VARLIK VERGİSİ VE NARİA

Devrimci Karadeniz 11/11/2015 VARLIK VERGİSİ VE NARİA için yorumlar kapalı
VARLIK VERGİSİ VE NARİA

İsmail Taylan Kaya

Ne zaman bir İstanbul düşlesem, esmerliğimden yakalar beni şehir.

Bu Bizans eskisi şehirde doğmak, yaşamak, yaşlanmak ve fiyakalı bir ölmek kurarım. Pamuk’un İstanbul’unu arar gözlerim sokaklarda biteviye. İşte en korunmasız olduğum andır, yakalar, vurur yüzüme lanetini…

Hacopulo’da buluşuruz Haluk ile. Oturup küçük taburelere demli birer çay söyleriz. Sonra biraz gezinip Naira’yla buluşuruz Fransız Sokağında. Sokağın başını da sonunu da Cemil İpekçi zapt etmiştir, ondan belki bu neşe, bu cıvıltı, bu huzur… Renk renk çiçekli, işlemeli kumaşların süslediği camekanları gören bir masaya ilişip, sıcak şarap söyleriz… Haluk, Besame Mucho’yu mırıldanırken,  garson gelir neşeyle ve benim kadar esmerdir… Haluk gülümser, bana bakar. Garsona nereli olduğunu sorar. “Mardinliyim.“ der. “Süryaniyim.“ Tuhaf bir oyuna dönüşür memleket bilmece. Haluk’un Akçabatlı olduğu kumral saçlarında yazılıdır, bilir hemen. Naira’ya döner, “Siz yabancısınız galiba…” der. Naira’nın kaşları çatılır. “İstanbul’un yerlisiyim ben! Hakiki yerlisi!” der. Naira’nın ailesinin Varlık Vergisi yüzünden Amerika’ya yerleştiğini ben bilirim, Haluk da… Garson bilmez. Sıra bana gelir, “Ben nereliyim?” diye sorarım. Gülerek cevap verir. “Abi seninki en kolayı… Sende TSE damgası var.” Afallarım, şaşırırım neymiş ki o? Cevap verir sırıtarak, “Tunceli, Sivas, Erzincan. Yani TSE…”

TSE damgam, başlı başına bir yazı konusudur ya, başka zamana bırakalım. Naira’nın ailesi neden Amerika’ya yerleşmek zorunda kaldı, oraya dönelim isterseniz.

VARLIK VERGİSİ…

Varlık Vergisi, 11 Kasım 1942 tarih ve 4305 sayılı kanunla yasalaşan, amacı sermayenin transferi olan, olağan üstü bir vergidir. Kanununun resmi gerekçesi “olağanüstü savaş koşullarının yarattığı yüksek kârlılığı vergilemek” olarak açıklanmış ve herhangi bir dinin veya etnik grubun hedef alınmadığı beyan edilmiş olsa da, basına kapalı olarak yapılan CHP grup toplantısında başbakan Şükrü Saracoğlu’nun itiraf ettiği sebepler farklılık arz eder.

“Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz. Bu memleket tarafından gösterilen misafirperverlikten faydalanarak zengin oldukları halde, ona karşı bu nazik anda vazifelerini yapmaktan kaçınacak kimseler hakkında bu kanun, bütün şiddetiyle uygulanacaktır.”

Varlık Vergisi kanunu TBMM’de hiçbir itirazla karşılaşılmadan yasalaştı. Kanuna göre her il ve ilçe merkezinde ödenecek vergileri belirleyecek servet tespit komisyonları kurulacaktı. Kararları nihai sayılacak bu komisyonun belirlediği verginin 15 gün içinde ödenmesi gerekiyordu. Tahakkuk eden vergiyi 15 gün içinde ödemeyenlerin malları haczedilerek icra yoluyla satılacak, buna rağmen borcunu 1 ay içerisinde ödemeyenler bedeni kabiliyetlerine göre genel hizmetler ve belediye hizmetlerinde çalıştırılacaktı. Vergi dine ve dile göre farklı oranlarda tahakkuk ettirildi.

Ermeniler  % 232

Yahudiler  % 179

Rumlar  % 156

Müslümanlar  % 4,49

Daha önceden Müslüman tüccarlar (M), Gayrimüslimler (G), dönmeler (D) kodlarıyla fişlendiği için bu verginin uygulanması hiç de zor olmadı. İstanbul’da kurulan üç komisyon tahakkuk eden vergi listelerini 18 Aralık 1942’de açıkladı. Tahakkuk eden vergilerin % 87’si gayrımüslim, % 7’si müslüman mükelleflere yüklenmişti. Geri kalan % 6 değişik kalemlerde olup, bunların da çoğu gayrımüslim vatandaşlardı. 4 Ocak 1943’e kadar vergisini ödemeyen mükelleflere birinci hafta için % 1, sonraki haftalar için % 2 gecikme zammı uygulanacağı ilan edildi. Aralık 1942 ve Ocak 1943’te İstanbul’da Ermeniler, Yahudiler ve Rumlara ait binlerce taşınmaz mülk el değiştirdi. Satılan mülklerin % 67 kadarı Müslüman Türkler ve dönme olarak adlandırılan Sabetaycı Yahudiler, % 30 kadarı resmi kurum ve kuruluşlar tarafından alındı. Vergiler öylesine ağırdı ki, çoğu zaman haciz edilen mallar mülkler de yetmedi. Bütün zenginliği elinden alınan bu insanlar Aşkale’ye borçlarını ödemek üzere çalışma kamplarına yollandı.

27 Ocak 1943 tarihinde, Haydarpaşa’dan kalkan trende 32 kişilik birinci kafile Aşkale’ye doğru yol alıyordu. Aşkale kazası ve Pırnakapan köyü İstanbul’un elitiyle dolup taşmıştı. Ahırlarda bile yer bulunmuyordu

Ağustos ayının ilk haftasına kadar Aşkale ve Erzurum’da kalan borçlular, 6 Ağustos 1943 günü Erzurum’dan yük vagonlarına bindirilerek dört günlük bir yolculuktan sonra Eskişehir’in Sivrihisar kazası, Biçer istasyonuna ulaştılar. Sivrihisar, Gökbel mezrasında, ovanın ortasında, delik çadırlarda yatıp Aralık ayına kadar yol inşaatında çalıştırıldılar.

9-13 Eylül 1943 tarihlerinde New York Times gazetesinde Türkiye’deki Varlık Vergisi uygulamasını eleştiren bir dizi yazı çıktı. Bu yazılardan hemen sonra 17 Eylül 1943’de toplanan TBMM, henüz tahsil edilmemiş olan Varlık Vergisi borçlarının silinmesine karar verdi. Yurt dışından gelen baskılar üzerine yasa 15 Mart 1944’te yürürlükten kaldırıldı.

Naria’nın dedesi Aşkale’de trenden inen beşinci kafiledeydi. Kışın soğuğuna kalmadığı için şanslıydı. Yasa yürürlükten kalkar kalkmaz ailesini ve geleceğini kadim memleketinden Amerika’ya taşıyacak gemiye bindi. Bir daha İstanbul’u görmek istemedi. Oğlu ise arada gelip gitti memlekete. Torunu yani Naria aksanlı Türkçesiyle bütün bunları anlatırken Haluk garsona seslendi, şarabımız bitmişti. Tam o sırada arkamızdaki masada oturan orta yaşlı bir adamın sesini duyduk. Naria’ya seslendi:

“Pardon kulak misafiri oldum istemeden. Fakat bir soru sormak istiyorum size. Ermenisiniz galiba. Bu Ermenilerin Yahudi olanları da varmış doğru mu?”

Naria bir kahkaha patlattı.

“Tabi tabi doğrudur efendim. Hatta insan olanları bile vardır.“

Yoruma Kapalı.