15-16 TEMMUZ 2016: OSMANLI’DAN BUGÜNE DEVLET GERÇEĞİ

Cumhurbaskani Recep Tayyip Erdogan, Hava Kuvvetleri Komutani Org. Akin Ozturk (solda) ve Jandarma Genel Komutani Org. Abdullah Atay'i Cumhurbaskanligi'nda kabul etti. Erdogan komutanlara hatira olarak porselen tabak hediye etti. (Kaynak: Cumhurbaskanligi)

Tamer Çilingir

Darbecilerin göğüsleri, yaptıkları işkence ve katliamlardan dolayı aldıkları madalyalarla dolu. Aynı madalyaları onlara veren de AKP iktidarı. Aynı AKP iktidarı şimdi madalyalarını söküyor.
Darbe başarılı olsaydı bu kez de darbeciler AKP kadrolarına yönelik benzer davranış ve açıklamalarda bulanacaktı.
Darbenin 1 numaralı ismi olarak gözaltına alınan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk, devrimci ve Kürt yurtseverler tarafından Roboski’deki katliamın sorumlusu olarak açıklanırken, Recep Tayyip Erdoğan, ‘emri ben verdim’ diye ona sahiplenmişti.
Bizim açımızdan iktidarın renginin İslam ya da milli olması arasında nasıl bir fark var? Aynı silah ve yöntemlerle bizi baskı altına alıp işkence edip katletmediler mi, hala da katletmiyorlar mı?
Ellerinde ‘al yıldızlı bayrak’ ya da ‘Kuran’ ne fark ediyor?
Darbecilerin yöntemleri de, darbe sonrası AKP’yi desteklemek için ortaya çıkan görüntüler de 100 yıllık devlet geleneğine aykırı mı?
Dünün kahramanları bugün vatan haini. Asker ve polis birbirlerine kurşun sıkıyor. Dün sokağa çıkan insanların üzerine coplarla, tomalarla, silahlarla saldıranlar bugün ‘demokrasiye’ sahip çıkma adına kitleleri sokağa çağırıyor. Üstelik aynı anda Cizre’de ve birkaç yerde günler öncesinden o güne kadar hala sokağa çıkma yasakları vardı Kürtler için.

KARDEŞ, EVLAT KATİLİ OLMAK DA ONLARIN TARİHİDİR
Devletin bekasıdır onlar için önemli olan. Bu yüzden Osmanlı’nın sultanları, milyonların kanını dökerken, kendi kardeşlerini, evlatlarını öldürmeyi yasalaştıran fermanlar yazdırmıştır.
Osmanlı’nın hemen tüm zalim komutanları mazlumlara karşı kan döküp can alırken, bir dönem sonra yerlerine geçen başka komutanlar tarafından hain ilan edilip idam edilmiştir.
Mustafa Kemal muhaliflerinden Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey’i, Topal Osman’a öldürtmüş, daha sonra Topal Osman’ı da kendisi ortadan kaldırmıştır. Tarih, devletin bu noktada bir dönem kullandığı isimleri daha sonra kendisinin cezalandırdığı örneklerle doludur.
Bakın yakalanan darbeci subayların kimliklerine. Daha dün Sur ‘da,  Cizre’de devlet adına Kürt şehirlerini yakan yıkan, kan döken can alan subaylardır; emir aldıkları yer de AKP’nin karargahlarıdır.

BEŞ PARMAĞIN BEŞİ DE BİR
15-16 Temmuz’da olanlar, iki devlet kliği arasındaki çatışmanın silahlı boyutundan başka bir şey değil.
Onlar 1. Meclis’ten bu yana sık sık kimi zaman silahlı, kimi zaman başka yöntemlerle aralarında bu tür çatışmalar yaşadılar. Kimi zaman arkalarına aldıkları güçler değişti, kimi zaman adları ‘demokrat’, ‘vatansever’, ‘anti-emperyalist’, ‘İslam’ oldu.
İttihatçılar, Abdülhamitçilerle çatışırken, Kemalistler İttihatçılarla hiç bir ilgilerinin olmadığını söyleyip onları suçlarken, dün birlikte hareket ettikleri kadrolardan bahsederler.
Cumhuriyetin kurucuları, geçmişte birlikte Ermenileri, Süryanileri, Rumları katlettikleri dava arkadaşlarını idam etti.
DP liderleri, ki yıllarca CHP’nin önemli kadrolarıydılar, 1960’da yine eski dava arkadaşlarınca yargılandılar, suçlu bulundular, idam edildiler.
Devleti ve devletin tüm yöntemlerinin değişik zamanlarda değişik versiyonlarını temsil eden bu örgütlenmeler kimi zaman bir parti, kimi zaman ordu ve polis teşkilatları biçiminde güçlerini ve kimliklerini ifade ettiler.
Öyle ki bazen ‘vatanseverlik’ sıfatıyla kendilerini ifade edenlerin dilinden Allah, ezan, Kuran eksik olmaz iken, bazen de ‘İslam’ sıfatıyla kendilerini ifade edenler, bayrağa, vatana sarılırlar.
15-16 Temmuz, Osmanlı’dan bugüne devlet geleneğinin bir tekrarıdır. Yönetme krizlerinin olduğu her dönemde ortaya çıkan bu durum, sonuç itibarıyla emekçi, yoksul, mazlumlar açısından daha çok baskı görmek, daha çok sömürülmek için yeni zeminlerin ortaya çıkarılması, iktidarların yönetememe krizlerine nefes aldırılması anlamına gelir.
Silahlı silahsız tüm bu örgütlenmeler darbecidir. Seçimler, parlamento, anayasa, hukuk vb. tüm kurumlar kitlelerin katılımını temsil etmediği gibi, tam tersine kitlelerin her türlü hak, özgürlük talebinin bastırılmasında da kullanılır.

CUMHURİYET TARİHİ DARBELER TARİHİDİR
Darbeleri cuntalarla tanımlamak yeterli değil. Haziran 2015 seçimlerinin sonucunu beğenmeyip Kasım 2015’te yeni bir seçimle tabloyu lehine çeviren AKP’nin yaptığı darbe değil miydi?
İttihatçılardan, Kemalistlerden bugüne AKP de dahil, hepsinin ortak amacı, emekçi yığınlar, ezilen uluslar üzerinde baskı ve sömürü aracı olarak devletin korunması değil midir? Bu, aynı zamanda bu pastadan pay alma, rant ve gelir elde etme kavgasıdır da.
Ve kuşkusuz bu kavgada arkalarına kitleleri alarak kazanmayı hedeflerler. Bu nedenle de ağızlarından demokrasi, hukuk kavramları hiç eksik olmaz.
Kimin ne dediğine değil, ne yaptığına bakılmalıdır.
15-16 Temmuz’un darbecileri de, AKP kadroları da insana, güzele ait ne varsa düşmanlıklarıyla, zalimlikleriyle tarih sahnesinde çoktan yer aldılar. Kendi aralarındaki kavganın galibi oldukları andan itibaren asıl görevleri olan emekçi kitlelere, mazlum uluslara karşı suç işlemeye kaldıkları yerden devam edeceklerinden kimsenin şüphesi olmasın.

HA DARBECİLERİN SELASI HA ERDOĞAN’IN
Camilerden sela okunup AKP’nin taraftarlarının sokaklara dökülüp darbeyi engellediği de başka bir algı operasyonudur. Darbeciler, kitlelerin karşılarına dikilmesinden dolayı başarısız olmamıştır.
Sonuçta merkezden verilen talimatlarla hareket eden din görevlileri, asker gibi onlara verilen emirleri yerine getiriyorlar. AKP darbeyi kullanıp, kendi kitlesini bu noktada hareket ettirip iktidarını sağlamlaştırma, algı operasyonları yapacaktır elbette. Sokaklarda elleri palalı, silahlı militanlar, kendilerinden olmayanlara daha pervasız saldıracaktır. Dünkünden farkı kafalarında sarık olmasıdır sadece.
Darbeciler başarılı olsa bu kez onların selalarını dinleyecek, onların sokağa çağrılarını ve onların militanlarını görecektik sokaklarda.

DEMOKRASİYE SAHİP ÇIKMA YALANI
Bugüne kadar devlet içerisinde yaşanan çatışmalarda vatan hainliği ile suçlananlar, emekçi kitlelere, mazlumlara, aydınlara ve devrimcilere yönelik işlediği suçlardan dolayı değil, bir diğer grubun iktidarını tehdit ettikleri için yargılandılar. Bugün de durum böyledir. Darbecileri mahkum etmeye çalışanlar, onların geçmişteki insanlığa karşı işledikleri suçlardan değil, kendilerine karşı işledikleri suçlardan söz ediyorlar. Aynı şekilde darbeciler de, onlara karşı oluşlarını benzer açıklamalarla ifade etmediler mi?
Demokrasiye sahip çıkma adına yapılmaya çalışılan darbe de, demokrasiye sahip çıkmak için darbecilere karşı sokağa çıkma çağrıları da kocaman bir yalandır.
Cumhuriyet tarihi boyunca demokrasicilik bir oyundan, bir aldatmacadan ibarettir.
Yüz yıl boyunca ne işçiler, köylüler, emekçi diğer kesimler kendi seslerini ifade edebilecekleri bir ortam bulabilmişler, ne de soykırımlara, katliamlara uğrayan ulusların adalet talebi dile getirebilmiştir.
İki yanılgıya da düşmemek lazım. Birincisi darbe hukuk dışıdır doğru ama sadece bu cümleyi söyleyip darbecilerin karşısına çıkmak adına yüzyıldır parlamento ve devletin kurumlarıyla birlikte yürütülen ‘demokrasicilik yalanı’na destek verilmemeli.
İkincisi de sadece iktidardaki  AKP iktidarının değiştirmeyi hedefleyen devlete ve sisteme karşı olmayan bir bakış açısıyla darbecilerden yana olmamalı.
İşte bu yüzden 15-16 Temmuz 2016’da karşı karşıya kaldığımız bir kez daha ‘devlet gerçeği’ ve bunu nasıl kavradığımızdır.