YIKILMADAN YAPILMIYOR NEYLEYİM

ilyaskaragozKaradeniz’in kıymetli evladı, 22 Haziran 2013’te kaybettiğimiz büyüğümüz Trabzon Maçkalı İlyas Karagöz’e saygıyla…

İlyas Karagöz
14 Kasım 2011

1940 lı yıllarda Maçka Merkez İlkokulunda iken böyle bir dizeyi bir yerde okumuştum. Nerede olduğu hafızamdan silinmiş ise de bu kadarı hafızamda çakılıp kalmıştı.
Biz Türklerin yıkıcılığı Mevlana Celaleddin Rumi’nin dizelerinde de geçer. Dünyaca tanınmış insan şöyle der:
Dünyayı imar için Allah Rumları, yıkmak için de Türkleri yaratmıştır.
Biz Türkler yıkıcılığımızın farkına vardık ki, kendimizi haklı göstermek için “Yıkılmadan yapılmıyor” dizelerini uydurduk.

Livera köyünde uygarlık kalıntıları aranamaz, çünkü bir köydür, ama yine de çevre köylerin yanında eski kültür kalıntılarıyla dikkatleri çeker. Kaleleri, kiliseleri, yolları, çeşmeleri, yerel evleri ile dikkatleri çeken bir yerleşim yeri idi.
Kültürler bir kişi ya da bir milletin malı değil insanlığın malıdır. Kimlerin egemenliğinde iseler o millet bunlarla iftihar eder. Ama ne yazık ki 1924 sonrası Liveranın kültür kalıntılarının ilk yıkıma uğradıkları devrenin başlangıcı olmuş ve halen devam ediyor. Bunlar benim ecdadımdan kalmış değillerdir, ama öyle zannediyorum ki bir tarla, bir yol duvarı olsun asla oradan bir taş alınmasını istemiyorum. Bu bir faydalanma değil, eski eserleri koruma merakıdır.

Derme, toplama Livera köyü halkı dağılmış, dış memleketlere yerleşmişler, köyde kalanlar da topraklarından kopmak istemeyen yaşlı kimselerdir. Liveradan dağılan bu insanlar babalarının ömürlerini, kendilerinin de çocukluk, gençlik anılarını geçirdikleri hanelerin bacaları dumanlamaz, nerde ise harabeye dönmek üzere olan evlerini yıkıp yerlerine beton yığınları yapmaya başlandığını içim sızlayarak seyrediyorum.
Bu kişiler dedelerinin, babalarının oturduğu, her tarafında onları hatırlatacak anıların izleri görülen böyle emektar yapıları yıkarken bu geçmiş hatıraları neden düşünmediklerine, bu kadar hissiz olduklarına şaşıyorum.

29.09.2011 günü “Livera Kalesini Bir Kez Daha Ziyaret” başlıklı yazımda şöyle diyorum:
Yüzlerce defa ziyaret ettiğim Livera kalesini bu yaz ilk kez 29 Eylül 2011 Perşembe günü ziyaret etmek için evden çıktım. Kaleye giden patika yol çevresindeki çalılarla kaplanmıştı. Çok iyi bildiğim bu yolda şaşırdım. Çalılıklar içinde bir zaman dolaştıktan sonra yolun izlerini bulabildim ve kalenin yanına çıktım. Buradan Liveraya baktım. Ağaçlar, fındıklıklar içerisindeki yapılarıyla şehirleşmiş Liveranın doyum olmaz doğal güzelliğine baktım, baktım, baktım… Livera, Livera adını tekrarladım. “Ne idin, ne oldun” sorularıma, “o zamanlar öyle, bu zamanlar böyle” hayali cevaplarını aldım. Adını yaşattığım için bana teşekkürler eyledi, hoşnut olduğunu söyledi.

Gözlerim Sumaha eteklerindeki Ziyanın kayasına ilişti. Kayanın alnından aşağı gelin zülüfleri gibi Sumaha’nın dumanları sarkmıştı. İkindi vaktinin sararmış güneşleri kayaya başak bir parlaklık, güzellik vermişti. Fetih bayrağı kayanın ortasındaki Mitra tapınağının üstünde görülüyordu. Bayrağa baktığımda Türk Müslümanları mı, ateşperest Persleri mi anımsattığına karar veremedim. Ama bir zamanlar burada yaşayan Persler tapınaklar yapmışlardı. Şimdi de fetih simgesi olarak tapınağın üstünde Türk bayrağı yerini almıştı.
Düşündüm, düşündüm Orhan Hançerlioğlu’nun Felsefe Ansiklopedisi Sözlüğü adlı eserinde Vatan/Yurt maddesinde yazdığı şu yazılarda “Aslında dünyanın belli toprak parçalarını çeşitli ulusların yurt edindikleri saptanmıştır, ama bu topraklar devamlı olarak hiçbir ulusun malı olmamıştır” sözlerini hatırlayıp, bu kayaya tapınak yapanlara kalmayan bu memleket, bayrak asana mı kalacak düşünceleriyle, bayrağı buraya asan gibi gururlanamadım. Bu olayı biraz çocuksu gördüm.

Gözlerim siyah çam ormanlarından aşağı kayarak Sultan Murat Suyu denilen yere indi. Sultan Murat deyince bu padişahın buralara hiç ayak basmadığı gerçeğini hatırladım. Livera Rumlarına göre burası Liveralı Maria’nın Çeşmesi ya da suyu idi ki, Liveralı Rumların özel olarak ziyaret ettikleri yerlerden birisi de burasıydı.
Bakışlarım Paralis mahallesinden aşağıya, Liveranın merkez camisi olan Aya Yorgi binasına takıldı. Rakan/Kıran mahallesinde Rumların toplu mezarlık kilisesi olan Metamorfo harabelerine, oradan da Dimanton mahallesine ve daha yukarılarda olan köyün ağası Ahmet Efendinin görkemli konağında durakladım. Duygulandım. Ermişlere gelen ilham gibi şu dizeler aklıma geldi:

Livera başlarında
Ormanlar kara kara
Bakar bakar doyamam
Ne güzelsin Livera

Kale sahasının batı tarafındaki uçurum kayanın üstüne geldim. Her zaman oturduğum yerde oturdum. Porfilden başlayan Maçka’yı ve ortasında kanala alınmış Sümela deresini, yukarılarda Hortokop sırtlarında konaklamış Aşağı ve Yukarı Hortokop köylerini seyrettim. Başımı kuzeye çevirdim. Yukarı Kizera köyü sırtında yapılan cami ve görkemli minaresine ve çevresindeki modern binalara baktım. Bir zamanlar, Kizera Kapıköyün bir mahallesi iken, Livera 50 köyden oluşan Rodopolis Metropolitliğinin merkezi, Livera şehri diye anılan bir yer idi. Kizeralılar Müslümanlığı kabul eylediklerinden sürülmediler. Ecdat topraklarında kaldılar. Sanatçıları, akademisyenleri İstanbul’a yerleşmiş, yaşlıları ölüp gitmişler ama köylerini ecdat yadigarı olarak yetkili kişilere teslim eylediler. Bu kişiler köylerini korudular, sosyal bakımdan geliştirdiler. Dedelerinin yaşadığı eski mahallelerin hiçbir tarafını yıkmadan, bozmadan evleri, merekleri yollarıyla korudular. Yazları gelip köylerinde kaldıkları sürece oturacak modern evlerini tarlalarında ya da köyün meralarında yaptılar. Bu da onların Liveralılar gibi derme toplama insanlarına karşı tek kökenden geldiklerinin bir sonucudur. Ecdatlarından kalan kültür varlıklarını korudular. Aşağı Kizeraya baktım, orada, Yukarı Kizerada olduğu gibi gelişmeler gözlenmiyor. Ama eski mahalleleri solgun bir şekilde yaşamaktadırlar.
Başları dumanlarla kaplı Mağura köyüne ve Hacaveraya baktım. Bunlarda köklerinden koparılmamış yerli halk idiler. Maçkanın yerli halkı olarak diğer köylerinde Liveradan çok farklı düzen, dayanışma sürüp gidiyor.

Bilinmeyen asırlardan bu yana buralarda yaşamış ata ve dedelerinin ölüleri bu topraklara karışmış, bilinen ve bilinmeyen insanları hatırladım.

Kaynak: http://www.mackayazliklivera.com/?sayfa=ilyaskaragoz57

Benzer Yazılar