YORGO ANDREADİS’İN SINIR DIŞI KARARINDA BÜYÜK SIR: XXX

Devrimci Karadeniz 16/05/2017 YORGO ANDREADİS’İN SINIR DIŞI KARARINDA BÜYÜK SIR: XXX için yorumlar kapalı
YORGO ANDREADİS’İN SINIR DIŞI KARARINDA BÜYÜK SIR: XXX

Türkiye Yorgo Andreadis’i Tamama Pontos”un Yitik Kızı, Tolika, Temel Garip / Todoron, Gizli Din Taşıyanlar, Pontos”taki Evim, Neden Kardeşim Hüsnü, İstenmeyen Adam gibi Pontos”un yaşanmış hikayelerini yazdığı kitaplarından tanıdı. Ailesi Gümüşhane Kromlu; mübadeleyle birlikte Selanik’e göç edenlerden. Anderadis, 1936’da Selanik’te dünyaya geldi. Almanya’da öğrenim gördü. Karadeniz’le tanışması, öğrencilik yıllarına rastladı. Ailesinden habersiz Türkiye’ye gelip gitmeye başladı. Karadeniz’i, ailesinin yaşadığı toprakları gördükten sonra, Selanik-Türkiye arasında gidip gelmeye başladı. Her geliş gidiş, geçmişe yolculuk yapmak gibiydi. Mübadele kuşağını dinlemeye, dinlediklerini yazmaya başladı. ‘Pontusun Yitik Kızı Tamama’ kitabı yayımlandı. Kitap, 1992’de Abdi İpekçi Ödülü’ne layık görüldü. Sonraki yıllarda bu geliş gidişleri başına dert oldu. 28 Şubat günlerinde medya, Andreadis’i hedef tahtasına oturttu. “Pontus devletini yeniden kurmak” iddiasıyla, gazetelere manşet oldu. Kitaplarının büyük ilgi görmesi, devleti tedirgin etti. Onun memleketim dediği Türkiye’ye, Karadeniz’e girişi “XXX” gerekçesiyle, Dışişleri Bakanlığı tarafından yasaklandı. Ailesinin yaşadığı topraklara, Karadeniz’e bir daha ayak basamadı.  Andreadis, Selanik’te 30 Aralık 2015’te Karadeniz’e hasret hayata veda etti. Vasiyeti Trabzon’a gömülmekti, ama bu da yerine getirilemedi.

Güngör Şenkal, Yorgo Andreadis ile 2001 yıl yılında, yazdığı kitaplar, Karadeniz ve vasiyeti üzerine bir röportaj yaptı. Aşağıda bu röportajı yayınlıyoruz.

Güngör Şenkal

* Sayın Andreadis, Türkçe’de 5 kitabınız yayımlandı. Bunlardan biri dışında (Tolika; henüz fırsat bulamadım) diğerlerini okudum. Türkçe’deki kitaplarınız, yaşanmış öykülerden oluşuyor. Bunu siz de bazı yerlerde belirtmişsiniz. Bunları yazma düşüncesi nereden doğdu?

– ″Tamama″ öyküsünü kime anlattıysam, neden yazmadığımı sordu. Bunun üzerine yazmaya karar verdim. Kitap oldukça başarılı oldu; çok ilgi gördü. Bu da, yazmayı sürdürmemi sağladı.

* Üçü çeviri olmak üzere 27 eseriniz olduğunu öğrendik. İlk kitabınız ne zaman basıldı?

– İlk kitabım 1960 yılında basıldı. Pontus’un Hristiyan kültürünü yazdım.

* Yazılarınızdaki konuların işleniş biçimi, bir anlamda, resmi tarihin kovanına çomak sokmak; çalışmalarınızdan rahatsızlık duyanlar oldu mu?

– Olumlu-olumsuz bir çok eleştiri aldım. Yunanistan’dan yazılmış anonim iki mektup aldım. Türk halkıyla dostluktan yana olduğum için, hainden daha kötü suçlamalarda bulunmuş. Biri de radyo programı yaptığım sırada yayına bağlanarak takıldı bana.

* ″Mübadele″ ya da sosyolojik tanımıyla ″zorunlu göç″ü, göçe tabi tutulanlar ve onlardan sonraki nesillerde açtığı olumsuz etkileri, bir bütün olarak değerlendirip kitaplaştırmayı düşündünüz mü?

– Hayır. Genel bir değerlendirme yazmayı düşünmüyorum. Tek tek öyküler daha fazla renk veriyor. Total bir resimden öte, resmin bir bölümünü ayrıntılarıyla vermek daha anlamlı geliyor bana. Rakam vermek önemli değil. Örneğin, Temel Garip’i okuduğunuzda, onun yetiştiği çevreyi, ortamı görüyorsunuz, duyumsuyorsunuz. Rakamlar bunu verebilir mi?

* Yunanistan’dan da sürülenler oldu. Bunların öykülerini yazacak mısınız?

– Bana anlatılırsa, yazarım. Foça’da, Yanya’dan sürülenlerle ilgili bir öykü anlatmışlardı. Yunanlı bir ağanın, küçük bir Müslüman kızını kendine eş olarak alabilmek için, kızın ailesini öldürdüğü gibi. Yunanistan’a gelince araştırdım. Ancak, görüşme olanağı bulamadan, kadın öldü. Benzer öyküleri de yazacağım. Yazacağım ki, Yunanlılar da kendi tarihleriyle yüzleşsinler. Görüldüğü gibi, bu tür olaylar tek taraflı olmamış.

* Yetiştiğiniz çevrede Türkiye ve Türkler hakkında, -doğal olarak- iyi şeyler işitmemişsiniz. Bunlar sizde önyargılar oluşturmadı mı? Bunu nasıl aştınız?

– Pontus’a, sürgüne, iki dinliliğe ilişkin anlatıları ilk kez  büyükannemden dinledim. Bölgeye ve konuya ilişkin ilk birikimlerim böyle oluştu. Büyükannemden çok şey öğrendim; ona çok şey borçluyum. Aileden, Türkler hakkında iyi şeyler duymamıştım. Bütün bir halkın kötü olacağına da inanmıyordum. Freiburg’da öğrenciyken, 1956 yılıydı, Türkleri ilk kez orada tanıdım. Türk arkadaşlarla birlikte, bir Türk-Yunan futbol takımı kurmuştuk. Bu takım, lig birincisi oldu. Maçların birinde Türk bayraklı, birinde de Yunan bayraklı forma giyiyorduk. Sonra, yine öğrencilik yıllarımda, sosyolojik bir araştırma için Türkiye’ye gelip, orada bir hafta kalmayı düşünüyordum. Ankara, Trabzon ve Rize. Trabzon’a varınca işler değişti. Sevdim oradaki insanları ve ortamı; 40 günlük iznimin tümünü orada geçirdim.

* Sırada ne tür çalışma veya çalışmalar var?

– Karadeniz fıkralarından oluşan bir antolojim çıktı; Yunanca olarak.

* Türkçe’ye çevrilecek mi?

– Yok, düşünmüyorum.

* Peki, sıradaki Türkçe kitap ne olacak?

– Türkiye’den sınır dışı edilişimin öyküsü olur herhalde. Bir de, Eylül’de, Yunanca bir kitabım basılacak: Benimle Karadeniz’e Gelir misiniz? Ben gidemediğim için kitabımın adını böyle koydum.

* Türkiye’ye girişiniz neden ve nasıl engellendi?

– Karadeniz’de, KTÜ’de, benim adımdan hareketle bazı argümanlar oluşturduklarını gördüm. Özellikle gençler, bir idol arayışı içinde. Türk devleti bunu gördü ve canlı ilişkiyi kesme yoluna gitti. Pontus devleti kurma çalışması içinde olduğumu savladılar. Örneğin, Yeni Şafak’ta… Böyle bir devleti kurmak için gerekli olan halk nerede? Hiçbir yönden gerçekçi olmayan  bir düşünce. Ben zaten, emperyalist, yayılmacı düşüncelere karşıyım. Sorun da buradan çıkıyor. Ömrüm boyunca bayraklara karşı durdum. Bizim yaşantımızı bozan bayraklara…

5 Aralık 1998’de bir toplantı için İstanbul’a geldim. Ancak, bir süre hava limanında bekletildikten sonra, sınır dışı edildim. Bana verilen belgede, sınırdışı edilişimin nedeni yerine ″XXX″ yazılmış. Gerekçe belirtilmemiş. Ben şimdi, belirtilmeyen bir nedenden dolayı, Türkiye’ye sokulmuyorum.

* Oysa siz, gerek Türk-Yunan dostluğu, gerekse barış konularında başarılı çalışmalar yapmaktaydınız. Hatta, Abdi İpekçi…

– Evet. ″Tamama″ adlı kitabımdan dolayı, 1993 yılında, Abdi İpekçi Edebiyat Ödülü’nü bana verdiler. Kardak krizi zamanında da olumlu çalışmalarımız oldu. Kardak krizi savaşa yol açmamalı, diye imza topladık. Türkiye’den bin, Yunanistan’dan üç yüz kişi imzaladı. Hüsnü ile birlikte, 12 yıl boyunca Türk-Yunan dostluğu için savaşım verdik. Hüsnü, basit bir olaydan dolayı, hiç uğruna öldürüldü.

Vasiyet olarak: Ölünce Trabzon’a gömülmek istiyorum. 90 nesil akrabalarımız orada yatıyor. Mezar taşıma da, ″Burada Türk-Yunan dostluğu için savaşmış bir romantik yatıyor″ diye yazdırmak istiyorum.

Yoruma Kapalı.