UNUTULAN BİR SOYKIRIM; PONTOS

Michalis Haralambidis

Yirminci yüzyılın başlarında binlerce yıllık memleketlerinde soykırıma uğrayan ve sürgün edilen Pontos Rumlarının yaşadığı zulüm, salt İttihat ve Terakki’nin ve ardılı Kemalistlerin işi değildir. Pontos Rumlarının kaderini belirleyen emperyalist devletlerin politikalarıdır. Lozan Anlaşması’nın dışında emperyalist politikalara uygun olarak Pontos Rum halkının kaderini belirleyen iki önemli anlaşma daha vardır. Bunlardan biri ”Venizelos-Atatürk dostluk antlaşması”, diğeri de Yunanistan’ın NATO’ya girmesi ve Türkiye’nin toprak bütünlüğün doktrinidir.

KISA TARİH

Küçük Asya’nın kuzeyindeki kıyılarda M.Ö. 8. asırda yaşayan Paflagonia’dan Lazlara kadar ulaşan hayat Pontoslulara tanıklık etmektedir. Pontosların tarihe katkılarını, gelişimlerini ve uygarlıklarını; Helenizm ve Bizans devrinde tarih kitaplarında okumak mümkün. Bu kitaplara ve yazarlarına karşı çok tepki duyulmuştur. Osmanlı işgalinden, siyasi, iktisadi ve ırkçı mekanizmalar ve Pontus halkına uygulanan yöntemler bu halkın varlığını ve birliğini imha tehlikesine kadar genişlemiştir. Pontoslar ve Küçük Asya’nın diğer hakları, özellikle hristiyan uluslar kendi ülkelerinde görülmemiş bir zulma ve zorbalığı yaşadılar.Bu zulüm ve zorbalık bütünü ile Osmanlı despotizminin, azınlıklar üzerindeki politikasının ürünleriydiler. Bu baskı ve zorbalıklar Pontos halkını göçe zorladı. Pontoslular, kıyılardan dağlara, manastırlara, giderek Kafkaslara doğru yöneldiler. Pontos halkının direnmesi güçlüydü. Tarih buna tanıktır. Örneğin, Pontus’ta 17 yy. dan önce inşa edilen cami yoktur.

ÇIKIŞ YOLU

Pontosluların, Kafkaslara doğru yığınsal göçleri ve Kafkaslar’da ortaya çıkan Pontos toplulukları, Osmanlı-Rus savaşlarının sonuçlarından biridir. Pontos halkı, geri çekilen Rus Ortodoks askerlerinin peşine takılarak Kafkaslara göç etti. Çünkü, savaş sonrası yaşadıkları bölgede kendilerini bekleyen akıbeti biliyorlardı. Zorba işgalcinin zulmünü yakından tanıyan Pontos halkı, doğal olarak ülkesini terketme durumunda kaldı. Eğer, Kuzey Kafkaslarda, Gürcistan’da var olan topluluklarının geçmişi incelenirse, bu toplulukların , Osmanlı-Rus savaşları (1828,1856,1871,1916) sırası veya sonrasında ortaya çıktıkları görülür. Örneğin, 1916 yılında 250 binden fazla Pontoslu Kafkasya’ya göç etmişlerdir.

Yüzyılın başından bu yana Pontos sorunu, genel olarak Doğu Sorunu’nun bir bölümünü oluşturur. Devletlerin egemenlik uğruna giriştikleri mücadelelere bağlı olarak, tarihsel olgular reddedildi, halkların etnik kimlikleri yok sayılarak tarihin dışına itildi. Pontos’un kaderi ile Ermeni ulusunun kaderi de devletlerin bu egemenlik mücadeleleri içinde ‘Doğu Sorunu’un dışına atılarak, bir yok oluşa terkedildi. Pontos halkının kendi etnik kimliğini, kültürel ve ulusal özelliklerini koruma uğruna giriştiği mücadele, 1908’den sonra ise Jön-Türklerin ırkçı saldırılarına hedef oldu, özellikle, 1916-23 arasında Pontos halkı üzerindeki zulüm, zorbalık, sürgün ve katliamlar olabildiğince boyutlandı. 1916’da Pontos halkı ünlü ‘Amele Taburları’nda katledildiler.

Daha sonra Türk devleti tarafından önceden planlanmış sistemli saldırılar 1923’e kadar süren bir soykırımla tamamlandı. Bu dönem içinde büyük katliamlar yapıldı, şehirler, köyler yakılıp yıkıldı, binlerce insan öldürüldü. Binlercesi sürgün edildi. İmha eylemleri, Pontos kıyılarından, Erzurum’a; Kürdistan’a ve giderek Suriye’ye kadar genişledi. Bu olaylarla ilgili belgeler, aynı dönemde bölgede bulunan Alman, Amerikan, Avusturya ve benzeri devletlerin konsolosluk arşivleri arasında bulunabilir elbette. Ve zaten, Pontos örgütleri de bilimsel çalışmalarla ilgili belgeleri yayınlamaya başlamışlardır.

353 BİN KURBAN

Zorbalık ve sürgünlerden sonra özellikle kadınlar ruhsal bunalımlara düştüler. Bu kadınlardan birçoğu, bu ruhsal bunalımlar içinde kıvranarak Yunanistan’da öldü. Yunan Üniversitesi ve psikologları bu konu ile hiçbir zaman ilgilenmediler. Belgelere göre katledilen Pontoslular 353 bin civarındadır. Kuşku yok ki, eğer Pontos halkı imhaya karşı direnmeseydi , katliam çok daha büyük olacaktı. Nitekim, Ermeni halkının silahlı direnişinin var olduğu bölgelerde de katledilen Ermeni sayısı, direniş olmayan bölgelere nispetle daha az olmuştur. Pontos halkının imhasında ittifak eden güçler, lümpenler ve Osmanlı Askeri Bürokrasisiydi. Katliamı Giresun’da Topal Osman ile Mustafa Kemal’in çeteleri yaptılar. Zaten, Mustafa Kemal’in Samsun’a gelişi de Pontos direnişini bastırmak ve imha etmek içindi. Pontos üzerinde uygulanan sürgünler de kapalı bir imha biçimi idi. Bu imhanın “savaş hukuku” ile açıklanması da mümkün değildir. Çünkü, sürgünlerin uygulandığı bölgelerde Yunan ordusu yoktu ve bölge askeri-stratejik bir bölge değildi. 1923 yılında imzalanan Lozan anlaşmasında, şöyle bir ifade vardır;” yığınların değiştirilmesi meselesi tamamlandı”…

Fakat Pontos halkı için herhangi bir işlem söz konusu olmadı. 1923’den sonra, kendi ülkesinden herhangi bir barışçıl çıkış yapamadı. 1923’ten sonra, zulumdan ve katliamlardan kurtulabilen Pontoslular, binlerce yıllık ülkelerinden zorla çıkarıldılar. Zorla ülkelerini terketmek durumunda kaldılar. Zorla göçe tabi tutulanlar, Rusya’ya, Latin Amerika’ya, Orta-Doğu’ya ve Avrupa’ya gittiler. Çok büyük bir bölümü ise Yunanistan’a geldi. Yunan devleti açısından herhangi bir mübadele (değişim) şekli uygulanmadı. Pontos halkının varlığı ile ilgili hiçbir hak tanınmadı. Kendi ülkesinde yaşama hakkının korunması bile sağlanamadı.

PONTOS’UN ZENGİNLİKLERİ YAĞMA EDİLDİ

Öte yandan, ulusal ve kültürel kimliğine saygı gösterilmedi. Pontus’un zenginlikleri, halkın mal varlığı yağma edildi. Türk devletinin Pontus halkına karşı giriştiği bu soykırım, unutulmaması, tarihten silinmemesi ve affedilmemesi gereken bir olgudur. Devletler, kendi çıkarları gereği, jeo-stratejik ve jeo-politik doktrinler uğruna Pontus halkının maruz kaldığı zulmü, sürgün ve katliamlar; unutturmaya, yapılan haksızlıkları küçümsemeye ve bir takım amaçları gizlemeye çalıştılar. Bundandır ki bu gün bu olguların ortaya çıkarılması için çaba sarfedilmektedir. Soykırımın resmi olarak kabul edilmesini istemek elbette ki her halkın doğal hakkıdır.

Mübadele sonrasında Yunanistan’a sürgün edilen Pontoslular ucuz iş gücü kullanılmış, onların etnik kimlikleri, yaşam durumları vb. görmezlikten gelinerek, onların sözcülüğüne soyunulmuştur, Yunan egemen sınıflarınca. Tarihlerini, geleneklerini, dillerini yeni nesillere aktarmada uygun bir ortam sağlanmamıştır. Sürgün edilenlerin anıları, tarihi olgular, örf ve adetler yeni nesillere sağlıklı aktarılamıştır. Anılar karışmış, unutulmuş ve giderek yok olma tehlikesiyle karşılaşmıştır. Geçmişini tanımamak, bugün ve gelecek için ciddi kuşkular yaratmıştır. Danslar, türküler, halkoyunları bir halkın ulusal kimliğini yeterli olarak belirleyebilecek nitelikte olmadığı zaman, eksik ve yanlış değerler de üretebilmektedir. Sonuç olarak ancak, iki şartla bir halkın mücadelesinin önü açılabilir; tarihin tüm gerçekliğiyle kavranılması, ki böylece tarihsel ve politik evrimin nedenlerini, bugünkü durumun anlaşılmasının sağlanması ve bu halka karşı uygulanan işkence ve katliamların insanlık adına, uluslararası insan hakları örgütleri tarafından tanınması…

SOVYET PONTOSLULARI

1986’da Sovyetler Birliği’nde Pontosluların nüfusu resmi istatistiklere göre 400 bin civarındadır . Başlıca şu cumhuriyetlerde: Gürcistan, Kazakistan, Ermenistan ve Ukranya. 1983’de Gürcistan Komünist Partisi Genel Sekreteri ve SSCB dışişleri bakanı Edvvard Sevarnaçe ilk defa olarak bu Cumhuriyet’te Pontos asıllı olanlara Romeika (Pontos rumcası) dili ile öğretimin kabul edildiğini açıklamıştır. Bu öğretim haftada iki saattir. Sovyetlerde ve dünyanın diğer yerlerinde yaşayan Pontoslular atılan bu önemli adımları o yıllarda memnuniyetle karşılayarak, diğer Sovyet Cumhuriyetleri’nde de buna benzer olumlu adımların atılmasını talep etmişlerdi.

Nitelik yönünden Pontosluların SSCB’deki sorunları farklıdır. Eğer, batıyla kıyaslarsak, Sovyetler Birliği’nde ulusal sorun büyük oranda, eşit olarak, özgür ve her halkın ulusal kimliğine saygı duyularak çözülmüştü. Bazı eski ulusların tarihten silinme tehlikesi ile karşı-karşıya bulunmaları, ancak, bu ulusların gelişimleri ve onlara duyulan saygı siyaseti ile önlenmektedir. Böylece, bu uluslar tarih ve insanlık evrimine katılmaktadırlar. Pontos halkının dili, kültürü, ve bunlarla beraber eğitimin tanınması hakkı yok muydu? Vardı, ve bu hakları ilk olarak Büyük Ekim Devrimi tanımıştır. Sovyetler Birliği’nde Pontus Rumlarının tarihleri yüzyıllar öncesine uzanmaktadır. Bir çok acı ve tatlı anılardan çıkarak belirlenmiştir. Pontoslular Rusya’da Büyük Ekim Devrimi’ne de katılmışlardır.

Eğer, Baku, Batum, Kafkas bileşimi herhangi bir yerinden incelenirse devrimci komitelerin içinde Pontos isimlerine de rastlanacaktır. Kaldı ki, Yunan işçi hareketi de yalnızca Patra ve Selanik ile sınırlanmamalıdır. Bilindiği gibi Büyük Ekim Devrimi’nden sonra yayınlanan tarihi deklerasyonda Sovyet Halkları için etnik ve politik bir statü de saptanmış, böylece, Pontoslular yüzyıllardan sonra ilk kez aynı şartlarda etnik, kültürel ve siyasal eşitlik ve özgürlük içinde yaşamışlardır Pontuslular bazı yörelerde nüfus oranlarına göre özerk olarak var olmuşlardır. Kendi okulları, yayınları (örneğin, Komünist, Kırmızı Tütünler) ve Sovyet Cumhuriyetleri’nden Gürcistan ve Abhatias’ta oyuncularının çoğu Pontuslu olan bir Pontos tiyatrosu da vardı

KİTHİRA’DA SEYYAHAT FİLMİ

Pontoslular, ilk defa olarak 1985’te Selanik’te kongre yaptılar. Bu kongrede; örgüt ve siyasal inançlarından ayrı olarak, bütün özverileri, kendi güç ve sorumluluklarıyla, hiçbir gücün ve kişinin Pontos sorununu anti-Sovyetik bir kampanya olarak kullanmasına müsaade edilmeyeceği kararını aldılar. Sovyetler Birliği’nde Pontos halkı büyük yurtsever anti-faşist savaşta yer almışlar ve şehit düşmüşlerdir. Savaştan sonra Pontos şehitleri anıldı. Sadece Kafkasya’dan Kuma Sokum köyünde EDA (Demokratik Sol)’nın başkanı Yanni Passalidi ve 97 Pontoslu şehit düşmüşlerdi. Yunanistan’da gelişen toplumsal muhalefetin içinde de yine Pontosluların adlarına rastlıyoruz. Ulusal mücadelelere katılım 1923’ten sonra Yunanistan’da emekçi kitlelerin ulusal ve toplumsal demokratik mücadelelerine, Pontos göçmenleri de aktif olarak katıldılar. Böylece Pontos sorunu belli boyutlara ulaştı ve toplumsal yanları ile oluşturuldu. Teodoros Aggelopulos’un “Kithira’da Seyyahat” filmini izlersek, iç savaşın bitiminde binlerce Pontos göçmeninin ikinci ve üçüncü kez mülteci olduklarını görürüz. Böylece birçok antropolojik ve etnolojik bilimsel tezlerin değerlendirilmesi gerçekleşmekte ve ispatlanmaktadır. Zaten bir insan, bir kez ülkesini kaybedince, bütün hayatı boyunca mülteci kalmaktadır. Pontos tarihi ile ilgili bilgilerin toplanması, gelecek kuşaklar için, Yunanistan’ı bir araştırma alanı haline getirecektir. Çünkü, gelecek kuşakların aydınları, eskilerin oldukça zor şartlarda sürdürdükleri çalışmaları, her şan altında sürdürmeye devam edeceklerdir.

Pontoslara uygulanan soykırımın sorumlusu çağdaş ırkçı Türkiye Cumhuriyeti devletidir, iddia budur ve bu soykırım ile Türkiye Cunhuriyeti devletinin kuruluş “yöntemleri” aynı tarihe rastlamaktadır. Şimdi gerekli olan, Türkiye Cumhuriyeti devletinin olguları ve Pontos halkını yok etmek için uyguladığı sistemli soykırımı tanıması ve bundan pişmanlık duymasıdır. Böylece hiç olmazsa ölçülemeyecek derecede zarara uğramış olan Pontos halkının morali düzeltilebilir. Dünya uluslar topluluğu ve özellikle soykırımın sorumlusu ırkçı Türkiye Cumhuriyeti devletine destek sağlayan devletlerin; en az hukukî, manevî ve siyasal kurallar içinde uygulanmış olan soykırımı tanıyarak, Pontos halkının yanında yer almaları gerekir.

Yunan devletinin Pontos göçmen mültecileriyle ilişkilerinin tarihine gelince, bu tarih pek de mutluluklarla dolu bir tarih değildir. Pontosluların kültürel kimlikleri, tarihsel anıları, ulusal hakları savunulacak yerde; devlet siyasetine egemen olan ilkeler ile tarihsel anıların unutturulmasına çalışılmış ve Pontosluların ulusal kimlikleri tahrip edilmiştir. Bu siyaset öyle boyutlara varabilirdi ki, bir halkın kendi topraklarından tarihinin üzerinde yükseldiği ülkesinden kopması, kültürel yönden yok olma tehlikesi ile karşılaşabilirdi. Fakat, Pontos dernekleri, Pontosluların bilincini ve ulusal kimliğini koruyup geliştirdiler.

Tarihin Yeniden İnşası Zamanımızda, Pontosluların dileği, tarihlerini yeniden inşa etmeleri; sorumlu Türkiye Cumhuriyeti devletinden ve dünya uluslar topluluğundan haksızlıklar konusunda hesap sorulmasıdır. Bu da, Pontosluların kurtuluş potansiyellerinin muhtevasıdır. Pontos sorunu, öznel olarak tarihin tekrar geri dönüşümüdür. Yani, insanların anılan, bilinçleri, etnik ve sosyal mücadeleleri, kültürleri gibi sorunların yeniden biçimlendirilmesidir. Unutturma (unutma) siyaseti bazı güçlere yarar sağlamakta; bunlar ulusal, uluslararası ve bölgesel düzeyde ,Yunanistan’da, Doğu Akdeniz’de, Avrupa’da yeni örgütsel bir tip olarak, otoriter bir düzenin inşasını meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Bunu, halkların, tahrip edilen insanların anıları üzerinde kurmaktadırlar.

Bu, ırkçı, şoven Türkiye devlet biçiminin, özellikle kendi tarihi rolünü devam ettirmesine müsaade etmektedir. Tarihin çarpıtılması (değiştirilmesi), uygarlıkların gasp edilmesi, halkların talan edilerek, soyulmaları ve bir halkın doğduğu zengin bölgenin biçiminin değiştirilmesi… Her şeye rağmen yine de aynı siyasetin sürdürülmesi devam etmektedir. Zorbalık, sürgünler, etnik soykırımlar… Ve aynı şeyler Kürt halkına ve dolayısıyla Türk halkına da yapılmaktadır.

Eğer, Türkiye Cumhuriyeti devleti uyguladığı katliamları ve soykırımları tanımıyorsa, demek ki, aynı uygulamaların tekrarlanmasına hazırdır. Bu nedenlerle talep ettiğimiz hak, anıların tanınmasına yöneliktir. Ve bu, özgürlük potansiyeli, Pontos sorununun boyutunu da aşmaktadır.

Kaynaklar:

1.İfiyenia Anastasidu: Venezilos, Yunan-Türk Anlaşması 1930

2.Falmaraier : Trabzon imparatorluğunun Tarihi

3.Peri Anderson: Seminerdeki Açılış Konuşması ” The Ottaman Empire im The World Economy State Universty of’ NewYork 1984

Benzer Yazılar