TÜRKİYELİ LAZLARIN UYANIŞI

Fehim Taştekin
Bir azınlığın kültürel trajedisini en iyi ne anlatabilir? Türkiye’nin ‘neşe kaynağı’ Lazların kültürel dirilişini sorduğum Laz Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu “Lazca kayıp kelimeleri topluyoruz” dedi. Kayıp kelimeler? Yani kullanılmadığı için gündelik dilden silinmiş kelimeler…

Türkiye’de reform sürecine paralel Lazlar da kendi kültürlerini yeniden keşfe koyuldu. Doğu Karadeniz’de Pazar, Ardeşen, Çamlıhemşin, Fındıklı, Arhavi, Hopa ve Borçka ilçelerinde nüfus yazları hemşerilerin dönüşüyle üçe-dörde katlanıyor. Yaylalar kemençe ve ritmik dans horonla şenleniyor. Fındık ayıklanırken destanlar anlatılıyor. Son baharda geleneksel kokulu üzüm pekmezi pişiriliyor: Büyük tavalar konulurken, üzümler ezilirken, ateş yanarken ve tavalar indirilirken ayrı ayrı değişler söyleniyor.

Bu hareketlilik yayımcılıkta da görülüyor. 2010’da kurulan Lazika Yayın Kolektifi Lazca-Türkçe 35 kitap bastı. Lazika, 2011’de Tanura (Işık Saçan) dergisini çıkarmaya başladı. 1993’den itibaren 6 sayı yayımlanan Lazların ilk dergisi Ogni (Anla, duy) Laz kültürü için bir milattı. Yasaklanan Ogni’yi iki sayı çıkabilen Mjora (Güneş) ve Skani Nena (Senin Dilin, Senin Sesin) izledi. 1990’larda kurulan Laz-Rock grubu Zuğaşi Berepe (Denizin Çocukları) bir başka milattı.

Türkiye’nin ilk Lazca gazetesi Ağani Murutsxi (Yeni Yıldız) 11 Eylül 2013’te çıkmaya başladı. 1929’da Abhazya’da İskenderi Tzitaşi’nin çıkardığı dünyanın ilk Lazca gazetesi Mç’ita Murutsxi’ye (Kızıl Yıldız) gönderme yapan iki aylık Ağani Murutsxi’nin sahibi İrfan Çağatay amaçlarını ‘Lazcayı köylerden şehirlere taşımak’ olarak tanımlarken bir de uyarıda bulunuyor: “Yoksa Lazca 50-60 yılda yok olacak.”
Lazların üçte birinin konuşabildiği Lazcaya yönelim artıyor. Erkenden terk-i diyar eden Zuğaşi Berepe’nin kurucusu Kazım Koyuncu’nun ‘Didou Nana’ gibi Megrelce /Lazca şarkılarının anadile ilginin artmasında hatırı sayılır etkisi oldu.

Anadil eğitimi: Bir ilk adım

Laz Enstitüsü’nün verdiği bilgilere göre Lazcanın ilk sözlüğü 1999’da yayımlansa da 2000’e kadar Lazlar ve Lazca üzerine hiçbir akademik çalışma yapılmadı. Lazca üzerine ilk tez ve Lazca gramer kitabı Boğaziçi Üniversitesi’nde hazırlandı. Aynı üniversitede bir ilk olarak 2011’de seçmeli Lazca dersler başladı.

Al-Monitor’a konuşan Kolkhoba.org’un editörü Erkan Temel de artan etkinlikleri bir ‘Laz Rönesansı’ olarak niteleyenlere katılmazken gelişmeleri Kafkasya ile kurulan bağa ve demokratikleşme sürecine bağlıyor: “Laz kültürünün canlandırılmasına dair milat değil ama mihenk olabilecek girişim 1988’de Turgut Özal tarafından Sarp Sınır Kapısı’nın açılmasıdır. Türkiye’de Laz kimlik bilincinin oluşmasına Ogni’nin de katkıları oldu. Son yıllarda artan kültürel yayıncılık ise demokratik açılımın bir yansıması. Ülkedeki demokratikleşme gayretleri Laz halkının kültürüne olan ilgisini kısmen artırdı.”

17 Mayıs’ta kurulan ve 23 Kasım’da 1000 kişinin katıldığı bir törenle kendisini tanıtan Laz Enstitüsü’nün en önemli misyonu da Lazca eğitimin altyapısını oluşturmak ve Lazca yayıncılığı desteklenmek. Zira önemli icraatı anadilde seçmeli eğitime izin verilmesi üzerine Lazca müfredatın hazırlanması oldu. Bu yıl Arhavi ve Fındıklı’da toplam 130 öğrencinin katıldığı Lazca sınıflar açıldı. Küçük ama umut veren bir adım.

Tabii eğitimin önünde bir yığın engel var. Bekaroğlu tespitlerini Al- Monitor’a şöyle anlattı: “Lazca konusunda ciddi bir sorun var. 600 bin Laz varsa üçte biri konuşabiliyor. Lazların dörtte biri bölge dışında. İstanbul, Düzce, Sakarya ve Yalova’ya dağılmış durumdalar. Karadeniz’de çocuklar bile Lazca bilmiyor. Lazca sınıf açılması için belli sayıda öğrenci ve öğretmen olması lazım. Lazca ders alınması için ev ev gezildi. Başvurular karşılanamadı. Öğretmen yok. Öğretmen yetiştirecek okul yok. Ayrıca müfredat gerekiyor. Enstitü olarak bunların hazırlıklarını yapıyoruz. Alfabe ile ilgili sıkıntılar var. Alfabe için bir kongre düzenleyeceğiz. Latin harfleri Lazca için yetmiyor. Alfabe ile ilgili çalışmalar bireysel olduğu için sesler için farklı işaretler kullanılıyor. Ayrıca Türkiye’dekiler Türkçe, Gürcistan’dakiler Gürcüce kelimeler katıyor. Bu kelimelerin karşılıkları var ama kayıp! Kelime toplama çalışması yapılıyor.”

Devletin bir Laz politikası yok

Devletin Lazları geçiştirmesi ya da Lazların kültürel hakları için yeterince seslerini yükseltmemelerinin nedenleri de tartışılıyor. Hükümet, TRT’de 2004’te Türkiye’de Kürtçenin dışında sembolik olarak Arapça, Çerkesçe ve Boşnakça TV yayınlarına başlarken Lazcaya yer vermedi. Lazcanın dışlanmasını talep olmaması ya da bu halkın yüksek uyumuna bağlanması zor. Çünkü Kürtler dışında diğer halkların da ciddi bir talebi yoktu, hatta Boşnaklar bunu gereksiz bulmuştu.

Erkan Temel en başta ‘Lazcanın, Türkiye-Gürcistan dostluk ilişkisine kurban edildiğini’ savunurken devletin bir Laz politikasının olmadığını düşünüyor: “Devletinin belirlenmiş bir Laz politikası yok. İstikrarlı bir Kafkasya politikası olmayan bir devletin Laz politikasından söz edilemez. Devletin etnik temelli tehciri neticesinde çok kültürlü yapısı bozulan Osmanlı Lazistanı’nda, şüphe ve endişelerinden arınıp Karadeniz halklarını kuşatacak bir siyaset belirlemesi şart. Ancak mevcut koşullarda hükümetin Laz açılımında bulunacağına inanmıyorum.”

Temel’in Lazların talepkâr olmamalarının nedenlerine ilişkin tespitleri de şöyle: “Tarih boyunca Roma ve Pers imparatorluklarının Karadeniz havzasına hâkim olma mücadelesi karşısında hayatta kalmaya çalışmış bir halk olan Lazlar Osmanlı İmparatorluğu’nun ‘İslamlaştırma’ ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘Türkleştirme’ politikaları sonucunda etnik kimliklerini ve dilsel hassasiyetlerini büyük ölçüde yitirdi. Doğu Karadeniz’de aşırı Türk milliyetçiliğinin etkisi, devletine-milletine sadık olma geleneği, yıllarca PKK ile kirli savaşın olumsuz etkisiyle ‘ayrılıkçı’ durumuna düşmekten çekinilmesi, eğitim düzeylerinin yüksek olması, aşırı göç nedeniyle otokton olarak yaşadıkları bölgenin demografik yapısının bozulması, ekonomik sorunlarının kültürel kaygılarını bastırması gibi nedenlerden ötürü etnik taleplerde bulunmaya sıcak bakmıyorlar. Lazların kahir ekseriyeti Türkiye’nin sosyal ve siyasal hayatına fazlasıyla entegre olmuşlardır. Bu anlamda çoğunlukla Lazların siyasal duruşuna statükocu yani devletçi muhafazakâr denilebilir.”

Bekaroğlu ise ‘93 Harbi’ diye anılan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve ‘Sünne’ ağıtıyla zihinlere kazınan Rus işgalinden Marmara bölgesine kaçışın Lazların kimliğini şekillendirdiğini belirtip ekliyor: “Laz bölgesinde muhalif damar hep oldu. Sağ partiler çok fazla tutunamadı. Lazların devletçi olduğu tespiti doğru değil.”

Üzerinde fazla durulmayan bir başka konuş ise şu: Lazların sadece Türkiye devleti değil Gürcistan’la sıkıntısı büyük. Lazların Kafkasya ile bağları da çok güçlü değil. Türkiye’de Lazlar, Gürcistan’da Lazlarla akraba olan Megreller asimilasyona maruz kaldı.

Bekaroğlu bu konuda “Türkiye’den Lazca yayın yapan radyo yok ama Gürcistan’da Gürcü kilisesinin finanse ettiği 8 radyo var. 24 saat Ortodoks propagandası yapılıyor. Lazlar ‘Gürcülerin alt kolu’ diye propaganda yapılıyor. Gürcü ulus devleti ciddi problem. Gürcistan’da 1 milyonun üstünde Megrel var. Gürcü kilisesi televizyon yayını da yapıyor. Megrelce/Lazca Gürcistan’dan gelen tehlike ile karşı karşıya” diyor.

Temel de Gürcü kilisesinin asimilasyondaki rolünün altını çiziyor: “Tiflis Ortodoks Kilisesi’nin belirlediği Megrel kimliği, dili ve kültürünü inkâr siyaseti belirleyici. Kilise dinsel aidiyet kartını kullanarak Megrelleri baskılıyor. Türkiye’deki gelişmeleri yakından izleyen Tiflis yönetimi, Megrel halkının da kültürel taleplerde bulunmasından endişe diyor.”

Benzer Yazılar