TEHCİR VE TEŞKİLAT-I MAHSUSA

it

Devrimci Karadeniz

Tehcir Yasası, tehcir uygulamalarının başladığı Mayıs 1915’de Bakanlar Kurulu aracılığıyla yürülüğe kondu. İttihat ve Terakki Partisi’nin Yüksek İdare Kurulu tehciri kolaylaştırmak için, parlamentonun 1 Mart 1915’te çalışmalarına ara vermesini kararlaştırmıştı.

HAPİSHANELERDE YATAN AZILI KATİLLER, TEŞKİLAT-I MAHSUSA’YA ALINDI
Bu sırada İttihatçı liderler Teşkilat-ı Mahsusa (Özel Örgüt) adlı bir birim oluşturdular. Bu birimin başlıca amacı Ermeni sorununu çözmek idi. Özel yasalar, fonlar, kadrolar, silahlar ve mühimmat ile donatılan bu örgütün üyeleri, ”özerk” (devlet içinde devlet) olarak iş gördüler.

Görevleri, Anadolu’nun iç bölgelerinde yerleşmek ve Ermeni sürgün konvoylarına pusu kurup imha etmekti. Kadroların tamamı, hem dahiliye (içişleri bakanlığı) hem de adalet nazırlığının (adalet bakanlığı) çıkardığı özel bir afla Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli hapishanelerinden serbest bırakılmış mahkumlardı.

10 Kasım 1918’de Osmanlı Adalet Nazırı İbrahim, canilerin hapishaneden bu şekilde serbest bırakıldıklarını kabul etti.

ASIL GÖREV, ERMENİ VE RUMLARI YOK ETMEKTİ
Teşkilat-ı Mahsusa’nın açıkça belirtilen sorumlulukları, istihbaratı karşı casusluk ve sabotajı önlemeyi kapsıyordu. Ne var ki, Teşkilat-ı Mahsusa’nın sırlarına ulaşmış iki yazarın yazdıkları, örgütün asıl görevinin Ermeni Soykırımını gerçekleştirmek olduğunu ortaya koyar.

Cemal Kutay, İttihat Merkez Komitesi’nin Teşkilat-ı Mahsusa’yı kurmadaki gizli amaçlarının ne olduğunu, “Türkiye’nin, İttihat programının parçası olarak açıkça bildirilemeyecek hayati çıkarları” şeklinde ifade kullanarak ifade eder. (Cemal Kutay, Talat Paşa’nın Gurbet Hatıraları) Bir teşkilat-ı Mahsusa Şefi’nin, hükümetin güvenlik unsurlarının asla başaramayacağı hizmetleri görmüş olduklarını anlatarak, yani ”Türk olmayan milliyetlerden gelen nüfus gruplarına karşı alınan önlemlerin icrasını gerçekleştirdiklerini itiraf ettiğini belirtir. Cemal Kutay’ın anlatımları biz gizem içinde, imalardan oluşurken, resmi tarihçi Doğan Avcıoğlu daha açıksözlüdür:
bv2”Ermeni sorununu radikal biçimde çözmek için İttihat, Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla sistemli ve geniş çaplı tehcire başvurdu. Yüzbinlerce Ermeni çok kısa süre içinde ve toptan Anadolu’nın dışındaki bölgelere götürüldü. Almanların desteklediği bu politika Dr.Bahaeddin Şakir tarafından İttihat Meclislerinde desteklendi. Hristiyan unsurların tasfiyesine, resmi hükümetin himayesi dışında ve uzun müzakerelerin ardından İttihat karargahında karar verildi. İttihat’ın güvenini kazanmış genç subaylar İstanbul’a çağrıldı ve yerine getirecekleri görev kendilerine tevdi edildi.” (Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi)
Teşkilat-ı Mahsusa’nın bu gizli görevleri ilk kez o günkü basınının çabalarıyla açığa çıkarıldı.
Mütarekenin imzalanmasından beş gün sonra, 4 Kasım 1918’de, günlük gazete Hadisat, Sadrazam İzzet’e hitap eden açık bir mektupta, bu örgütün varlığını ve savaş zamanında işlediği suçları ilk kez açıkça ortaya koydu. Aralık ayında basın, Trabzon milletvekilinin mecliteki bir tartışma sırasında yaptığı konuşmaya yer verdi. Milletvekili (Hafız Mehmet), Teşkilat-ı Mahsusa’nın katliamlarların başlıca aracı olduğunu ifade ediyor ve ”şimdiye kadar bütün bu konularda sessiz kaldık” diyordu.

HER SABAH TALAT’IN EVİNE, O ÇETEBAŞINDAN, O İĞRENÇ EMİRLERİ ALMAK İÇİN DAMLAMADINIZ MI?

Muhalif günlük gazete Sabah, Adalet bakanına hitap eden açık bir mektupta, Teşkilat-ı Mahsusa’nın varlığını ve Adalet Bakanı’nın bu örgütün faaliyetlerindeki suç ortaklığını kamuoyu önünde en açık biçimde kanıtlıyordu:

bv1

”Her sabah Talat’ın evine, o çetebaşından o iğrenç emirleri almak için, damlamadınız mı? İttihat Partisi’nin karargahında alınan kararların bir sonucu olarak, masum Ermenileri yerlisi oldukları kasaba ve köylerin civarında baltalarla öldürülebilsinler diye en gaddar katilleri İstanbul’un merkez hapishanesinden salıvermediniz mi? Vilayetlerdeki hapishanelere benzer salıvermeler için emir vermediniz mi? Genel amaç en kana susamış katilleri seçmek ve onları (Teşkilat-ı Mahsusa’nın) çete kadrolarına kaydetmek değil miydi? Bu amaçla temyiz mahkemesine başsavcı atamadınız mı? (…) Ayrıca, seçilmiş mahkumlarını arzuladığınız vahşet ölçüsünde cinayet işlemeye uygun olup olmadıklarını belirlemek için bir hekimi görevlendirmediniz mi? Cinayet çetelerinin oluşturulması, büronuzun bir kat altında oturan aynı temyiz mahkemesi başsavcısının bürosunda gerçekleşmedi mi? Bu örgütlenme faaliyetleri, başsavcılık bürolarının ve ceza mahkemesi odalarının bulunduğu koridorlarda ve mahkeme salonuna getirilen mahkumları herkesin görebileceği şekilde haftalar boyunca devam etmedi mi?” (Sabah /İstanbul, 21 Kasım 1918)

SADRAZAM, TANIKLIĞI ESNASINDA ‘TEHCİR’ TERİMİNİ BİR YANA BIRAKIP, BİR PARAGRAFTA ÜÇ KEZ ‘KATLİAM’ TERİMİNİ KULLANDI
Bakanların suçlarını soruşturan Osmanlı Parlamentosu Beşinci Şube’sinin önünde, 9 Kasım 1918’de yaptığı tanıklık sırasında Sadrazam Sait Halim, Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurulması için kabinenin yetki vermediğini belirtti. Kendisinin “çok kötü bir şey” dediği örgüt, bu durumda hükümetin görüş alanı dışında kurulmuş oluyordu. Aynı şeyi Adalet Bakanı da söyledi. Her ikisi de, tehcirin amacının “cinayete saptırıldığını” kabul etti. Sadrazam, tanıklığı esnasında “tehcir” terimini bir yana bırakıp, bir paragrafta üç kez “katliam” terimini kullandı.bv3

ERMENİLERİ YOK ETMEK VE DOĞU VİLAYETLERİ SORUNUNU HALLETMEK
Osmanlı Harbiye Nazırlığı’nın İstihbarat Şubesi’nden, daha sonra İstanbul Üniversitesi’nde Tarih Profesörü olan bir Yüzbaşı A.Refik katliamlar hakkında şunları yazdı:
Hapishanelerden salıverilen cani çeteleri, Harbiye Nazırlığı’nın bir haftalık arazi eğitiminden geçtikten sonra, Ermenilere karşı en kötü cinayetleri hazırlamak üzere, İttihat ve Terakki’nin çeteleri olarak Kafkas cephesine gönderildiler. İttihatçılar, Ermenileri yok etmek ve böylece Doğu Vilayetleri sorununu halletmek niyetindeydiler… (N. Dadrian, Jenosid, sayfa 59)

TEŞKİLAT-I MAHSUSA DEVAM EDİYOR
Sonunda ortaya çıkan tablo korkunçtu. Tehcir sonunda 1.5 milyon Ermeni soykırıma uğratıldı. Bu utanç tablosu bununla sınırlı kalmadı, Teşkilat-ı Mahsusa’nın artık eğitimli kadroları ardından Karadeniz’de Pontuslar’ yönelik ikinci bir soykırım gerçekleştirdi. Bu halkların kanları üzerine kurulan cunhuriyetle birlikte hem İttihat ve Terakki hem de onun özel örgütü Teşkilat-ı Mahsusa bugüne değin, değişik isimler altında halklara karşı katliamlarını devam ettirdiler, ediyorlar…

Benzer Yazılar