20 TEMMUZ 1974 KIBRIS: İŞGALCİ TÜRK ORDUSU BİNLERCE SAVUNMASIZ RUM’U UYKULARINDA KATLETTİ

Tamer Çilingir

1571 yılından 1878’e kadar Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altında kalan Kıbrıs adasında 3500 yıldır yaşayan Rumlar bir çok baskı ve zulme maruz kaldılar. Üç yüz yıllık Osmanlı iktidarına karşı ada onlarca isyana tanık oldu. 1833 bahar ve yaz aylarında  üst üste patlayan, Nikolas Theseus, Polili İbrahim Ağa (Gavur İmam) ve Keşiş Yoannikos gibi isimlerle özdeşleşen isyanlar, baskıcı Osmanlı yönetiminin ağır vergi politikasına karşı ada halklarının (Otodoks, Müslüman) ortaklaşa gerçekleştirdikleri başkaldırılar olarak önemli bir tarihsel yere sahipti.
93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus savaşından sonra Osmanlı ağır bir yenilgi almıştı. Kıbrıs adası Berlin Konferansı’nda, kendisine yardım etmesi karşılığında rüşvet niteliğinde İngiltere’ye kiralandı.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere adayı ilhak etti. Bu dönemde adada yaşayan Hıristiyanların sayısı Müslümanlardan kat be kat fazlaydı ve Müslüman nüfus kendisine Türk demiyordu.
1933 yılında Rumların İngiliz sömürgeciliğine karşı ayaklanmaları sırasında İngilizlerin örgütlediği Müslüman gruplar ayaklanmanın karşısında İngilizlerin safında yer aldılar. Ve artık kendilerine Türk diyorlardı.

Kıbrıs’ın Kendi Kaderini Tayin Hakkı
1954 yılında Yunanistan ’’tarihsel ve ulusal’’ bağlarını öne sürerek, ada halkının kendi kaderini tayin hakkı için Birleşmiş Milletlere başvuruda bulundu. Yapılan görüşmelerde Türkiye adanın İngiltere’ye ait olduğunu belirterek İngiltere’nin yanında saf tuttu.
Bu tarihten itibaren İngiltere adadaki hakimiyetini yitirmemek için, hem Hristiyan hem de Müslüman kitleler içinde milliyetçi örgütler oluşturup bu örgütlenmelerin her türlü finansını da üstlenmeye soyundu.
EOKA (Kıbrıs Savaşçıları Ulusal Örgütü) Rum miliyetçiliği temelinde örgütlenirken, ’’Kıbrıs Rumlarındır, Yunanistan’a bağlanmalıdır’’ tezini savundu.
TMT ( Türk Mukavemet Teşkilatı) Türk milliyetçiliği temelinde örgütlenirken, adanın taksiminden, bölünmesinden yanaydı.
EOKA aslolarak Rum devrimcileri hedef alan suikast eylemleriyle, TMT de Türk devrimcileri hedef alan suikast eylemleriyle öne çıktılar. Birbirlerinin karşısında gibi duran bu iki milliyetçi örgüt, kendi milliyetinden barış, kardeşlik ve birlikte yaşamı savunanları yok ederek aynı safta yer alıyorlardı. Ortak düşmanları sosyalistler, komünistlerdi.

“KIBRIS KOMÜNİZMİN SIÇRAMA TAŞI HALİNE GETİRİLEMEZ”

22 Kasım 1958 günü yayınlanan Bozkurt gazetesindeki haberde; “Kıbrıs komünizmin sıçrama taşı haline getirilemez. Türkiye Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, hükümetimizin görüşünü açıkladı. Akdenize açılan yollardan faydalanmak isteriz. Komünist tehlikesi karşısında adayı bir üs olarak kullanmak hakkımızdır” deniyordu.[1]
Haberin devamında, BM görüşmeleri için New York’ta bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun, sabık Amerika Cumhurbaşkanının Basın Müşaviri ile görüştüğü ve konuyla ilgili olarak bir bülten yayımlandığı duyurulmaktaydı. Zorlu şöyle demekteydi:
“Bağımsızlık enosistir, tanınırsa Ortadoğu’daki durum daha da kötüye gidecek…Bağımsızlık cemaatlara değil, milletlere verilir. Bir Kıbrıs milleti diye birşey mevcut değildir. Burada birbirinden tamamen ayrı olarak yaşıyan iki cemaat vardır. Türkler Türkiye ile, Rumlar ise Yunanlılar ile birleşmek istiyorlar. İktisadi kaynakları olmıyan Ada için bağımsızlık tanımak bir felaket olacaktır.”

1 MAYIS 1958

1 Mayıs 1958 İşçi Bayramı yürüyüşüne, binlerce Rum işçisi ile birlikte yüzlerce Türk işçisi katılmış ve Lefkoşa’nın ana caddelerinde Yunan ve Türk milli bayrakları taşınarak, işçi sınıfının ortak şiarları haykırıldı. Bu yürüyüş ve gösteride, gerek Kıbrıs Türk, gerekse Kıbrıs Rum halkının ortak düşmanı olan İngiliz emperyalizmi kınanarak, ona karşı ortak mücadele verilmesi gerektiği vurgulandı. Yapılan konuşmalarda Türk ve Rum işçileri, Kıbrıs işçi sınıfının hak ve çıkarları için, emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı, omuz omuza mücadele etmekte azimli olduklarını açıkladılar. Konuşmacılar, İngiliz-Amerikan emperyalizminin adayı ve ada halkını bölme planlarına karşı çıkıp, işçi sınıfının Kıbrıs’ın iç ve dış düşmanlarına karşı güç ve iş birliği yapmasını savundular.

Bu ortak düşmana yönelik güçbirliği, İngiliz sömürge yöneticileri ile onların yerli işbirlikçilerini fazlasıyla tedirgin etti. Kıbrıs Türk lideri Dr.Fazıl Küçük, aynı gün bir konuşma yaparak, “komünistler”e şiddetle çattı ve Rum aleyhtarı düşmanlık duygularını tahrik etti. Bu konuşmanın yapıldığı günün gecesi, yeraltı örgütüne üye bir grup, solcu Kıbrıslı Türklerin devam ettiği Lefkoşa Türk Eğitim-Spor Kulübü (T.E.K.)’nü basarak yağma etti, üyelerine de “Rumlara satılmış” damgasını vurdu. Sömürge yönetimi polisinin gözü önünde işlenen bu çapulculuğun tek bir suçlusu bile yakalanmadı, kimse de sorumlu tutulmadı.[2]

YA TAKSİM YA ÖLÜM

TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı), o sıralarda yeniden belirlenecek olan İngiltere’nin Kıbrıs politikasını etkilemek amacıyla, 18 Mayıs 1958 günü yayımladığı bir bildiride, toptan eylem zamanının geldiğini duyurmaktaydı. Pile’de ele geçen bir TMT bildirisinde, “İngiltere, Kıbrıs’a muhtariyet verdiğini ilan ettiği gün, bu ada kan ve ateş içinde boğulacaktır” denmekte; Kıbrıs Türklerinin hazırlıklarını tamamlamaları ve gelecek 15 gün içinde eyleme geçecek şekilde hazırlıklı olmaları talimatı verilmekteydi.

20 Mayıs 1958’de Lefkoşa’da dağıtılan TMT bildirisinde ise, halktan, silah azlığı yüzünden morallerini bozmamaları isteniyor, Anadolu’daki savaşın değnek ve nacaklarla mücadele edilerek kazanıldığı söyleniyordu. İngiliz yazar Nancy Crawshaw’a göre, “yerel liderler, halka, evlerinde bıçak, nacak, balyoz, sivri uçlu aletler, büyük taşlar, kaynar sular ve petrol biriktirmelerini tavsiye ederken, Türk evlerine helmetli Türk asker resmi altında, bölünmüş Kıbrıs adasını gösteren resimler asılmaktaydı. Türkiye’nin yardımlarına geleceğine inanan Kıbrıslı Türkler, Rumların dörde bir sayıca üstünlüğünden hiç de yılmıyorlardı. EOKA’nın fanatikliği, şimdi YA TAKSİM, YA ÖLÜM diyen TMT’ye geçmişti.”[3]

Yaşananlar Birleşmiş Milletleri ve İngiltere’yi Kıbrıs konusunda insani bir çözüm için zorlasa da, ada üzerinde hak iddia eden diğer garantör ülkelerden Yunanistan ve Türkiye devletleri de kendi politik koşullarına uygun olarak olaya müdahil olmaya çalışıyorlardı.
Adadaki ortamı 30 Mayıs 1958 tarihli Bozkurt gazetesi şöyle tarif ediyordu:
“Türkler bir taraftan, Rumlar ise başka yönden ellerine geçirdikleri tabancalarla milliyetçi olduklarını isbat etmeğe çalışmaktadırlar. Bu iki fanatik halk topluluklarının bir ve aynı idealleri mevcuttur. O da ellerinden geldiği kadar solcu öldürmektir. Bir taraf Mukadderatı Tayin Hakkını böyle yapmakla garanti edeceğini, diğer taraf da yani Türkler, solcu, daha doğrusu kendi görüşlerine göre komünistleri öldürmekle Taksimde muvaffak olacaklardır. Diğer taraftan İngiltere’nin yapacağı yeni açıklama ile vaziyetin ne olacağı henüz belli değildir.”[4]

KIBRIS CUMHURİYETİ
1960 yılında Zürih ve Londra antlaşmalarıyla Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Kabul edilen Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda Cumhurbaşkanı’nın çoğunluk olan Rumlar (%82) tarafından yardımcısının ise azınlık olan Türk’lerden (%18) seçilmesi kararlaştırıldı.Buna göre Cumhurbaşkanı Makarios, yardımcısı Fazıl Küçük olacaktı. Bakanlar Kurulunda 7 Rum, 3 Türk,yasama görevini 5 yılda bir seçilen 35 Rum 15 Türk’ten oluşan Temsilciler Meclisi yerine getirecekti. Yasalar ulusların konumuna göre belirlendikten sonra adada yaşayanlar tarafından alınan en önemli ortak karar ise Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir başka devletle birleşmesi ya da bölünmesinin yasaklanması idi. Yine Kıbrıs Anayasası’na göre iki resmi dil olacaktı. Türk’lerin adadaki nufusu %18 olmasına rağmen, % 30 temsil oy hakkı ile ”eşit” taraf sayıldılar.

Türkiye Taksimden yana
Türkiye devleti Kıbrıs’ta oluşturulan cumhuriyetten rahatsızlığını  her platformda dile getirirken, 1964 yılının Haziran ayında Kıbrıs’a yönelik iki gün sürecek bir bombardıman gerçekleştirdi. Daha önce Kıbrıs’ın taksiminden yana olan Türkiye’yi kınayan açıklamalar yapan ABD ve diğer emperyalist güçler bu saldırı karşısında sessiz kaldılar.
1967 yılında Yunanistan’da cuntayla yönetime geçen Albaylar Cuntası, Kıbrıs’a ilişkin politikalarını sertleştirdi ve  15 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs’ta Makarios yönetimine  karşı faşist bir darbe gerçekleştirdi.
Darbeyi fırsat bilen Türkiye devleti de 20 Temmuz 1974’te adayı işgal etti.

20 TEMMUZ 1974 KIBRIS İŞGALİ
K. Antonakis Michael (30), Nicolaou P. Chrisostomos (26), H. Philippos Stephanos (19), P. Ioannis Charalambos (24), Skordis C. Georghios (25) isimleri 1974 yılının Ağustos ayında gazete ve televizyonlardan tanıdığımız isimlerdi. Kıbrıs’ı işgal eden Türkiye Ordusu bu 5 Rum askerini esir almış, kameralar karşısında onlara ne kadar iyi davrandıklarını propaganda ediyordu. Esir askerlere sigara ikram eden Türk askerlerinden övgüyle bahsediyordu Türkiye burjuva medyası.

Sonra bu beş asker ve 1500 Rum’un kaybolduğu duyulduğunda, bunun Rum kara propagandası olduğu iddia edildi.

2006 yılının sonlarında adanın kuzeyinde terk edilmiş bir köydeki su kuyusunda yapılan araştırmalarda 14 kişiye ait olduğu belirtilen kemik parçaları bulundu. Kemikler, Kayıplar Komisyonu tarafından çatışmalar sırasında yakınlarını kaybeden kişilerden alınan DNA örnekleri ile analiz edildiğinde bunlardan 5’inin 30 yıldır kayıp olan Rum askerlere ait olduğu, hem de bu askerlerin 14 Ağustos 1974’te Türk ordusu tarafından teslim alınan askerler olduğu belirlendi.

Kıbrıs’ı işgal eden Türkiye devleti adına Başbakan Ecevit, işgalin adına ‘‘Barış Harekatı‘‘ dedi. Her konuşmasında adaya ‘‘barış, kardeşlik, özgürlük‘‘ getirmek için çıktıklarını söyledi. 40 bin asker, zırhlı araç ve ağır silahlarla gerçekleştirilen bu işgal sırasında binlerce insan hayatını kaybedip, onbinlercesi sakat kalırken, 200 bine yakın Rum da topraklarından sürgün edildi.
Beşparmak Dağları diye bilinen Pentadektylos Dağları kan gölüne döndü.
İşgalci Türk Ordusu binlerce sivil savunmasız Rum‘u uykularında katletti.
İşgal ordusu bütün dünyanın gözü önünde benzeri görülmemiş uygulamalar ile talan, soygun, tecavüz ve infazlar ile savaş suçu işledi. Adanın nüfusu da Türklerin lehine değiştirilmek üzere, Türkiye’den ırkçı faşistler buraya taşınarak yeniden şekillendirildi. Gelenler evlere, topraklara, ganimet diyerek el koydular.

Acı, ızdırap, korku ile karşı karşıya kalan Rumlar yaralarını bugün bile saramamıştır. Hala 1500‘e yakın kayıp Rum’dan bugüne kadar haber alınamamıştır. Kayıp yakınları, aileler örgütlenip BM’e,Türkiye’yi şikayet ederek, sivillerin ve askerlerin akıbeti hakkında Türkiye‘den soruşturma açılmasını istediler. 25 yıldan sonra ilk defa Kıbrıs’ta kayıp yakınları kayıpların akıbetlerinin belirlenmesinde ilerleme sağlanamadığı için protesto etmek amacıyla BM Genel Sekreteteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Ann Hercus’un evinin yakınında oturma eylemi yaptı. Eylemde Ann Hercus’a bir mektup verildi. Mektupta BM’in kayıp sorununun çözmesinin görevi olduğu,Türkiye’ye baskı yapılmasını istediler.
Bir TV programında baklayı ağzından kaçıran Kurtlar Vadisi dizisinde ”kılıç” adında bir mafya babasını cezalandıran Atilla Olgaç’ın anlattıkları insanın kanını donduracak gibidir.Olgaç askerlikte terhisine birgün kala Mersin’den Kıbrıs’a gönderilince işgal harekatında görev aldığını, vatan için adam öldürdüğünü itiraf etti. 19 yaşında esir düşmüş bir Rum’u yüzüne tükürdüğü için alnından vurduğunu, sonradan buna 9 kişinin daha eklendiğini itiraf etti. Bu hareketin bir suç olduğunun farkına varan, gelen tepkiler üzerine ”şaka” yaptığını açıkladı. Kıbrıs işgali ile başlayan ihlaller, hukuksuzluk, işgallere karşı Rum halkı örgütlenerek, AİHM’ne başvurarak haklarını aramışlardır. Evinin elinden alındığına karar veren mahkeme Titiana Loizidou’ya Türkiye’nin 1,2 milyon euro ödemeye mahkum etti. 1994 yılında Rum hükümeti işgal sonrası kaybolan 1491 kişi için ve yerlerinden edilen 221 bin kişinin zararlarını karşılaması talep edilen başvuruyu AİHM’ne 1996’da yaptı. Türkiye’yi İnsan Hakları Sözleşmesini ihlal ettiği sonucuna vardı. Nihai karar ise 2014 yılında açıklandı. Türkiye harekat sonrası kaybolan ailelere 30 milyon euro, adanın kuzeyinde malların zararını karşılamak için ise 60 milyon toplam 90 milyon euro ödemeye mahkum etti.[5]

Adanın yüzde 38’lik bölümünde KKTC adında kukla bir devlet kuruldu ve ada Türkiye’nin bütün kirli işlerinin yürütüldüğü bir suç merkezine dönüştürüldü. Ergenekon/Kontrgerilla eylemleri Kıbrıs’ta planlandı, yine Ergenekon örgütünün üyesi olarak yargılanan Türk Metal-İş Sendikası başkanı Mustafa Özbek’in adanın büyük kısmına el koyduğu anlaşıldı. Uluslararası uyuşturucu ve silah kaçakçıları Kıbrıs üzerinden örgütlendi.[6]

KIBRIS İŞGALİ HİÇ BİR GEREKÇEYLE MEŞRULAŞTIRILAMAZ

Aradan geçen 41 yıla rağmen Kıbrıs’ta işgal sürüyor. Kıbrıs 41 yıllık adaletsizliğe mahkum.
Kıbrıs işgali hiç bir gerekçeyle meşrulaştırılamaz. Özel Harp Dairesi/Kontgerilla Kıbrıs işgalini meşrulaştırmak için onyıllar öncesinden devreye soktuğu gizli eylemleriyle, Kıbrıs’ı Türkiye topraklarına katma derdindedir. Türkiyeli sosyalistler de, Türkiye Cumhuriyeti devletini ve zalimliklerini eleştirerek olaya yaklaşmak zorundadır. Rumlar da bize bunu yaptı gibi söylemler devrimci söylemler olamaz. Rum sosyalistleri de ırkçı faşist Rum örgütlenmelerine tavır alacak. Olayın özü budur. Orda kimin hangi zalimlikleri yaptığının çetelesi tutulduğunda Türkiye devletinin eline kimse su dökemez.

Büyük Yunanistan düşünü kuran Grivas’ın ırkçı EOKA örgütlenmesi ile Özel Harp Dairesi’nin kurduğu TMT ve başına getirdiği Rauf Denktaş özel örgütlenmesi, işgal öncesi olan bitenin pratikteki uygulayıcılardır sadece.  Ardından Sampson cuntasını bahane ederek adayı işgal eden Küçük Asya’da, Kürdistan’da, Pontos’ta yüzyıl öncesinden yaşanan soykırımların ardından kendisinden olmayan herkese düşman olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir diğer kanlı eyleminin adıdır Kıbrıs İşgali. Ve Kıbrıs’ta dökülen kanda, yaşanan adaletsizliklerin hemen tümünde Türkiye Cumhuriyeti devletinin eli vardır.

[1] Bozkurt gazetesi, 22 Kasım 1958

[2] (Ahmet An, Kıbrıs’ta Fırtınalı Yıllar 1942-1962, Lefkoşa 1996, s.79)

[3] (Nancy Crawshaw, The Cyprus Revolt, London 1978, s.287)

[4] 30 Mayıs 1958 tarihli Bozkurt gazetesi

[5] Agop Ekmekçiyan 40. Yıl’ında Kıbrıs işgal altında esirlere ne oldu? Temmuz 2014 (kaypakkayahaber.com)

[6] http://arsiv.marksist.org/tarihte-bugun/1443-20-temmuz-1974-turkiye-kibrisi-isgal-etmeye-basladi-

Benzer Yazılar

No Responses