ÜÇ KİTAPTAN OLUŞAN ”SÜRYANİLER VE SEYFO” ADLI KİTAP YAYINLANDI

 Kemal Yalçın’ın hazırladığı üç kitaptan oluşan Süryaniler ve Seyfo yayınlandı.

Birinci kitap: Hayatla Ölüm Arasında, 624 sayfa
Seyfo öncesini ve Seyfo sırasını (1914-1918) kapsıyor.

İkinci kitap: Yeniden Varoluş, 528 sayfa.
Seyfo sonrasını, esas olarak Cumhuriyet Dönemini kapsıyor.

Üçüncü kitap: Kalbim Turabdin’de Kaldı, 592 sayfa.
Hapisnaslı Melke Gabriel, Kerburanlı Davit Erçin ve Midyatlı Fehmi Bargello’nun hayat hikâyelerini dile getiriyor.

 

Hayatla Ölüm Arasındada ele alınan konular:
– Turabdin hakkında genel gözlemler
– Malfono İsa Garis ile konuşma
– Şehmus Çelebi Ağa ile konuşma
– Midyatlı Gebro Tokgöz’ün görüp yaşadıkları
– Seyfo öncesi tarihi olaylar.
– Hazreti Muhammed’in Süryanilere verdiği Ahitname
– Hazreti Ömer’in Süryanilere verdiği Ahitname
– Nasturiler ve 1840-1845 Nasturilerin katledilmesi
– 1915 öncesi Diyarbakır Vilâyeti
– 1915 öncesi Mardin Sancağı
– Tehcir
– Birinci Dünya Savaşı ve Cihad-ı Ekber
– Seyfo hazırlığı ve Diyarbakır Valisi Dr. Reşit’in yaptıkları
– Dr. Reşit’in öldürttüğü kaymakam ve memurlar
– Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi’nin öldürülmesi
– Turabdin’de direniş hazırlıkları
– Aynwardo, Hazak, Hah ve diğer yerlerdeki direnişler.
– Aynwardo direnişi ve direniş yöneticisi Mas’ud
– Midyat’ta Seyfo öncesinde ve Seyfo sırasında yaşananlar
– Şeyh Fathalla’nın sağladığı barış
– Aynwardo’dan sonraki hayat.
– Mzizah Eski Muhtarı Gewriye Mesut’un açıklamaları.
– Mas’ud’u kim ve nasıl öldürdü?
– Çelebi Ağa ve Süryaniler
– Turabdin’de katliamlar
– Zaz Köyü’ndeki katliam
– Hasana Köyü’ndeki katliam
– Hasankeyf’te katliam
– Papaz Hanna Basut’un anlattıkarı: Yukarı Kafro Köyü’nde katliam
– Papaz Abraham Garis’in anlattıkları: Bote Köyü’nde katliam
– Adıyaman Bölgesinde Seyfo
– Başlıca katiller ve sonları
– Süryanilere yardımcı olan Müslümanlar
– Seyfo’da yok edilenlerin köy köy sayıları

 

Yeniden Varoluşta ele alınan konular:

– 1918-1923 döneminde Süryaniler
– Cumhuriyetin kuruluş döneminde Süryaniler
– Patrik İlyas Şakir hakkında birinci elden belgeler
– Türkiye Cumhuriyeti’nin Müslüman olmayan vatandaşlara karşı tutumu
-Canlı tarihlere göre Cumhuriyet Döneminde Süryanilerin başlarına gelenler
-Adıyaman Bölgesinden Nazire Aziz Demirci, Semin Demirci,  Sabri Demirci, Şefika Demirci ve Hamit Demirci’nin başına gelenler
– Kâhtalı Hacı Mehmet ile Kadriye Demircigil’in hayat hikâyeleri
-30 Ocak 1971 günü Midyat’ta 5 günlük gelin iken Müslümanlar tarafından kaçırılan bir gelinin gerçek belgelere dayanan hikâyesi
– Midyatlı Albert Sevinç Hadodo’nun anlattıkları
– Nusaybinli Sabri Atman’ın hayat hikâyesi
-İsveç’te yaşayan Süryanilerden Saro Poli, Mecida Haffo, Gewriye Haffo, Melki Dağ, Pero Dağ, Şemon Dağ’ın anlattıkları
– Şabo Bargello’nun başına gelenler
– Midyatlı Lahto Esso’nun görüp yaşadıkları
– Midyatlı Şemso Altaş Hadodo’nun hayat hikâyesi
– Kerburanlı Süleyman Gabriel Yalçın’ın hayat hikâyesi
– Boteli Murat Bilan’nın anlattıkları
– Tuma Çelik ve Sabro Gazetesi
-Yurtdışından Midyat’a geri dönenlerden Jakop ile Diba Gabriel’in anlattıkları

 

Kalbim Turabdin’de Kaldıda ele alına konular:

 Kerburanlı Davit Erçin’in hayat hikâyesi

– Kerburan’da Seyfo sırasında söndürülen ocaklar
– Arbaye Köyü’nde Süryanilerin başına geleler
– Bir Hıristiyan olarak Davit Erçin’in askerlikte başına gelenler
– Kerburan’da 1940 sonrasında Süryanilerin tek tek öldürülmeleri
– Yakup Can’ı kimler öldürdü?
– Kerburan Muhtarı Anderawos Demir’i kimler öldürdü?
– 26 Mayıs 1960 günü Müslümanların Kerburan’a saldırıları
– Kerburan ağalarının Süryanilere yaptıkları zulümler

 

Midyatlı Fehmi Bargello’nun ve Bargello Ailesi’nin hayat hikâyesi

-1940’lı-1950’li yıllarda Midyat’ta meydana gelen önemli olaylar
– Silah çalma olayı
– Un çalma olayı
– 1964 Kıbrıs Mitingi
– Askerlik hayatı: Asker ocağı, kediye esir eder aslanı!
– 1974 “Kıbrıs Barış Harekatı” günleri
– Arnas Köyü’nün boşaltılması
– 1974 yılında meydana gelen kız kaçırma olayları
– 1980 sonrası dönemde “faili meçhul” cinayetlerle öldürülen Süryaniler.

 

Hapisnaslı Melke Gabriel ve Azizler Sülalesinin başına gelenler

– Hapisnas katliamı
– Azizler Sülalesinin yok edilmesi
– Midyat Veteriner Hekimliği ve Kaymakamlık Şoförü Melke Gabriel’in görüp yaşadıkları
– Süryani kız ve gelinlerinin kaçırılması
– 1964 Kıbrıs Mitingi sırasında yaşananlar
– 1981 yılında askerlerin Mor Gabriel Manastırı’na yaptıkları baskın.
– Tuğgeneral Eşref Bitlis’in Mor Gabriel Baskını karşısındaki tutumu
– 1981 Mor Gabriel baskınını yaşayan öğrencilerden Fikri ve Sabri Gabriel’in görüp yaşadıkları
– Belçika’da Süryani Soykırım Anıtı’nın dikilmesi
– 100 yıllık acıyı nasıl dindirebiliriz?

 

Her kitap, kendi içinde bir bütün olduğu gibi, SÜRYANİLER ve SEYFO’nun da bir bölümüdür. Süryanilerin ve Seyfonun anlaşılabilmesi için, üç kitabın sırayla okunmasını öneririm. Kemal Yalçın

 

*******************************************************

 

Süryaniler ve Seyfo kitabı için Sonsöz

 Kemal Yalçın

Ben kitaplarımı, kendi vicdanıma karşı görevlerimi yapabilmek ve bilgimin sınırları içinde bulduğum hakikatleri okuyucularımla paylaşabilmek için yazdım.

Bugüne kadar yazdığım on belgesel romanımda, son yüz yılda, Anadolu halklarının, Rumların, Ermenilerin, Lazların, Arapların, Kürtlerin, Zazaların, Türklerin, Alevilerin, Kızılbaşların, Süryanilerin, Nasturilerin, Keldanilerin başlarına gelen büyük felâketleri, soyları kurutulan, ocakları söndürülen insanların yaşadıkları büyük acıları anlatmaya çalıştım.

Yazıp yayınladığım yaklaşık 5000 sayfada anlattıklarım, Süryanilerin, Ermenilerin, diğer Hıristiyanların ve erdemli, dürüst, vicdan sahibi Türklerin, Kürtlerin, Müslümanların gözyaşlarıyla dolmuş olan acılar okyanusunun sadece birkaç damlasıdır!

Bana kalbini, içindeki dünyayı, hatıralarını açan insanlardan birçoğu bu dünyadan göçüp gittiler! Hepsini saygıyla anıyorum! Nur içinde yatsınlar! Onlar artık düşünceleri, duyguları, sözleriyle bu kitabın içinde ve kalbimizde yaşayacaklar!

Tek meyveyle bahçe olmaz!

Bir ülkede ne kadar çok, ne kadar çeşitli dil, din, ırk, kültür varsa, o kadar büyük zenginliktir bu. Farklılıklara saygı gösterilebilseydi; insanlar, halklar, milletler barış ve huzur içinde yaşayabilseydi bugünkü Anadolu, bugünkü Türkiye daha mutlu, daha refah, daha özgür ve daha demokratik bir ülke olabilirdi.

Geçmişimiz, bugünün önsözüdür.

Kişisel ve toplumsal geçmişimizi önyargısız, önkoşulsuz bir anlayışla; özgür düşünce ve temiz bir vicdanla ele alıp inceleyebilirsek; bugünümüzü daha nesnel anlayabilir, kişisel, toplumsal ruhumuzu ve vicdanımızı sağlığa kavuşturabilir ve yarınlarımızı daha adaletli, daha özgür, daha barışçı temeller üzerinde kurabiliriz.

Din, toplumsal bir gerçekliktir.

İnanma fenomeni, insanın varlık şartlarından birisidir.

Seyfo ve Ağet sırasında, katliamlarda, kırımlarda ve soykırım sürecinde erdemli, dürüst, vicdan sahibi birçok Türk, Kürt, Müslüman, cezasının ölüm olduğunu bile bile, ölüme giden Hıristiyanlara yardımcı olmaya, ölümden kurtarmaya çalışmıştır. Bu insanlardan bazıları cezalandırılmış, öldürülmüştür.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcından ve Osmanlı Şeyhülislamı Hayri Efendi’nin Almanya’nın ve Osmanlı İmparatorluğu’nun müttefiki olmayan tüm Hıristiyanlara karşı Cihad-ı Ekber fetvasını vermesinin üzerinden tam yüz yıl geçti. Müslümanlar bu fetvaya göre Hıristiyanlara karşı kışkırtılmıştı. 1914-1915 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nda yapılmış katliamlar, zulümler, barbarlıklar, soygunlar, kız kadın kaçırmalar, zorla din değiştirmeler gibi insanlığa karşı işlenmiş olan suçlar Cihad-ı Ekber fetvasında yerini bulmuş, kışkırtılmış, aldatılmış, vicdanları kirletilmiş, gözlerini kan bürümüş birçok  Müslüman tarafından “Sevaba girme, Cennet’e gitme düşünce ve inancıyla” bilerek ve isteyerek işlenmişti.

1914’den bu yana geçen yüz yıl içinde, dünyanın çeşitli yerlerinde, farklı ülkelerin ulemaları, din önderleri tarafından birçok kez Hıristiyanlara karşı cihad ilan edildi. Din uğruna çok kan akıtıldı. Son 30-40 yıl içinde Afganistan’da, Pakistan’da, Orta Doğu ülkelerinde, Afrika’da ve Türkiye’de bazı silahlı Müslüman örgütleri, “Allah adına” kendisi gibi düşünmeyen din kardeşlerinin ve Hıristiyanların kanlarını akıtmaya, canlarını almaya devam etti ve etmeye devam ediyor. Şeyhülislam Hayri Efendi ve daha sonra cihad ilan edenler, fetvalarını Kur’an’daki bazı ayetlere, Şeriat kanunlarına ve uygulamalarına dayandırmışlardı.

2014 yılında bunun en tipik, en barbar, saldırgan örneği Irak- Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı silahlı örgüttür. Irak’ta, Suriye’de fetva veriyor, cihad ilan ediyor. Kendisinden olmayan herkese, Kürt, Arap, Türkmen, Müslüman-Hıristiyan ayrımı yapmadan kan kusturuyor. Ezidileri, Süryanileri, Keldanileri ve tüm Hıristiyanları öldürüyor, din değiştirmeye zorluyor. Ezidi kadın ve kızlarını ganimet olarak kaçırıyor. Yüz yıl önceki kafa, aynı kalmış, hatta daha da kinlenmiş ve barbarlaşmıştır.

Düşünceme göre Allah, yani Tanrı sevgidir.

Allah adına, kimse kimsenin canını almamalıdır.

Eğer bir insan Allah’a karşı bir günah işlemişse, bunun cezasını Allah kendisi vermelidir.

İnsanlığın günümüzde ulaştığı bilgi birikimi, tarihi ve toplumsal tecrübeler çerçevesinde, her insanın inandığı din ve içindeki inanç, kendine göre en doğru ve en güzeldir. Bu anlamda bütün dinler eşittir. Bir din, diğer bir dini kötülememeli, farklı inançtan olan insanlara karşı saygı ve sevgiyi hayata geçirmeye yardımcı olmalıdır. Allah adına, kimse kimsenin canını almamalıdır. Ancak bu anlayışla bir dinin ulviyeti, inananların ruh dinginliği artabilir.

İnsan hakları evrenseldir. Hiçbir kayıt ve şarta bağlanamaz.

Kimse kimsenin yaşama hakkını, milliyetine, inancına, diline, dinine, dünya görüşüne, yaşama tarzına, siyasal düşüncelerine dayanarak elinden alamaz. Eğer aldıysa veya almaya devam ediyorsa insanlık suçu işlemiş sayılır.

İnsanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımı yoktur.

İnsanlık, kendisine karşı işlenmiş suçların hesabını er veya geç, bir gün sorar. İnsanlık suçlarını işlemiş olanlar, bu suçlarını kabul edip, hesabını verirlerse insanlık karşısında şeref ve saygınlıkları artar.

Bugüne kadar elde ettiğim bilgilere, kitaplarımda anlattığım olaylara ve dile getirdiğim gerçeklere dayanarak ve bunları gerekçe kabul ederek sizlere seslenmek istiyorum:

 

Sevgili Kardeşlerim,

Yüzyılımızın büyük acısı, insanlığın yüz karası SEYFO’da, AĞET’te, katliamlarda, kırımlarda, soykırım sırasında katledilmiş, öldürülmüş, hayatını kaybetmiş Ermenilerin, Süryanilerin ve tüm Hıristiyanların anıları önünde saygıyla eğiliyor; sizlerin acılarınızı kendi acılarım kabul ediyorum.

Sünni Müslüman bir aileden gelen, dedesi hoca, anası babası hacı olan bir Türk yazarı olarak, kendi adıma, sizlerden ve insanlıktan özür diliyorum.

Ayrıca bu büyük felâket sırasında Ermeni, Süryani, Hıristiyan insanlarla kader birliği etmiş, ölümü göze alarak onları katliamdan kurtarmaya çalışmış; bu yüzden ölmüş, öldürülmüş, hayatını kaybetmiş erdemli Türkleri, Kürtleri ve tüm Müslümanları saygıyla anıyor; onların acılarını da kendi acılarım kabul ediyorum.

İnsanlığın yüzkarası bu büyük felâkete neden olanlara, ocakların söndürülmesini, soyların kurutulmasını planlayıp uygulayanlara lânet olsun!

Sevgiyi, dostluğu ve barış kültürünü canlandırmak, büyük acımızı unutmamak ve bir daha böyle acıları yaşamamak için yüreğimi ve kitaplarımı sizlere sunuyorum.

Bu dünya ve bu Türkiye sizlerle birlikte daha güzel!

İyi ki varsınız!

 

Saygı ve sevgilerimle…

 

Extertal, 14 Nisan 2014                            Kemal Yalçın

Benzer Yazılar