YIKIMLARIN ARASINDA AYAĞA KALKAN ROJAVA

Ortadoğu’da savaşların gölgesinde özerkliğini ilan ederek yeni bir yaşam modeli yaratmaya çalışan Rojava’da bir gün geçirdik.

Nilay Vardar / ROJAVA

Yolculuk Mardin’de gecenin üçünde başlıyor. İki otobüs dolusu kadın. Üç saat sonra Habur’a ulaşıyoruz. Pasaportlar çıkıyor. Önce Irak Kürdistan Bölgesi’ne geçiyoruz. Dil aynı dil, renk aynı renk. Yolculuk Türkiye’nin yeni komşusu Rojava’ya.

Türkiye ile Rojava yürüme mesafesinde. Ama dikenli teller geçişe izin vermiyor. Bir ailenin yarısı telin öte yanında yarısı bu yanında. Bir evin ortasına duvar örülmüş gibi. Telin öte yanındaki akrabasını göremiyor. Sınırı geçmek ancak kaçak yollarla mümkün. Biz yasal olanını tercih ediyoruz. En yakın komşuya en uzak yoldan gitmek zorunda kalıyoruz.

Artık Irak Kürdistanı’ndayız. Bayraklar sarı, kırmızı, yeşil. Zaho’ya varıyoruz. Binlerce KCK tutuklusu, Irak Kürdistanı’nda sürgünde yaşıyor. KCK’li tutuklular serbest bırakıldı ama sürgünda olanlar için hiçbir formül bulunamıyor.Onlardan birisi Barış ve Demokarasi Partisi (BDP) Urfa Viranşehir İlçesi eski Başkanı Ferzende Ata. Bizi Rojava’ya kadar götüren aracın şöförü. Bir diğeriyse DBP temsilcisi Şilan Eminoğlu. Rojava yoluna çıkmadan Batmanlıların kahvaltı salonuna gidiyoruz. Sanki hiç sınır geçmemiş gibiyiz.

Rojava’ya geçmek için bölgenin iktidar partisi Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) yetkilileriyle mücadele etmen gerekiyor. Diğer bütün ülkeler gibi KDP de Rojava’ya tanımadığı için girişlerden hiç hoşlanmıyor.

Sadece Halkları Demokartik Partisi (HDP) Milletvekili Sebahat Tuncel, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Melda Onur ve gazetecilerin geçişine izin verildi. Milletvekillerinin izin alması gazetecilerden daha zor oluyor.

Zaho’dan Rojava sınırına sayısız kontrol noktasından geçiyoruz. Keyfi bekletilmeler, peşmergelerin sorgulayan gözleri. Kontrolün son aşaması harita metot defterlerine yazılan baba ve dedemizin ismiyle son buluyor.

Semelka kapısından geçtikten sonra karşımızda coğrafyanın doğal sınırlarından Dicle Nehri. Kayığa atlayıp 20 kulaçta Rojava’ya ulaşıyoruz. Sınırın öte yanında atmosfer değişiyor. Sevinçli ve meraklı gözlerle bize bakan kadınlar var. Aralarında iki kadın bakan da var, protokolden eser yok. Silahların, çatışmaların ve diktaların gölgesinde, Türkiye’nin yanı başına siyaset derslerinden adını duyduğumuz ”İsviçre kantonları” kurulmuş.

Rojava Özerk Bölgesi yetkilileri şimdilik pasaportumuza mühür basamadığı için “Cizire Kantonu” yazılı bir vize veriyorlar elimize. Sınırı geçtikten sonra kontrol peşmergeden Suriye PKK’si olarak bilinen YGP’ye ve kadın silahlı birlikleri YJG’ye geçiyor. Barzani fotoğraflarının yerini Abdullah Öcalan fotoğrafları alıyor. Bayraklar da değişiyor ama renkler hep sarı, kırmızı, yeşil. 12.saatlik yolculuğumuzda üç farklı silahlı kuvvetler, üç ayrı bayrak ama hep aynı dili konuşan insanlar,

Kontrol noktalarında çatışmalarda hayatını kaybeden gerilla fotoğrafları karşılıyor bizi. Şehirde silahlı güçlerin durumu da farklı. Kendilerine savunma güçleri diyen, gerillalar var. Bunların dışında da ‘asayiş’ ekipleri var. Ziyaretlerimiz boyunca bizim güvenliğimizi bu asayiş ekipleri sağlıyor.

Yol boyunca kerpiç evden köyler, kamyonlarda taşınan hayvanlar, petrol kuyularından başka bir şey görmüyoruz. Sarı sıcak bir hava esiyor.

Rojava, Suriye’nin kuzey batısında yer alan bir bölge. İki yıldır, Esad ve muhalif güçler arasında devam eden çatışmalardan sıyrılmayı başararak kendi özerkliğini ilan etti. Kantonlar şeklinde kendini yapılandırıyor. Cizire, Kobane ve Afrin kantonları arasındaki bölgelerde şimdi IŞİD var. Kantonlar arası geçişler yapılamıyor. Bu nedenle IŞİD’e  karşı verdikleri savaş oldukça önemli.

Derik, Cizre Kantonu’nun bir kenti. Kente girdiğimiz andan itibaren her yerde devam eden inşaatlar karşılıyor bizi. Esad’ın yıllar boyunca Kürtlere yönelik zulüm politikalarından biri de yerleşmelerini engellemek için inşaat yasağı koymak olmuş. Harıl harıl yükselen bu inşaatların nedeni buymuş. Kürtler kendi topraklarına artık temelli yerleşmenin harcını atıyormuş.

Rojava’da her kantonun kendi eş başkanları ve ayrı ayrı yönetimlerinin olduğu doğrudan demokratik bir sistemi var.  Üç kanton da toplumsal sözleşme olarak kabul ettikleri anayasal kurallara göre hareket ediyorlar. 22 bakanlıkları var.

Tüm kurumlarda yüzde 40 kadın kotası, parlamentoda da çok kültürlülüğün temsili için yine yüzde 10 kota var. Mesela Cizire Kampı’nın eş başkanlarından birisi Arap erkek, biri Kürt kadın, başkan yardımcısı ise Süryani bir kadın. Yeni parlamento seçiminin bu ay yapılması gerekiyordu ancak IŞİD’e karşı savaş seçimlerin ertelenmesine neden olmuş.

Savaş sonrasında nüfus sayımı yapılamadığı için net bir sayı verilemese de Rojava’da 5 milyon kişinin yaşadığı tahmin ediliyor. Bunun 3-3,5 milyonu Kürt, geri kalanı ise Süryani, Arap, Ezidi, Ermneni, Çeçen, Türkmenlerden oluşuyor.

Eskiden Arapça olan eğitim artık Kürtçe, Süryanice ve Arapça olarak veriliyor. Zaten bu üç dil de resmi dil olarak kabul edilmiş.

Bizi parlamentoda Kürt Eş Başkan Hediye Yousesef ve Süryani Başkan yardımcısı Elizabeth Gori karşılayarak yönetim sistemi hakkında bilgilendiriyor. Özerk sistemi anlamakta güçlük çeken bizlerin sonsuz sayıda sorularına maruz kalıyorlar.

Rojava’nın en eski halkları Süryaniler ve Kürtler. Ancak “Araplaştırma” politikası ile yıllarca hükümet bölgeye Arapları yerleştirmiş. Arapça “laci” yani yabancı olarak görülen 300 bin Kürde vatandaşlık hakkı dahi verilmezken, bölgenin ekonomik olarak gelişmesine de izin verilmemiş. Tek bir fabrika yok.

Rojava, petrol zengini bir bölge, tam 3 bin kuyusu var. Ancak Esad rejiminde bölgeden alınan petrol doğrudan Şam’a götürülüp orada işlenerek satılıyormuş. Yani hammaddeyi veren Rojava’da yaşayanların cebine petrolden bir kuruş bile girmemiş. Şu anda bu petrolü işleyecek sistemleri olmadığı gibi statüleri de olmadığı için satacak kimseleri de yok. O yüzden sadece bölgenin ihtiyacı kadarı çıkarılıyor. İleride satışlar serbest olduğunda gelirin tüm halka eşit dağıtılması planlanıyor.

Bunun dışında bölge tarım ve hayvancılıkla ekonomisini döndürüyor. Suriye’nin buğdayının yarısı Rojava’dan geliyor. Ancak ambargo nedeniyle dışarıdan makine alınamadığı için ekonomiyi döndürecek atölyeler kurmakta zorlanıyorlar.

Rojava’da kadın hakimiyeti kurumlardaki yüzde 40 kotadan ibaret değil. Parlamentoda çok eşliliği yasaklayan yasa tasarısı kabul edilmek üzere. Kadın örgütleri, yıllardır Türkiye’de olduğu gibi, geleneksel yapıya karşı mücadele ediyor.

Yekitiya Star’ı, kadın akademisini ziyaret ediyoruz. Akademi yöneticilerinin aralarında olduğu her yaştan çok sayıda kadın bizi karşılıyor. Akademi, henüz işin başında olduklarını biliyorlar, savaş halinde olmak da en büyük engellerden biri. Kadınlara uzmanlık eğitimleri veriyorlar, ekonomi ve politika belirleyecek kadınlar yetiştirmeye çalışıyorlar. Kadınların istihdama katılması için atölyeler kurulmuş. Nasıl kadın şehirleri yaratılır sorusuna cevap arıyorlar.

Bütün bu savaşın gölgesinde Rojavalılar kendilerine yeni bir hayat yaratmaya çalışıyor.

Newroz kampında Ezidiler 

“Biz Ezidiler hep bir aileydik. Şimdi dört bir yana dağıldı. İlla benim ailemden birinin ölmesine gerek yok” diyor Ezidi bir kadın.

Newroz kampındayız. Kamp 7 bin Ezidiyi ağırlıyor. En büyük kamplardan biri. Rojava, tam kaderini değiştirmeye çalışırken, yine büyük bir ateş çemberinin ortasında kalmış durumda. Kampta kalanların çoğu kadın ve çocuk. Erkekler yok çünkü bir çoğu katledilmiş. Hayatta kalanlar ise değişmeyen bu dramı değiştirmek için Şengal’de cephede savaşıyor. Hayatlarında hiç şiddete bulaşmamış Ezidiler, şimdi hayatta kalmak için mücadele ediyor. Bölgedeki vahşetin hedefi durumundalar.

Kamp toprak bir alana kurulu. Dayanılmaz bir sıcak var. Havanın da yaşananların da ağırlığı hissediliyor. Yardımlar neredeyse hiç yok. BM sadece bir miktar çadır göndermiş. Başka da yardım eli uzatan yok. Rojava resmen tanınmadığı için gönderilen pek çok insani yardım malzemesi de sınır kapılarında takılıyor. Büyük bir ekonomik yük altında olan Rojava, büyük bir mücadele veriyor.

Kamptaki Ezidiler hayatlarını kurtaran gerillalara ve Öcalan’a şükranlarını sunarak başlıyorlar konuşmalarına. Türkiye’ye gelen Ezidilerin aksine Rojava’dakiler, Şengal’e dönmek istiyorlar. Ancak dönmeleri yakın zamanda mümkün görünmüyor. Kampı şu anda kış telaşı almış durumda. Kış için hazırlıklar devam ediyor ama asıl sınavdan geçen uluslararası kamuoyu. Rojava üzerinde ambargo kaldırılmadan bu yükün altından kalkmaları zor görünüyor.

KAYNAK: http://www.bianet.org/bianet/toplum/158604-yikimlarin-arasinda-ayaga-kalkan-rojava

Benzer Yazılar