THE CUT / KESİK VE FATİH AKIN AMANSIZ ELEŞTİRİLERİ HAK ETMİYOR

Vasili Galopulos

Bir Perşembe akşamı, küf kokulu küçük bir zemin katında izlediğim “şey”. Neden “şey”? Çünkü ben bunun bir filmden daha başka anlamları da olduğunu düşünüyorum. Ama bu anlamlardan bahsetmeden evvel filme gelen eleştirilerle ilgili düşüncelerimi belirtmek istiyorum. Eleştiriler kendi içinde haklı, anlamlı bulunabilir. Ben de katılabilirdim belki birçoğuna…

Mesela neden aynı bölgede (Mardin) çok sayıda bulunan Süryanilerden hiç bahsedilmemiş? Neden Amerikalılar da Ermeniler de İngilizce konuşuyor, Arapça, İspanyolca bulunuyor da Ermenice mi olmuyor? Daha kapsamlı olamaz mıydı?

Ya da benimle birlikte izleyenlerden duyduğum: “Ay İngilizce telaffuzu da kötü, Türkçesi de kötü” gibi şeyler.

Uzayabilir böyle bu… Ama kendimce farklı anlamlar yükledim bu “şey” bunların daha üstünde şeyler hissettirdi, düşündürdü bana. Bu “şey”, belki bir Türk (Eğer öyleyse tabi)’ün özrü, belki hiçbir şey bilmeyenlere soru işareti, belki bir çığlık birilerine, belki bu felaketi yaşamışlara bir bellek; acılarını canlı tutmak için yanan bir mum… Ama hissiz eleştirilere kurban edilemeyecek kadar da anlamlı.

Eğer “Bir bakayım da ne yanlışlar yapmış” ya da “Bunu izleyeyim ne de olsa Ermeni soykırımını kabul etmek, bununla ilgilenmek son derece elit bir olay artık” bakışlarıyla gitmediyseniz film size önemli şeyler hissettirmiş olmalı.

Şahsen benim çok kere gözlerimi doldurdu, düşündürdü, üzdü, hatırlattı. Bildiğim ve bir şekilde mağduriyetini hayatımda yaşadığım bir konu olduğu için, bilmemişler gözüyle bakmaya çalışarak filmin kattığı bazı şeyleri belirtmek istiyorum.

Mesela ki ben hiçbir şey bilmeyen bir zatım bu konuda.

Önyargımı kırdım ve gittim, “göreyim” dedim. Tehcir yolunda “Were were” diye Ermeni kadınına saldıran atlıdan, Kürtlerin soykırımla ilgisini merak ederdim.

Asker kaçaklarını görüp, “O zaman askerden kaçanlar varmış, demek ki birileri bu lanete ortak olmak istememiş” derdim.

Arapların Türklere ve Osmanlı yönetimine tepkisini görüp “Demek ki onların da rahatsızlıkları varmış, onlar da çekmiş bir şekilde” derdim.

Bu beni resmi tarihte daima “arkadan bıçaklayan” olarak sıfatlanan Arapların yaşadıklarını araştırmaya itebilirdi mesela…

Öldürmeden evvel İslam’ı teklif edip çoğunluğun ölümü seçmesine şahit olunca bugünün “İslam’ı saptıran” IŞİD’i ile o zamanın “İslam Koruyucusu” Osmanlısının pek de bir farkı olmadığını görüp İslam’ı sorgulardım belki.

Amerika’dakilerin Kızılderililere yaptığı muamele ya da “Yahudi” olmayı hakaret olarak kullanması da düşündürürdü beni. Bu çıkarımlar da çoğaltılabilir.

Ama en çok da bir ailenin nasıl dağıldığı, ne denli büyük bir felaket örneği geçtiği çıkmazdı aklımdan, bir babanın kızı için dünyayı talan etmesi ve bunu ve daha beterlerini yaşayan milyonlarca ailenin olması da beni ben olmaktan, yaşamaktan utandırırdı.
Fatih Akın ne niyetle yapmıştı bu filmi bilmiyorum, kendince bir özür mü, sorumlu hissetme duygusu mu yoksa başka bir şey mi? Ne niyetle yaptıysa artık, eminim benim gibi birçok insanın daha tüylerini diken diken etmeyi, o günlere götürebilmeyi başardığına inanıyorum.

Benzer Yazılar