TARİHİN UTANDIĞI ANKARA SABAHLARI

Tamer Çilingir

10 EKİM 2015 SABAHI ANKARA’DA…
10 Ekim 2015 tarihinde güpegündüz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti Ankara’da yüzün üzerinde insan hayatını kaybederken bine yakın insan da yaralandı…
İrtifa kaybeden bilmem kaç numaralı Boeing tipi bir uçak düşmemişti.
Olmayan karasularının Ankara’nın, bilmem kaç mil açıklarında bilmem hangi mandıralı bir şilep batmamıştı.
O gün, rasathaneler bir deprem bilgisi de kaydetmemişti.
Tarih,  1.Dünya Savaşının üzerinden 101, 2.Dünya Savaşının üzerinden ise 76 yıl geçtiğini gösteriyordu.
Ne Yıldırım Beyazıt’ın ne de Timur’un orduları vardı ortada…
10 Ekim 2015 sabahı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti Ankara’da, Ankara Garı’nın hemen önünde yüzün üzerinde insan öldü.

Tarih ölümleri yazarken savaş, deprem, kaza gibi nedenlere sığınırken hiç utanmamıştı. Ama tarihin utanç duyduğu anlar da vardı. Ve bu yüzden kara sayfalarına yazarken bu utanç duyduğu anları, tarih, elleri titremiş, gözleri buğulanmıştı. Okunmasın diye belki kim bilir, silikti, anlaşılmazdı bazen.

18 EYLÜL 1920 SABAHI ANKARA’DA…
24 Nisan’da çıkarılan ‘Hıyanet-i Vataniye Kanunu’ sonuç vermeyince 18 Eylül 1920 sabahı daha sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti olacak Ankara’da İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Tek bir Müslüman doktorun, eczacının, mühendisin olmadığı şehirlerle doluydu memleket. Hasta olduğumuzda onların kapısını çalıyorduk. Doktorlar, mühendisler, taş ustaları, seramik sanatçıları, ressamlar yargılanıp idam edildiler, Müslüman ve Türk olmadıkları için.
Ne yorgancı Niko kaldı, ne demirci ustası Hristos, ne fırıncı İliadis, ne bakırcı Vasil… Okullar kapatılıp, okul kulüpleri vatan haini ilan edildi. Öğretmenler, öğrenciler İstiklal Mahkemelerinin kararıyla asıldılar. Futbol takımı oyuncuları idam edildi Merzifon Koleji’nin.
Ne balıkçı Lambros kaldı, ne çorbacı Giannis, ne arabacı Kosta geride.

9 ARALIK 1920 SABAHI ANKARA’DA…
9 Aralık 1920 sabahı daha sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti olacak Ankara’da binlerce Pontoslu Rum’un ölüm fermanı imzalandı.
O gün 407 sayılı kararname ile 3.Kolordu lağvedilip Merkez Ordusu kuruldu. Başına geçirilen Sakallı Nurettin Paşa komutasında Koçgiri ve Karadeniz’in bütün Rum köyleri, yeryüzünün ve gökyüzün en kanlı vahşetine tanık oldu.
Tarihin savaş, deprem, kaza gibi nedenlere sığınamayacağı tarihti 9 Aralık 1920; zira ne bir kurtuluş savaşıydı yaşanan ne de yedi düvele karşı mücadele ediliyordu.

20 HAZİRAN 1930 SABAHI ANKARA’DA
20 Haziran 1930 sabahı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti Ankara’da, mecliste Ağrı’da isyan eden Kürtlere yönelik operasyon kararı alındı. Temmuz 1930 tarihinde ordu güçleri tarafından Zilan Deresi’ne bir operasyon düzenlendi, köylerin büyük bir kısmı yakılarak boşaltıldı ve isyana katılıp katılmadığına bakılmaksızın binlerce sivil Kürt katledildi. Bu operasyonda; Hasanabdal, Aks, Şahbazar, Doğancı, Tendurek, Çakırbey, Yılanlık, Harhus, Babazeng, Kömür, Şor, Şorik, Mürşit, Mescitli, Karakilis, Kündük, Zorava, Aryutin, Hallacköy, Koşköprü, Kuruçem, Mülk, Yekmal, Kilise, Gosk, A. Partaş, Y. Partaş, Binesi, Bunizi, Pelexlu, Kerx, Söğütlü, Mığare, Kardoğan, Kelle, Hostekar, Süvarköy, Kızılkılise, Ziyaret, Hiraşen, Komik, Şeytanava, Birhan ve Yukarı Koçköprü Köyü ateşe verilerek yakıldı. Operasyon sonrası sivil ve silahsız olan 15.000’e yakın Kürt öldürülmüştü.

1 KASIM 1938 SABAHI ANKARA’DA…
1 Kasım 1938 sabahı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti Ankara’da, hasta olduğu için TBMM’nin açılış törenine katılamayan Mustafa Kemal’in konuşmasını Başbakan Celal Bayar milletvekillerine okudu. Söze “Reisimiz Atatürk’ten aldığım emir üzerine bu seneye ait nutuklarını okuyorum” diyerek başlayan Bayar’ın okuduğu metinde Dersim ile ilgili kısımlar şöyle idi: “Uzun yıllardan beri devam eden ve zaman zaman had safhaya ulaşan Tunceli’ndeki toplu şekavet hadiseleri muayyen bir program dâhilindeki çalışmaların neticesi olarak kısa bir zamanda bertaraf edilmiş o mıntıkada bu gibi vakalar bir daha tekerrür etmemek üzere tarihe devrolunmuştur. (Bravo ve alkış sesleri)”
Tarihe Dersim Jenosidi diye kaydedilen bu olayda 50 binin üzerinde Dersimli, devlet tarafından katledildi. Binlercesi sürgün edildi.

 

11 KASIM 1942 SABAHI ANKARA’DA…
11 Kasım 1942 sabahı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti Ankara’da, mecliste 4305 sayılı olağanüstü servet vergisi (Varlık Vergisi) adlı bir kanun çıkarıldı. Başbakan Saraçoğlu kürsüye çıktı ve şu sözleri sarf etti:
’’Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz. (…)
Bu memleket tarafından gösterilen misafirperverlikten faydalanarak zengin oldukları halde, ona karşı bu nazik anda vazifelerini yapmaktan kaçınacak kimseler hakkında bu kanun, bütün şiddetiyle uygulanacaktır.’’
Müslümanlar için bu kanun %5’i geçmemek koşuluyla uygulandı.
Yüzyıllardır bu memlekette doğan ama Türk ve Müslüman olmayanların mallarına el konulduğunda, sürgünde yokluktan, çaresizlikten ölmeleri, toplama kamplarında bizzat devlet eliyle son nefeslerini vermeleri için gereken her şey yapıldı.

 

15 TEMMUZ 1955 SABAHI ANKARA’DA…
19 Ekim 1960 tarihinde Yassıada’daki duruşmada, savcı 24 üyeli Yüksek Soruşturma Kurulu’nun raporunu ayrıntılı olarak okudu. Bu rapora göre: Celal Bayar, Adnan Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu’nun 15 Temmuz 1955’de Mehmet Ali Tekinalp aracılığıyla üniversite öğrencisi Oktay Engin’e patlayıcı maddeler tedarik ettiklerini, Oktay Engin’in sonradan gelecek talimatları beklediğini ve 5 Eylül 1955 gecesini 6 Eylül 1955 sabahına bağlayan gece, sabaha karşı, patlayıcı maddeleri Mustafa Kemal’in doğduğu ev olan Selanik’teki Türkiye Konsolosluğuna yerleştirip devreye soktuğu aktarıldı.
6-7 Eylül 1955 tarihlerinde İstanbul’da saat 19.00’da Yedikule, Samatya, Beyoğlu, Sıraselviler, Kurtuluş, Yeşilköy, Bakırköy, Eminönü, Unkapanı, saat 19.30’da Büyükada, saat 23.00’de Aksaray, saat 24.00’de Çengelköy ve Kuzguncuk’ta başlayan saldırılar sonucunda 37 kişi hayatını kaybetmiş, 30 kişi yaralanmış ve 300’den fazla Rum kadına tecavüz edildi. Ayrıca 87 Kilise, 26 okul, 3 gazete, 4 mezarlık, 1004 ev, 4228 işyeri ve 226 üretim merkezi talan edildi.
6-7 Eylül olaylarının yargılama sonucunda Adnan Menderes 6 yıl ve 375 TL para cezasına, Fatin Rüştü Zorlu da 4 yıl ve 250 TL para cezasına çarptırıldı. Bu cezalar, maddi zarar ve Türkiye Anayasası’nın ihlali için verilmişti; mahkeme kararında insani kayıplar hakkında bir açıklama yoktu.

 

12 MART 1971 SABAHI ANKARA’DA…
12 Mart 1971 sabahı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti Ankara’nın Çankaya ilçesinde bulunan Genel Kurmay Başkanlığı’nda dönemin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri komutanı Muhsin Batur’un imzasıyla bir muhtıra yayınlandı. Özgürlük, adalet, eşitlik isteyenlerdi bu kez hedef. İdam sehpaları kuruldu, infaz mangaları insan avındaydılar. Yüreği aydın gençler katledildi, birbiri ardı sıra…

ANKARA’NIN GİZLİ DAİRELERİ
Özel Harp Dairesi adıyla Ankara’da kurulan kontrgerilla örgütü, yıllar boyu adı da toprakları da meşru olmayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekası için gizli faaliyet yürüttü. Örgüt devletin tepesinden yine devletin kadrolarıyla birlikte yönetiliyordu. 6-7 Eylül 1955’den, 1 Mayıs 1977 Taksim’e, Sivas, Çorum, Maraş katliamlarına kadar bir çok provokasyon organize etti. Hedef işçilerdi, emekçilerdi, hak hukuk arayan, adalet, özgürlük, eşitlik isteyenlerdi.

12 EYLÜL 1980 SABAHI ANKARA’DA…
12 Eylül 1980 sabahı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti Ankara’nın Çankaya ilçesinde bulunan Genel Kurmay Başkanlığı’nda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi, radyodan bir bildiri okudular. İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama görevini yüce Türk milleti adına emir ve komuta zinciri içinde yerine getirme kararı almışlardı. Yönetime tümüyle el koymuşlardı.
1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
7 bin kişi için idam cezası istendi.
517 kişiye idam cezası verildi.
Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı.
Yüzlerce devrimci işkencede öldürüldü.
Binin üzerinde devrimci sokak ortasında kurşunlanarak katledildi.
30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.
30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına çıkmak zorunda kaldı.
937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
39 ton gazete ve dergi imha edildi.
Dört bir yan hapishaneye dönüştürüldüğünde, başta Diyarbakır, Metris, Mamak ve Sağmalcılar olmak üzere birçok hapishane işkencehane gibi işletildi.

1990’LARIN ANKARA SABAHLARI…
1990’ların Ankara sabahları da karanlığın zebanilerinin zulümlerini uygulayacakları kararlara uyandı. Evlere, işyerlerine yapılan baskınlarda devrimciler, Kürt yurtseverleri katledildi, sokak infazlarını gerçekleştirenlerin kimliklerinde yine kontrgerilla yazıyordu. Gözaltında binlerce insan kaybedildi…

19 ARALIK 2000 SABAHI ANKARA’DA…
19 Aralık 2000 sabahı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti Ankara’da Başbakanlık binasında dönemin başbakanı Bülent Ecevit, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, İçişleri Bakanı Saadettin Tantan’ın emriyle ’’Hayata Dönüş Operasyonu’’ adı verilen bir operasyon başlatıldı. Hayata Dönüş Operasyonu, cezaevlerindeki siyasi tutuklu ve hükümlülerinin F tipi hücre sistemine ve tecrit uygulamasına direnmek için 20 Ekim’de başlattıkları açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerine karşı,  20 cezaevine birden aynı anda gerçekleştirildi. 2’si asker 30’u tutuklu 32 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı bu operasyona, yaklaşık 10000 güvenlik görevlisi katıldı.

ANKARA’NIN 2000’Lİ YILLARDAKİ KARANLIK SABAHLARI…
2000li yıllarda da devam etti Ankara’nın sabahları, karanlığa hizmet etmeye. Bu kez Ankara değişik bir maske takmıştı. Sözde anti-kemalist, hatta anti-amerikancı, Kürt sorununu çözmeye uğraşan ve yine tarihe ’’açılımlar’’ olacak geçecek kitleleri ve dahi birçok aydını hatta kimi devrimci sosyalist kesimleri dahi kendine yedekleme politikaları ile vitrin yenilenmişti. Ancak her şeye rağmen ne Amerikancılıktan vazgeçiliyor, ne de demokrat olunabiliyordu.
Israrla Osmanlı figürleri öne sürülüyor olsa da, asla cumhuriyetin kuruluş ilkelerinden taviz verilmiyordu. Uluslararası ve yerli burjuvalarla pastadan pay alma konusunda yaşanan ufak tefek çelişkiler dışında bir sorun da yaşanmıyordu. 1990’ların kontra örgütlenmelerine göndermeler yapılıp, Ergenekon davaları adı altında mahkemeler kuruluyor sözde kontrgerilla örgütlenmeleri tasfiye ediliyor havası veriliyordu. Oysa eli kanlı katillere dokunulmadığı gibi, birkaç kontra artığı hakkındaki iddialar ise, devrimcilere ya da Kürt yurtseverlere yönelik saldırıları kapsamıyordu.
Ankara gizli örgütlenmelerini de yeniliyor sandıktan elde ettiği yüksek oy oranını da arkasına alarak pervasızlığını sürdürüyordu.
Gazeteciler, aydınlar hakkında davalar açılıyor, tutuklamalar yapılıyordu, olmadı işten çıkarılıyorlardı. KCK davası adında binlerce Kürt yurtseveri hapishanelere atlıyordu. Kitlesel mitinglere polis ve asker her geçen gün şiddetin dozunu arttırarak saldırıyordu.
Linçler, sokaklarda ve evlerde infazlar devam ediyorken artık kitlesel katliamlar gündeme geliyordu.
Roboski, Diyarbakır, Suruç akla gelen ilk kitlesel katliamlar olmakla beraber, hemen her gün bir ya da iki kişi mutlaka bir polis kurşununa hedef oluyordu.

Ankara kana doymuyordu.
10 Ekim 2015 tarihinde güpegündüz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti Ankara’da…