TÜRK NÜFUS MÜHENDİSLİĞİ

Ermeni ve Rum mallarının Türkleştirilmesini iki ciltte[*] analiz eden Nevzat Onaran’dan yeni kitap: Ermeniler, Rumlar ve Kürtler, Türk Nüfus Mühendisliği (1914-1940)

 

Anadolu’da Türkçü-İslâmcı temizlik

Nevzat Onaran yeni çalışmasında, Türk milliyetçiliğinin analizinde etnisite mühendisliği veya toplumsal mühendislik ya da kurucu sözleşme gibi kullanılan terimi, Türk Nüfus Mühendisliği olarak netleştirdi. Osmanlı’dan miras göçürtme, sürgün ve iskân politikasının ‘öteki’nin tasfiyesi ve Türkleştirilmesi için 1910’lardan beri icra edildiği vurgulanan kitapta, İttihatçı dönemden Türk Kurtuluş Savaşı’na, Cumhuriyet’e ve 1930’lara Türk egemenliğinin ekonomi politiği analiz edildi ve sürekliliğine dikkat çekildi.

Çok milletli ve çok dinli Osmanlı’da 1910’lardan itibaren ırkçı Türkiye Türklerindir şiarıyla icra edilen merkezi politikada amaçlanan, milleten Türk ve dinen Sünni İslâm olmayanın demografik ve ekonomik yapıdan tasfiyesiydi! 1914-1923 dönemi, Türk Nüfus Mühendisliği’nin ideolojik-siyasi altyapısının temellendirildiği, soykırımla Ermenilerin yurdundan edildiği yıllardı. 1920’lerin yarısında Anadolu, genelinde Hıristiyanlardan özelinde Ermeni ve Rum milletinden temizlendi. Böylece fiilen milyonlarca nüfusun tasfiyesiyle Anadolu Sünni İslâmlaştı ve Türkleşti. Temizliğe devam edile gelindi; resmi nüfus verilerine göre 1915’lerde Hıristiyan ve Musevi nüfusun yüzde 20’ye yaklaşan payı, bugün binde 1’dir. Bu halde, hoşgörü sosuyla yüzde 99’u İslâm söylemi, aslında imhaya ve kırıma methiyedir. Türkçü politikaların asırlık icrasından Türk Nüfus Mühendisliği kapsamı şöyle netleştirildi (sf. 22, 54-55, 130, 686-688):

1- Hıristiyan (ve Musevi) milletleri canıyla ve malıyla tasfiye etmek.

2- İslâm milletler ile Alevi-Kızılbaşları imha ve asimilasyonla, Türkleştirmek ve Sünnileştirmek.

3- Tarihi ve coğrafi varlığı Türkleştirmek.

Onaran’ın Ermeniler, Rumlar ve Kürtler, Türk Nüfus Mühendisliği (1914-1940) isimli kitabında, İttihat ve Terakki’den AKP’ye, Başbakanlar ve hükümet programları değişse de, Türk Nüfus Mühendisliği’nin temel rotasının hep aynı kaldığına ve değişmediğine dikkat çekildi (sf. 688-689). Buna göre Türk Nüfus Mühendisliği’nin 1915’ten beri asırlık pratiği ortaya koyuyor ki, Türk-millî devleti, vatandaşının milletini, dilini ve dinini ‘tek’leştirmeyi esas aldı ve resmi TC vatandaşı, milleti Türk, dili Türkçe, dini Sünni İslâm olandı, gayrisi hedefti (sf. 375-377);

1915 Ermeni Soykırımı, 1921 Koçgiri imhası ve Pontos kırımı, 1914-1923 Rumların kovalanması ve mübadelesi, 1925-1930 Kürtlere askeri harekât, 1934 Trakya Yahudilerinin kovalanması, 1938 Dersim Kırımı,1942 Varlık Vergisi vurgunu, 6-7 Eylül yağması, binlerce köyün ve dağın-taşın adının değiştirilmesi, 1964 Rumların İstanbul’dan kovulması, 1970’lerde Hıristiyan ve Musevi vakıf mallarına el konması, 1978 Maraş katliamı, 12 Eylül imhası ve tasfiyesi, 1993 Sivas yangını, 1990’larda köy boşaltması, milyonlarca Kürtün sürülmesi ve faili meçhuller, 2007’de Hrant Dink’in öldürülmesi, 2011’de Roboski’nin bombalanması, 2015-2016’da Sur’un, Cizre’in, Nusaybin’in ve Şırnak’ın imhası (sf. 689)…

Asırlık bu icraat, sistemin faşizmle mayalanmasının da pratiğiydi (sf. 685-693)…

Kitapta mercek tutulan 1914-1940 dönemi dört bölüm halinde analiz edildi:

Birinci bölümde, Osmanlı’dan 1914’lerin ekonomi politik mirası ve Türk Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyet’e dönüşümü, Lozan’ın müzakeresi, Türk-Rum mübadelesi ve Takrir-i Sükûn icraatı incelendi (sf. 29-218).

İkinci bölümde, 1920’lerin ilk yarısına kadar Anadolu’nun kadim iki milleti Ermeniler ve Rumların tasfiye edilmesi sonrası gündemdeki Kürtlerin Türkleştirilmesi politikasının oluşumu ve Sasun ile Dersim kırımı üzerinde duruldu (sf. 219-374).

Üçüncü bölümde, Türk Nüfus Mühendisliği’nin karargâhı İçişleri Bakanlığı ve Nüfus Umum Müdürlüğü’nün Türk vatandaşı kimliğinin detayları incelendi. Türk vatandaşının hem yerli hem de millî olduğuna yönelik devlet faaliyetiyle, bir anlamda vatandaşın Türk ve gayri Türk ayrımının nasıl yapıldığı politikası ele alındı. (sf. 375-516)

Dördüncü bölümde, İttihatçıların temellendirdiği Türkçü ekonomi politiğin, tam olarak 1920’lerde Kemalist iktidarın kanunları ve icraatıyla nasıl kalıcı hale getirildiği analiz edildi (sf. 517-683).

Kitapta, işlenen bazı konular:

 

Kürdistan mebusuyuz

Türkiye Büyük Millet Meclisi birinci dönemin (Nisan 1920-Mayıs 1923) tüm tutanaklarından hazırlanan TBMM Kürdistan Dosyası’nda (sf. 225-255) bugünün yakıcı konusu Kürt sorununa nasıl yaklaşıldığı ve tartışıldığı incelendi. O gün TBMM’te Kürt ve Kürdistan’ın kullanılmasında her hangi bir sorun yaşanmıyor, yasaklama yok. 11 başlıktan oluşan dosyada, Kürdistan’da ahalinin ne kadar Türkçe bildiği, Lozan görüşmelerinde Curzon’un söylemine cevaben Kürt mebusların neler söylediği, Dersim ve Kürdistan’ın nasıl tartışıldığı, TBMM Reisi Mustafa Kemal’in Kürdistan talimatında ne emrettiği, Kürt-Türk ilişkisinin ve Musul meselesinin nasıl müzakere edildiği gibi konular ele alındı. Bu konulardan biri de, hangi mebusun TBMM kürsüsünde “Kürdistan mebusuyuz” dediğidir. Böylece zaman zaman ifade edilen bu söyleme netlik kazandırıldı. TBMM’de Siverek mebusu Lütfi ve Bitlis Mebusu Yusuf Ziya, kürsüde “Kürdistan mebusuyuz” dedi ve bu da aynen yazıldı. Hatta tutanakta bir cümle de olsa Kürtçe zabıt yer aldı. (sf. 226-228)

 

Kürt nüfusu yüzde 20’yi geçemeyecek!

1914-1923 döneminde Anadolu’dan Hıristiyan nüfus tasfiye edildikten sonra, merkezi iktidar yapılanmasında hedefte nüfus yoğunluğu itibariyle Kürtler vardır (2. Bölüm). Kürdistan’da askeri operasyonların yoğunlaştırılmasının ardından 1925’teki Şark Islahat Planı (sf. 255-279) ve 1934’teki İskân Kanunu (sf. 279-310) ile 1930’larda Kürtlere ne yapılacağının politikası belirendi. “Erzincan, Kürdistan merkezi olmasın” denilen Başvekil İsmet’in raporu dâhil, müfettişliklerin raporlarıyla birlikte 1936’daki müfettişler toplantısı sonrasında Kürtlerin nüfus yoğunluğunun nasıl tasfiye edileceğinin politikası netleştirildi. Kürtlerin asimile edilmesi amacıyla politikalar, Kürtçe yasaklanacak ve konuşan cezalandırılacak, Türkçe hâkim kılınacak,  Kürtler sürülecek ve yeniden Kürt köyü kurulması engellenecek, Balkan muhacirleri iskân edilecek, bölgesel devlet hizmeti askeri-polis operasyonlarında yoğunlaşacak şeklinde sıralandı. Bu politikaların icraatı ilk 1937’de Sasun’da (sf. 350-354) ve ikincisi 1938’de Dersim’de ( sf. 334-350) uygulandı ve sonrasında da yaygınlıkla devam ede geldi; 1990’lardaki köy boşaltmaları ve faili meçhullerden sonra, 2015’te müzakere masasının devrilmesinin ardından Sur, Cizre, Nusaybin ve Şırnak imhaya tâbi tutuldu. Ayrıca 1930’larda Türkçe konuşmanın ve medenileşmenin çekim merkezi olarak tanımlanan Türk merkezlerinde, Kürt nüfus oranı için belirlenen oran yüzde 20 idi. Böyle bir oran 1915’te de Ermeniler için belirlenmişti. Ermeniler, İslâm nüfusuna göre gönderildiği bölgelerde yüzde 10 oranına ve sürülmeyen kadın ve yaşlı, çoluk-çocuk da yüzde 5 oranına göre dağıtıldı, aslında serpiştirildi. (sf. 363-364)

 

Rum mübadiller aslında 112 bindi

30 Ocak 1923 tarihli Türkiye-Yunanistan Mübadele Antlaşmasıyla ilgili yapılan araştırmalarda, 1,2-1,3 milyon Rum’un Anadolu’dan Yunanistan’a gittiği ve 400-500 bin Türk-İslâm ahalisinin Türkiye geldiği belirtilir. Bu rakam antlaşmanın kapsamına göre 1912’den sonra kovulanları kapsadığı için doğrudur, ama önemli bir fark vardır. Çünkü 30 Ocak 1923 tarihli antlaşma gereği giden Rum miktarı ne kadardır? Bu soruya verilecek cevap gerçek mübadil rakamın ne olduğunun anlaşılmasını sağlayacaktır. Nüfus Umum Müdürlüğünün 12.8.1933 tarihli raporuna göre, antlaşma sonrasında 112 bin Rum Anadolu’dan gitti. Böylece Nüfus Umum Müdürlüğü raporuyla, antlaşma öncesinde Rumların tasfiye edildiği de itiraf edilmiş olunmaktadır. (sf. 90-137)

 

Hıristiyan’ı at, İslâm’ı al

Vatandaşlığa almak ve vatandaşlıktan çıkartmak, Türk Nüfus Mühendisliği kapsamında titizlikle yapılan bir devlet faaliyetiydi. 1920’lerin sonunda bununla ilgili iki kanuni düzenleme yapıldı ve netlik de talimatnameler ile tamimlerle sağlandı.(3. Bölüm). Türk ırkı ve kültürü vatandaşlığa almanın ve çıkartmanın temel kuralıydı. İlgili kararnameler incelendiğinde ortaya çıkan şudur: Ermeni, Rum ve Yahudi milletinden olanlar vatandaşlıktan atılırken, Türk ve İslâm olanlar vatandaşlığa alındı. Öyle düzenlemeler yapıldı ki, Meclis’in 921 sayılı kararıyla TC uyruğundaki 100 bin kişinin vatandaşlıktan kolaylıkla çıkartılmasının yöntemi belirlendi. Hatta 30 yıl sonra 11.2.1964 tarih ve 403 sayılı kanunla da, Osmanlı’dan devreden vatandaşlık meselesi kökten halledildi ve toplu temizlik yapıldı. (436-456) Vatandaşlıkta ‘öz’ ve ‘öteki’ ayrımı, ‘millî ve millî olmayan’ yani ‘yerli ve yabancı’ olarak yapıldı. Zamanla ‘yerli ve millî’ söylemi daha resmileşti. Bunun için Türk’ün kültürel olarak herkesi kapsıyor gibi resmî tanımlama aslında çok anlamlı değildir. ‘Yerli ve millî’ ifadesi, aslında Türk olan-olmayanın bir şifresiydi ve böylesi tarihi keşifle Türk’ün şifresi ‘yerli ve millî’ olunca, ‘öteki’ de ‘yabancı’ olarak nitelendirildi. (sf. 486-497)

 

Toprak reformu Kürt’e ‘takıldı’

1930’ların ortasında Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’nın söylemine göre, 16,4 milyonluk nüfusun 5 milyonu topraksızdı. Bunların topraklandırılması ifade edilmiş olsa da öyle kalındı. Esas olarak topraklandırılanlar muhacir ve ağalardı. (4. Bölüm) Hatta Başvekil İsmet ve müfettiş raporlarında (sf. 311-334) Muş, Van ve diğer vilâyetlerde boşaltılmış Ermeni köyleriyle arazisinin öncelikle muhacire verilmesine ve Kürtlerin iskân edilmemesine dikkat çekildi. 2.6.1929 tarih ve 1505 sayılı kanunun ardından, 1930’da ve 1938’de yürürlüğe konulan talimatnamelerle, yoksul topraksız olana bedelli toprak satımı öngörüldü. Bedelli satım, aslında topraksızın topraksız kalmaya devam etmesi anlamındaydı! Toprağın bedelli satımın kapsamına Hazine arazisiyle birlikte, Ermeni ve Rumlardan kalanlar da dâhildi. Önceki mevzuatta net olarak belirtilmeyen hedef, 1939’daki talimatnamede resmileştirildi; öylesine hükümler maddeleşti ki, topraksız-yoksul Kürtler, topraklandırılacak ahalinin kapsamı dışında tutuldu. Yanlışlık da, aşiretlerin fişlemesiyle hazırlanan Aşiretler Raporu ile giderildi. Türk egemenlerin, Kürdistan’da bugünkü ilişkisini temellendirdiği İdris Bitlisi’den beri Kürt ağalarla kurduğu ve sürdürdüğü ittifak, hangi Kürt’e toprak verileceğinin de belirleyicisiydi; bunun için topraksız-yoksul Kürt kapsam dışında tutuldu ve toprak reformu söylemden öteye geçmedi. (sf. 632-656)

 

Kitlesel mülksüzleştirmeyle tasfiye

Türk milliyetçiliği ekonomi politiğinde, milleten Türk ve dinen Sünni İslâm olmayanın kitlesel mülksüzleştirilmesinin bilinen beş aşamasından bahsedebiliriz. Hiç kuşkusuz, örneğin 1942’de Varlık Vergisi imhası ve 6-7 Eylül 1955 yağmasında da mülkünü kaybeden Hıristiyan ve Musevilerdi. Sahipsiz bıraktırılan veya resmen öyle tanımlanan mal-mülkün bir kısmı satıldı, bir kısmı yağmalandı ve ardından tapulandı. Kitlesel mülksüzleştirme dönemi, devletin dâhili harp yıllarıydı. Bu, devletin hedef olarak tespit ettiği sahanın harp icrasıyla temizlenmesiydi. Birinci kitlesel mülksüzleştirilenler, 1913 sonu 1914 yılı ilk yarısında İttihatçı hükümetin merkezi faaliyetiyle Trakya ve Ege kıyısından Yunanistan’a kovulan ve boykot edilen Rumlardı. İkinci kitlesel mülksüzleştirilenler, 1915’te toprağından sürülen ve malı-mülkü sahipsiz bırakılan Ermenilerdi. Ermenilerin can güvenliği 27 Mayıs 1915 tarihli Sürgün Kanunu’yla ve mal güvenliği de 26 Eylül 1915 tarihli Tasfiye Kanunu’yla imha edildi. Üçüncü kitlesel mülksüzleştirilenler, 1920’lerde resmi olarak ‘firar ve tagayyüb’ yani ‘kaçtı ve kayıp’ oldu denilenlerdi. Antlaşmayla giden mübadil Rum nüfus 112 binken, kovalanan veya kaçan Rum nüfusu, Karadeniz Pontosluları dâhil tahminen 700-900 bin civarındaydı. Firar etmiş veya tagayyüp olmuş yani kaçmış veya kaybolmuş gerekçesiyle, sahipsiz nitelendirilen mülklere 15 Nisan 1923 tarih ve 333 sayılı kanunla el kondu. Dördüncü kitlesel mülksüzleştirme, 1934’te Trakya Yahudilerin yerinden-yurdundan kaçtırılmasıyla gerçekleşti. Trakya Yahudileri merkezi bir planla saldırının ardından evini-barkını bırakıp kaçmak zorunda kaldı. Beşinci kitlesel mülksüzleştirme politikası, 1960’larda yoğunlaştı. Bunun ikili yönü vardı. Biri İstanbul’dan kovulan Rumların ve diğeri de Ermeni, Rum, Musevi ve diğer Hıristiyan milletlerin vakıf mallarına el konmasıydı. Ayrıca Anadolu’da kalan tek-tük Hıristiyanlar ile Süryaniler, merkezi tasfiye politikaların sürekliliğiyle toprağında yaşayamaz hale geldi. (sf. 543-548)

 

Kemâlizm’in ‘metrûk’ inkilâbı

İktisat tarihinde 1920’ler tartışıldığında ele alınan iki konudan biri, Osmanlı’dan miras ekonomik durum ve diğeri, Lozan’la dış ticarete getirilen kısıtlamadır. Değinilmeyen, hatta görmezden gelinen önemli bir konu daha vardır. Bu, 1915 Ermeni soykırımı, 1914-1923 döneminde Rumların kovalanması, daha sonra de benzer kitlesel mülksüzleştirmenin yaşanması ve bunların geride kalan mülklerinin yağmalanması ve tapulanmasıydı. Mülkün gaspı ve transferi işleminin şifresi emvâl-i metrûke yani sahibi ‘sürülen’ veya ‘kayıp ya da kaçak’ denilerek devletin el koyduğu mal-mülktü; bu da aslında fiilen devletleştirmeydi! Mülkün transferi ile tapulandırılması sistemi, 1920’lerdeki Kemalist iktidar döneminde oluşturuldu. Bu, Kemalizm’in ekonomi politiği açısından pek gündeme getirilmedi, böyle tercih edildi! Oysa bu da, Kemalizm’in inkılâpları olarak sayılan tevhidi tedrisat, şapka giyme, tekkelerin kapatılması, paşa ve bey gibi lâkapların yasaklanması, alfabe ve kılık kıyafet değişikliği gibi, hatta onlardan daha köklü bir ‘inkılâptı’! Mülkiyetin ve ekonominin Türkleştirilmesi amacıyla, emvâl-i metrûke transferi piyasasında gerçekleşen işlemler ve nakdin devlet bütçesine aktarılmasıyla ilgili 1922-1928 döneminde 13 temel kanunî düzenleme yapıldı. Bunlardan bir tanesi, 15 Nisan 1923 tarih ve 333 sayılı kanundur; bununla İttihatçıların çıkardığı 26 Eylül 1915 tarihli kanun yeniden yapılandırıldı ve 8 Kasım 1988’e kadar yürürlükte kaldı. İşte mülkiyetin Türkleştirilmesi sistemi böyle oluşturuldu. Bu, 1915’te temellendirilen ve 1920’lerde kurumsallaştırılan İttihatçı-Kemalist tasfiye sistemiydi. Esas alınan Türk ve Sünni İslâm olup, gayrisinin ekonomik varlığının tasfiyesi hedeflendi. (sf. 548-567, 679-683)

[*] Nevzat Onaran, Osmanlı’da Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi (1914-1919), Emvâl-i Metrûkenin Tasfiyesi-I, Evrensel Basım-Yayın, İstanbul-2013.

Nevzat Onaran, Cumhuriyet’te Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi (1920-1930), Emvâl-i Metrûkenin Tasfiyesi-II, Evrensel Basım-Yayın, İstanbul-2013.