TC-IŞİD İTTİFAKI VE KÜRT AYAKLANMASI

Ahmet Kahraman 

akahraman61@hotmail.com

 

1988 yılında, zehir bombalarından kaçan Kürtler, sınırda Türk ordusu tarafından barajlanmış, Irak ordusu arkadan vurarak, paha biçilmez yardımı zafere çevirmek istemişti.

Bu yaka Kürtleri, “hewar” sesi üzerine kimi bir battaniye, kimi iki ekmek kaparak sınıra akmış, ama onlar da süngülerle engellenmiş, insanlık arayışındaki aç, yorgun, kardeşlerine bakarak ağlamakla kalmışlardı. Kürtler, TC’nin ölümü hak eden ezeli düşmanı, kardeşin aç bebeğine ekmek uzatması da yasaktı.

Kürtler, günlerce açıkta titreşerek, açlık ve sussuzluk çekerek beklemiş, Birleşmiş Milletler geçişi satın alıp, Türk devletine para verince içeriye alınmış, ancak tecritle yerlilerle ilişkileri yasaklanmıştı.

 

DU RUYÈ / İKİ YÜZLÜLÜK

İki yüzlülüğe, Kürtlerin deyimiyle “du ruyê” bakın, Türk devleti daha sonra satın alınmış sığınma hakkını, “tarihi iyilik” olarak Güneyli Kürtlerin önüne koyacak, bununla imtiyazlar edinecekti.

Kobanê muhasarası, Saddam rejimiyle işbirliğine oranla daha pis bir ittifaktı. DAİŞ ya da IŞİD denilen İslami çeteler Kobanê’yi zapt edip sınıra doğru sürecek, açıkta katliam yapacaktı.

Bu konudaki ittifak açıktı. Nitekim, Londra’da yayımlanan The İndependent gazetesi, daha dünkü sayısında Türk devletinin IŞİD’e yardımının devam ettiğini yazıyor ve “Türkler, Amerika’nın Kobanê çevresini bombalamasını engelliyor” diyerek devam eden Türk-IŞİD ittifakına vurgu yapıyordu.

Suriye Ulusal Uzlaşma Bakanı Ali Haydar da, gazeteyi doğruluyor, TC’nin engellemesi yüzünden Kobanê direnişine yardım edemediklerini söylüyordu.

 

IŞİD TETİKÇİ, TÜRK DEVLETİ TEDARİKÇİ

“Tel Boyu İnsanları” kitabının da yazarı ve “hem çok medeni, çok adil, çok insani, hem de çok hukuk sever” Türk devleti askerlerinin Cizre’de Kürtlere insan pisliği yedirdiğini dünyaya duyurmuş kalem olan Celal Başlangıç, önceki gün hat boylarından verdiği haberde, tanıkların ifadesine dayanarak, Türk devletinin müteffiklerine trenle silah ve cephane servisi yaptığını açıklıyordu. Kanla kirli ittifakta IŞİD tetikçi, Türk devleti tedarikçiydi.

Ancak, tarihte eşine az rastlanan Kürt direnişi, ittifakçıların daha çok kan görme hevesini bozmuştu.

Türk devletinin Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayal kırıklığından mı her neyse, önceki gün ciğeri yangınlar sarmışların feryadıyla, (hangi hayal hanesinindeki dünya ise) dünyayı IŞİD’e direnen Kürtlere karşı ayaklanmaya çağırıyor ve “Ey dünya, IŞİD gibi bir terör örgütü çıkınca ayaklanıyorsun da PKK gibi bir terör örgütü çıkınca neden ayaklanmıyorsun?” diye bağırıyordu.

Yangılar, katliamlardan geçmiş, insana insan pisliği yediren barbarlıkları geride bırakmış Kürt halkının korkuyu yenmesi de, katliam hesaplarını bozuyordu. Kürtler, Türk devletinin kurşun yağmuru, gaz bombaları, zehir karıştırılmış suyla saldırmasına direnerek sınır boylarına akmış, katillere akan silah, mühimmat yollarını tıkamıştı.

Morali bozulan IŞİD, geçişleri engelleyen halka öteden top atışları yapıyor, “angajman hakkım” diyerek Kürtleri kurşunlayan Türk devleti sessiz kalıyor, gerisinde pis ittifak berraklaşıyordu.

 

KİM EDEPSİZ?

Ama Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, Kürdistan Milletvekillerinden Aysel Tuğluk’un, çağımızı onurlandıran düşünce ve kalem adamlarından Kudüslü Hıristiyan bir aileden gelme Amerikan yurttaşı Edward Said’in 2000 yılında, Lübnan sınırından sembolik olarak İsrail’e taş atmasını andıran protestosunu, “edepsizlik” olarak niteliyor, medya da “Türk adaleti uyuyor mu?” çığırtkanlığıyla cezacılara çağrı yapıyordu.

Oysa asıl edpsizlikten söz edilecekse eğer, bu insanlık suçunda IŞİD’le bütünleşme, İslam adına ırkçı işbirlikçilikti. Tuğluk’un taşı ise Edwar Said’ın ki gibi insanlığa çağrıydı.

Tuğluk’un üstünde, insanlığın kara lekesi hırsızlk suçlaması da yoktu. Ama İslam diye diye hırsızlığa çıkan, soygun yapan, bekçi durdukları dükkanı da soyanların marifetleri bütün dünyada yankılanıyordu. Bu da edepsizliğin yer yüzüne saçılımıydı. Bu açılım, onları her yerde kovalıyor Washington sokaklarında bile “hırsız var” sesleri yankılanıyordu.

“Çağın mümtaz edeplileri” dünyada IŞİD’in müttefiği, IŞİD ise Allah Allah nidalı tecavüzcü, insan kesen kasap, katliamcı, talancı ve hırsızlar çetesi olarak anılıyor. Sen, sessiz durup dümenine bakan “adam”, her kimsen, onurun varsa eğer, o nazik yerin hiç incinmiyor mu?

 

YA SEN TÜRK SOLCUSU!..

Ya sen ne dersin, “Emperyalizm” diyerek söze başlayan, gerçekte Kemalist, ama lafazanlıkta “çok Türk solcusu”, hatta Komünist “adam”!…

Evet sen, ağzını açtığında, şöyle en ağdalısından “emperyalizm” demeyi pek seversin. Oysa Kürtleri de darbeleyen bir emperyalizm var. Onların ki, dillerini kesen, kültürleri, varlıklarını, harfleri, ülkelerinin adını, sonra giderek varlıklarını yasaklayan geri kalmış bir emperyalizmdir. Yani yüz yüze yaşadıkları ve karşı tepkiyle ayaklandıkları…

O emperyalizm, bugün İslamo Faşist IŞİD çeteleriyle koyun koyuna…

Ve Kürtler, bu vahşi emperyal cephenin barbarlığına karşı dünyadan yardım beklerken sen, “çok sosyalist” olma görünümü altında, “aman onlara silah vermeyin” kampanyası yürütüyor, sonra Kürtlere gülümseyip “heval” diyorsun!..

Hiç utanman yok biliyorum, ama sakın bir daha karşılarına çıkma. Arlanmaz yüzüne tükürürler çünkü…

 

http://yeniozgurpolitika.info/index.php?rupel=nivis&id=6661

Benzer Yazılar