybetti. 9 Şubat 1925 tarihinde asılarak öldürüldü.

Kaynak: Talat Paşa Davası Bilinmeyen Belgeler / Yorumlar (Belge Yayınları  1. Baskı 2003 152 Sayfa)

http://www.altinicizdiklerim.com/ozetler/TalatPasaDavasi.pdf

 

*Dr. Tessa Hofmann

Berlin Özgür Üniversitesi’nde (Freien Universitat BerIin) 1979 yılından beri, Slav, Ermeni dilleri ve  Sosyoloji öğretim üyesi, yazar ve yayıncı. Ermeni kültürü ve tarihi üzerine yayınlanmış ondan fazla kitabı, soykırıma dair sayısız makaleleri var. Doğu Avrupa Enstitüsü adına yaptığı bilimsel araştırmaların yanı sıra, insan hakları savunucusu olarak tanınıyor.

Dr. Tessa Hofmann, 1985 yılında, Almanya Devlet Merkez Arşivi’ne bağlı Merseburg Arşiv Dairesinde ve Postdam Devlet Arşivi’nde yaptığı araştırmalarında, Talat Paşa Davasına dair pek çok yeni bulgu saptadı. Araştırmacılarımızın görmezlikten geldiği bu inceleme Armenier Review dergisinde İngilizce yayınlandı. “Yeni Bulgu ve Perspektifler: Talat Paşa Davasına Dair Bilinmeyen Belgeler” başlıklı bu inceleme Almanca aslından yapıldı. Ayrıca daha önce “Talat Paşa Davası Üzerine Tutanaklar” adıyla Türkçe yayınlanan kitapla ilgili “Talat Paşa Davası Üzerine” başlıklı yorumu yazdı.

 

 

Benzer Yazılar